Zengin bir ülkede yoksul yaşamak
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
11 Mayıs 2005
Bir koşuşturma içinde geçip gidiyor.. Bu, benim olduğu kadar senin, onun; hepimizin hayatı.. Trende, hızla giderken yanımızdan akıp giden görüntüler gibi, unutulmaması gereken birçok şeyi, görmüyoruz bile.
En yaşamsal şeyleri…
Doğal kaynaklarımızı mesela, yeteri kadar biliyor muyuz? Zenginliklerimizi?
En önce insan kaynağımızı, genç nüfusumuzu.. Eğitemediğimiz, iş, meslek sahibi yapamadığımız, kendi halinde bıraktığımız, hatta kötülüklerin kucağına attığımız gençliğimiz…
Ülke kalkınmasını yüklenebilecek bir potansiyeli, yasadışı biçimine dönüştürmedeki basiretsizliğimiz.. Onların zararını önlemek için harcadığımız kaynaklarımız.. Yok olan yıllar…
Yelde üfürülen, selde götürülen, altın kadar değerli toprağımız.. Erozyonun sıyırıp aldığı üst toprak tabakası.. Oluşması için binlerce yıl beklememiz gereken hazine…
İlkokul okuma kitaplarından hafızamıza kazınan şırıl şırıl akan dereler, yemyeşil vadiler, sağlıklı ve şen çocukların köyünü düşünün… Peki, bu resimdeki su kaynaklarımızın son durumunu biliyor muyuz? İlkel sanayinin, arıtılmadan bırakılan kanalizasyonların, bilinçsiz ve ölçüsüz kullanılan yapay gübre ve tarım ilaçlarının elbirliğiyle zehirlediği havamız, suyumuz, toprağımız…
Bir bakıma yokoluyoruz.
Bütün bunları da, bilime dayanmayan, sadece görünüşe yönelik, aklın verilerine ters düşen ‘çağdaşlaşma’ furyasında yitirdik.
Nasıl mı?
Tarım Bakanlığı’nın yanlış politikaları, ölçüsüzlüğü, tarıma kuşbakışı bakamama sorunu yüzünden; orman, deniz, akarsu ve topraklarımız hem tükendi, hem kirlendi.
Bir kuş cenneti olan ülkemizde, kuşların yaşam alanı olan sulak alanların kurutulması işini, yasayla devlete vermemiz, çağdaş dünyanın suç saydığı bir eylem ve biz yıllarca bataklık kurutma adı altında doğal yaşamla oynadık.
Yeraltı sularımız… Bilinçsizce tükettik, bilgisizce kirlettik…
Topraklarımız… İntihar gibi, katlettik.
Akarsularımızı ve denizlerimizi kanalizasyona dönderdik; sulak alanları, sazlıklıkları bir hiç uğruna yokettik.
Her şeye sıfırdan başlama zamanı. Her şeyi silbaştan planlamanın sırası.
Bu hükümetin, geleceğin Türkiyesini sağlıklı bir temele oturtup, yapılamayanı yapmak, yüzyılların ihmalini gidermek gibi bir misyonu var olmalı.
Gediz Deltası’nı gezdim haftasonunda. Kuş cennetindeydim. Genel Müdür Prof. Dr. M.K. Yalınkılıç ve İzmir İl Müdürü Dr. O. Tatar’ı kutlamak gerek, gelecekle ilgili tasarıları, şimdiye kadar yaptıkları için.
Bir zenginliğimizi ortaya çıkarmadaki duyarlıklarından dolayı…
Ballar balını bulmak
Tarım Bakanı, sahte balları, il il, marka marka açıkladı.
8115 denetim yapmışlar, analize alınan 356 örnekten 137’si olumsuz çıkmış. 21 ton bala el konmuş, 5 firma için suç duyurusunda bulunulmuş.
Baştanberi söylediğimi yine söylüyorum.
Balıkesir Milletvekili Dr. Turhan Çömez konuyu gündeme getirmeseydi, Tarım Bakanlığı uyumaya devam edecekti. Sormakta haksız mıyım: ‘Turhan Çömez Tarım Bakanlığı mıdır?’
Bundan sonra mı?
Hileli balları yemeye devam edeceğiz. Yeniden gündeme gelinceye kadar…
Yusuf Özal’ın mezarı insanlık mezarlığı .
Nereye gömüleceğine dair bir vasiyeti yoktu, biliyorum. Ailesinin de, yani, eşinin ve çocuklarının bu konuda talebi yoktu, biliyorum. Ama Yusuf Özal ölünce annesinin yanına, Süleymaniye Camii haziresine gömüldü. Bir avukat da bunu kendisine mesele yaptı, dava açtı. Danıştay Dava Daireleri, mezarın kaldırılmasına karar verdi.
Artık Yusuf Özal’ın mezarı hepimizin mezarı. Hatta tüm insanlığın…
Tabii ki o mezarın dokunulmazlığı var, yeryüzündeki tüm mezarlar gibi..
O artık bütün Türkiye’nin, bütün partilerin; insanlığın meselesi..
Popularity: 5% [?]

Son Yorumlar