İnsan niçin üretir? Üretimin amacı nedir? İnsanoğlunun tarihinde atılan her adımın, her yeniliğin, her buluşun bir sırrı var mı?

İkinci özellik olarak yöneten ve yönetilen ayırımı. Yönetenlerin, yönetilenlere karşı zamanla sınırlı olan bir üretim felsefesi var mı? Daha doğrusu olmalı mı?

Bu üretim felsefesi, önce zamana yayılan bir stratejik düşünceyi, daha sonra da bunu gerçekleştirmek için yine zamanı basamak basamak geçen bir eylem planı mı içermeli?

Bütün bunların sonunda, bahse konu insanların hayatında eskiye oranla bir iyileşme, yaşam kalitesinde ilerleme olması mı arzu edilir? Nihai sonuç ne olacak?

Demokrasinin tam ve kamil manada yönetime damgasını vurduğu ülkelerde, yönetmek için yönetileceklerden yetki isteyen her anlayışın vaadlerinde insanların mutluluğunu amaçladığı görülmektedir.

İnsanların mutluluklarının, onların ihtiyaçlarının önem sıralamasına bağlı olduğu da tecrübelerin bize öğrettiği bir gerçektir. İnsanların o anda neye ihtiyacı varsa; o ihtiyacına, o özlemine ulaşmasının kendini mutlu kılacağı bilinmektedir.

Türkiye’de insanların hangi özlemi, birçok parti içerisinden bugünkü siyasal iktidarı kendini yönetmeye yetkili kıldı? Bugün iktidarı tek başına oluşturan siyasal parti, bu yetkiyi alabilmek için neleri vaad etti?

Benim görüşüm, Türkiye’de yaşayan insanların büyük çoğunluğu ‘insan onurunu’ arayarak, bu arayışı gerçekleştirmeye yakın gördüğü, kendine bu onuru arama mükellefiyetini ima eden siyasal grubu, söz konusu arayış ciddiyetine haiz gördüğü için siyasal yapının gerçeklerine göre büyük bir parlamento çoğunluğu ile seçti. Bu seçimi yaparken de, seçtiği insanların hangi ateş çemberlerinden geçerek, hangi zorlukların ve sorunlulukların gücüyle savaşarak vaadini gerçekleştireceğinin bilinciyle, gecikmeler için suskunluğu seçti. Millet, susarak seyrediyor ve sabırla onurunun bir insan olarak kendine ait olduğunu hissetme mutluluğunu yaşayacağı günü bekliyor.

İktidarı kazanan parti de yazılı olarak birçok şey vaadetti. Ancak kendini iktidar yapan şey, yazılı olarak millete sundukları değil, lisan-ı hal ile ihsas ettikleri, ‘insan onuru’na yaptıkları atıftır.

Bütün sorun ‘zaman’da… Zamanı en güzel kum saati anlatıyor. Kum saatine baktığınızda, size biçilen vadenin neresinde olduğunuzu tüm çıplaklığıyla anlıyorsunuz. Üstte kalan, size ait olan kullanmadığınız zaman, ne kadarsa! Altta, olumlu-olumsuz kendinizi katarak harcadığınız ya da değerlendirdiğiniz zaman.

Yönetenler zamanı çok dikkate almalıdır. İşin en kötü tarafı, iktidarın, insan egosunu tatmine yarayan birçok şeytanlıkla yöneten insanı zamandan enterne etmesidir. Onu, zamana bigane kılması, hatta zamandan müstağni biçime dönüştürmesidir. En büyük tehlike de bu tüm yönetenler için.

İnsanın zamanla, insanın siyasetle, siyasetin de zamanla böyle bir alışverişi, böyle bir içiçe geçmişliği var. Sonuçta, siyasetin amacının insanın mutluluğuna kilitlendiğini düşünürsek, bunun en büyük fonksiyonunun zaman olduğunu bir gerçek olarak, bir sabite olarak kaydetmeliyiz.

Zaman, her şeyin belirleyicisi. En önemlisi de duran bir şey değil. Sürekli hareket halinde. Bu hareketi sırasında neler olduğunu en iyi istatistikler ortaya koyuyor. Mesela, bir dakikada dünyada kaç kişi ölüyor, kaç kişi doğuyor, kaç ağaç kesiliyor, kaç insan öldürülüyor? Hepsini istatistikler kaydediyor.

İstatistikler, ülkelerle ilgili her şeyi de kaydediyor. Mesela deniliyor ki filan ülkede şu yıllar arasında kişi başına milli gelir şu kadardır, üretimin bölüşümü şöyledir… Mesela şu kadar buğday üretildi, bu üretim şu kadar alandan, şu kadar insan gücüyle elde edildi. Başka ülkelerde verim şu, bizde verim bu… diye tüm ayrıntı tek tek belirtilecek.

Ama bunun şu veya bu kişiyle gerçekleştiği istatistiklerde görülmeyecek. Onu, ancak siyaset tarihi ile meşgul olanlar ayırdedecek.

Ve halk… Zamanı gelecek, yeni bir yetki istendiğinde, geçmişte beklentilerinin ne kadar gerçekleştiğine bakacak, ona göre seçecek kendini yönetecekleri.

Zamana değer kazandıran da sadece bu görüntü…

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar