Yıl 1987’nin sonu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Yusuf Bozkurt Özal’la Malatya’ya gidiyoruz.

Uçakta VIP’deyiz. Havalandıktan sonra hostes ikramda bulunmak için çok zengin bir ikram tepsisiyle yanımıza geliyor. Yusuf Bey’e ne içeceğini soruyor. Yusuf Bey, hepimizi şaşırtan şu soruşu soruyor: ‘Uçaktaki herkese aynı ikramı yapacak mısınız?’ Hostes, ‘Hayır’ diyor ve Yusuf Bey, uçakta hiçbir ikram kabul etmeden o yolculuğu tamamlıyor.


O günlerde Yusuf Bey bir siyasal parti kadar güçlü hükümet içinde. Merkez Bankası, DPT, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, bütün Devlet Bankaları, DİE… Tamamı Yusuf Bey’e bağlı. Bilindiği gibi, ileriki yıllarda bunlar birkaç koalisyon partisine dağıtılan kurumlardı.

O güçle, o alçakgönüllü davranışı kişiliğinde buluşturan insandı Dr. Yusuf B. Özal… Başka insanlardan ayrıcalıklı davranışı reddeden bir kişilikti.

Genç sayılabilecek bir yaşta hastalandı. Yedi yıl ıstırap çekti, tedavi gördü, ameliyatlar oldu, acı çekti. Devletle, ülke sorunlarıyla ilgisini hiç koparmadı. Onunla, üzerinde çalıştığımız idari yapılanma, ekonomik yapılanma ve tarımsal alanda yapılması gerekenler, henüz hiçbir iktidarın aşamadığı, yaklaşamadığı sağlıklı bir temel üzerine kurulu.

Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesi için, hastahane odasından kulis yürüttü, saat 16.15 civarında, TV’de Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçildiği açıklanınca, o hasta haliyle bana sarılarak bunu kutladı. Coşkusunu dile getirdi.

Hukukun Türkiye için ekmekten sudan çok gerekli olduğuna inandığı için bir hukukçunun cumhurbaşkanı olmasının yararlı olacağını düşünüyordu.

Uzun ve ağır hastalık yaşayanlar, ölüme çok yakın olur. Yusuf Bey’in, öldükten sonra şuraya gömüleyim diye bir arzusunu ben bilmiyorum. Bir umumi mezarlıkta eşi ile yanyana gömülmeyi istediği, bana daha çok mantıklı geliyor.

Kader onu aldı ve annesinin yanına gömdü.

Yusuf Bozkurt Özal’ın, onüç yaşındayken babası ölmüş. Onu annesi yetiştirmiş. Ben, çocukluğunda acılar içerisinde yaşayanları ‘ebedi yetim’ olarak düşünüyorum. Yusuf Bey’in yattığı toprak parçasını Süleymaniye Camii haziresinden çok, annesinin mezarının bitişiği olarak düşünürüm.

Avukat Tezcan Çakır’ı tanımıyorum. Yusuf B. Özal’ı tanıyıp tanımadığını da bilmiyorum. Açtığı dava, Danıştay 10. Dairesi’nde kabul edilmiş. Başbakanlık ‘karar düzeltme’ isteyecek.

Şimdi, hem Tezcan Çakır’a, hem de Danıştay 10. Daire üyelerine sesleniyorum: Hepimiz öleceğiz. Yunus Emre’nin şiirlerinde söylediği gibi, hepimiz ‘bir avuç toprak’ olacağız. Bizden öncekilerin olduğu gibi, bizden sonrakilerin de olacağı gibi.

Yusuf Bey’in mezarını nakletmek kimseye fayda sağlamaz. Yusuf Bey’e de bir zararı olmaz. İnançlı bir insandı. Doğru yaşadı, düzgün bir hayatın kendisini götürdüğü yerdedir. Mezarı naklolsa, bir avuç toprak, oradan, bir başka yere gider.

Ama geride kalanları incitir.

Herkesin ‘insan’ yanına sesleniyorum bu yazıyla. Hayatında hiçbir ayrıcalığı kendi bilinciyle istememiş bir insana, öldükten sonra, başkalarının yaptıklarından dolayı ceza vermeye kalkmak, adalet duygusuyla bağdaşmaz.

Bunu yapmayalım. Lütfen!..

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar