Yollarına gençliğimi gömdüğüm şehir…
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
6 Eylül 2007
Bir şehir fotoğrafı var elimizin altında…
Bayramlarda, anma toplantılarında, kaysı-kiraz ve benzeri ürünlerin adına düzenlenen şenliklerde, törenlerde, şölenlerde, düğünlerde ve seçimlerde, olabildiğince mutlu yüzü vurgulanan, rötuşlu bir resim…
Bunların yansıttığı şehrin resmi, bir bakıma üzerinde düzeltmeler yapılıp, olduğundan daha güzel hale getirilmiş, gerçeği ve çoğunluğu yansıtmayan, bir günü ve azınlığı temsil eden eksik resimdir…
Bir de başka yüzü var kentlerin.
Malatya’yı alalım…
İşsizlik ve yoksulluk, bu şehrin fotoğraflarındaki ana unsurdur.
Alınan göçlerin oluşturduğu sancılar, bu sancıların yol açtığı sosyolojik, psikolojik ve ekonomik sorunlar, bu sorunların çözümsüzlüğü, resmin değişmez fonudur.
Tahsilden, kültürden, eğitimden ve sanattan çok, bu kentte, özellikle gençler arasında futbol dedikodularının konuşuluyor olması, değiştirmemiz gereken gerçeğimizdir.
Asıl kıyamet; üreticiler, kaysıyı satıp da borçlarını ödeyemez hale gelince kopacaktır bu şehirde…
Onun için…
Eskinin nostaljisine dalacak değilim.
Eski daha iyiydi demiyorum, yeni çok daha iyi olmalı diyorum.
Almanya’dan Ankara’ya kadar hemen hemen her şehirde, her mekânda, sık sık Malatyalılar bir araya geliyor. Güzel güzel konuşuyorlar. Her konuşmacı, eskiden nasıl güzel bir şehirde yaşadığımızı, iyi eğitildiğimizi, sağlıklı ürünlerle beslendiğimizi, sinema-tiyatro gibi kültürel faaliyetlerin çokluğundan mutlaka bahsederek; hâsılı, eskiye ait her şeyin daha iyi olduğunu söyleyerek, binbir gece masallarındaki gibi bir şehrin vasıflarını ortaya koyuyor.
Oysa o toplantıların amacının, yaşam kalitesinin her bakımdan daha yüksek olduğu bir kentte yaşayabilme imkânlarının araştırılması olmalı…
Biz bunu yapmadığımız gibi, yapılmasının önünü de kesiyoruz.
Nedense, bu şehri yönetenlerin işine geliyor statüko, diyesim geliyor, demiyorum.
“İyi şeyler yapmak gibi bir amaçları yok” diyemiyorum.
Belki korkuyorlar.
Başları belaya girer diye çekiniyorlar.
İyi şeyler yapmak zordur.
Cesaret ister.
Onun için de, bu tarz idareciler, kısa sürede daha iyi konumlara gelebilirler.
Şu komediye bakar mısınız?
Her toplantının klasik başlama cümlesidir, benim ve sizlerin, tüm Malatya’yı sevenlerin, kendimizle bütünleştirdiğimiz şehrimizde: “Sayın Valim, Sayın Milletvekilim, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Genel İdare Kurulu Üyem, Sayın Defterdarım, Sayın Esnaf Dernekleri Birliği Başkanım, Sayın Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanım…” diye uzayıp giden bir unvan çöplüğü…
Hem de, sanki babasının malıymış gibi iyelik ekleyerek, sahabetlik belirterek.
Sanki vali, belediye başkanı, daire müdürü, STK başkanı, kendi mülkiyetinde olan bir adam.
Bu gülünç şekliyle uzayıp gider konuşmalar.
Toplantıda, milletvekili ve general varsa, problemlidir. Onların isimlerinin nereye sokulacağı şaşırılabilir. Ya da, kendileri tarafından yerleri beğenilmeyebilir.
Bir de orada var olup da unutulanlar olabiliyor. Aşırı heyecanlı bir konuşmacı, kast-ı mahsusa olmaksızın (veya olarak, olur ki kızgınlığı vardır) bir önemli konuğun adını anmazsa, tepki görebiliyor.
Gazetecilerin, bir toplantıda, konuşmacı, adlarını anmadı diye, toplu halde toplantıyı terk ettiğini hatırlıyorum. Malatya gazetelerinde okumuştum…
İşin en gülünç tarafı da, kürsüye çıkan her konuşmacının, bu klişe cümleyi aynen okumasıdır.
Bazen, bu cümleyi okumaktan, asıl söylemesi gereken söze fırsat bulamadan, kürsüden inen konuşmacıları da görebilirsiniz.
Sadece hitap cümleleri ile biten çok konuşma olmuştur.
İşin daha komiği, bunları söyleyebilenlere de “İyi hatip” deniliyor bu ülkede.
Şimdi, Malatya için söylüyorum, bu tür toplantıların terk edilmesi gerekir.
En güzel hitap, batılıların yaptığı gibi, toplantıdakileri önemseyen “Saygıdeğer hanımefendiler, muhterem beyefendiler” anlamına gelecek bir başlangıç cümlesidir.
En başta, zamandan tasarrufu sağlar.
Ayrıca, bomboş cümleleri kulağınıza bir çöplük iştiyakıyla atan adamların iştahını keser.
Henüz yeni tayin olduğunda, bu kenti yönetecek bir yöneticiden, bunu rica ettiğimi hatırlıyorum; hitaplardan çok rahatsız olduğum böyle bir toplantıda…
Sanıyorum İzollu’da…
Sanıyorum Malatya Valisi’nden…
Bizim için önemli olan, toplantılar düzenlemek olmamalı.
Uygulanabilir sonuçlar “istihsal edebilen” toplantılar düzenlemeliyiz, konusunu iyi bilen uzman adamlarla.
Vakit kaybetmeden, Malatya için yapılması gerekenleri de yapmalıyız.
Havanda su dövmek, göstermelik toplantılar, törenler, şenlikler yapmak sadece işimizi zorlaştırır, çözümü erteler.
Zor olanı, yani gerçekçi olanı yapmak sonuç getirir.
Bu şehir de, cesur insanlar tarafından yönetilmeye layıktır…
EĞİTİM ÖNCELİĞİMİZ OLMALI…
Adı, MEV olarak kısaltılmış bir “Malatya Eğitim Vakfı”mız var. Amacı, eğitime katkıda bulunmak.
Bugüne kadar güzel şeylere imzasını attı; okullar yaptırttı, daha çok dışarıdaki işadamlarına, ihtiyaç duyan öğrencilere burslar verilmesini organize etti.
Yıllarca bunları yaptı MEV, sonra bir baktık ki, sorun eğitimin kantitesinde değil, kalitesinde…
Malatya’nın bunca sorunu var, hepsini biliyoruz Malatyalılar olarak…
Ama…
Bir de son günlerin çok acı ve üzücü gerçeği var: Eğitimde, Malatya, Türkiye genelinde başarı açısından 66.
Zaten 81 il var, biz 66’ya bağlamışız eğitimi.
Bizler bu acıyı yaşarken, neler yapılabileceğini düşünürken…
MEV başkanı, birkaç bilim adamından oluşan İstanbul Üniversitesi heyeti ile Malatya’ya geliyor, kaysı sorununu çözmeye.
Ulaştıkları sonucu gazetede okudum. Kaysı, anti-kanserojen imiş…
Aferin.
Bu kadar kolay olsaydı kaysının sorunları, şimdiye kadar bin defa çözülürdü, bu bir…
Senin bir marifetin varsa, vakfının kuruluş senedinde olan eğitimle uğraş. Bırak kaysıyla anlayanlar uğraşsın. Bu da iki…
Üçüncüsü de, Malatya dışında yaşayan Malatyalılar, olur olmaz İsa-Mesih edasıyla ve kurtarıcı misyonla gelmesinler Malatya’ya… Yesinler, içsinler, egolarını tatmin etsinler ve çekip gitsinler.
Yani, şunu bunu kurtarmasınlar artık.
Bu şehir, kurtarıla kurtarıla yalama oldu; yerinde bile sayamıyor, geriye gidiyor.
YENİDEN BAŞA DÖNERSEK…
Malatya’nın 7 milletvekili var.
Altısı iktidar, biri muhalefet partisinden.
Uyumlu, diyaloğa açık, kendileriyle barışık, sorunları çözmeye azimli 7 kahraman diyebiliriz…
Öyle diyelim ki, öyle olsunlar.
İnşallah, parlamenter hayatlarının bu dönemi sona erdiğinde, Malatya için çok yararlı şeyler yapmalarının sevincini, huzurunu, mutluluğunu yaşarız hep birlikte.
Bir de STK’lar var…
Siyasal düşüncenin yararlı eylemlerini, yerel altyapısı ile destekleme amacı taşıyan… Bu yolla hem mensuplarına, hem de bir şehre yararlı olmaya çalışan kurumlar…
Ve şehrimizin, ülke ortalamasının üstünde bir kapasiteye sahip yöneticileri…
Seçilmişiyle, atanmışıyla yetenekli insanlar…
Yani un var, yağ var, şeker var…
Helvadan söz etmeyin, o da olacak elbette.
Peki, helva nedir?
Sırayla şunlar:
Şeker fabrikasını Malatyalılar (pancar çiftçisi) satın almalı, işletmeli, ekim alanları genişlemeli, Malatya kâr etmeli…
Kaysı işleme tesisleri, Malatyalıların finansmanı ile kurulmalı. Kaysıdan elde edilen 200 milyon dolarlık yıllık gelir, işlenerek satılması sonucu, bir milyar dolara yükselmeli. Bu para da Malatyalılar’ın cebine girmeli.
Malatya, en kısa sürede eğitimi iyileştirmeli, başarıya kilitlenmeli.
Malatya’ya iyi ve güzel oteller, sinemalar, tiyatro salonları, parklar, bahçeler, sosyal hayatı geliştirecek yapılar yapılmalı. Malatya, yaşanılabilir bir kent haline getirilmeli.
Deprem sorunu ciddiye alınmalı, üzerinde durulmalı, uygulanabilir çözümler üretilmeli.
Şehir, yeniden planlanmalı. İnsanın, birey olarak mutlulukla yaşayacağı bir şehir profili amaçlanmalı.
Başka şeyler de var. Bunlar ilk ağızda aklımıza gelenler. Malatyalılar’ın yıllardır konuştuğu sorunlar.
Bunlar, hepimizin ajandasında, başköşede olmalı ve bu sorunları elbirliğiyle çözmeliyiz.
En önce de Malatya’da, Malatyalılar’da bu bilinç oluşmalı.
Bir halk, öncelikle kendi kendini kurtarır çünki…
Malatyalılar… Nerdesiniz?
Hanımlar, gençler, erişkinler; Malatya’nın entelektüelleri, bilgeleri, particiler, Malatya sevdalıları…
Ses verin, ses…
En azından fikirlerinizi söyleyin, düşüncelerinizi yazın!
SİYASET, KISKANÇLIK MI?
Geçmişte, zaman zaman şu yanlış yapıldı Malatya’da.
Birisi, siyaseten bir yere geldiyse, herkesle kavga etti, herkesi rakip olarak gördü, onları yıpratmaya çalıştı.
Bilmedi ki, iki yumurtayı birbirine vurursan, birisi kırılır, diğeri çatlar…
Bu yüzden eskidiler…
O günlerde, bürokraside olsun, siyasette olsun, STK’larda olsun, yerel yönetimlerde olsun, yetenekli insanları yıpratma kampanyaları yapıldı.
Akıllı siyasetçi, başka insanların yetişmesine, hizmet ortamı sağlanmasına çaba gösterir.
Kendi kalitesine inanan insan böyle yapar.
Faydasını da görür.
Kıskançlık ve haset, kimseye yarar sağlamaz.
Zaman zaman tarih kitapları okuyorum. Orada şunu görüyorum, büyük düşünenler, büyüyebiliyor. Birleşenler güçleniyor. Çatışanlar ve kavga edenler de yok oluyor.
Osmanlı tarihçisi Naima, “Tarihten akıllı insanlar ders alır” diyor.
Tarihten, yani yakın ve uzak geçmişimizden, o zaman olup bitenlerden dersler çıkarmalıyız ki, geleceğimiz aydınlık olsun…
Akıllı olma vasfını da hak edelim.
YOLLARINA GENÇLİĞİMİ, YILLARINA HAYATIMI VERDİĞİM ŞEHİR…
Üniversiteye kadar hep Malatya’daydım.
Çocukluğumun ve gençliğimin kalıbı Malatya’da döküldü.
Üniversiteden sonra yine Malatya’ya döndüm. Mesleğime de bir ilçede, Doğanşehir’de, İlçe Tarım Müdürlüğü yaparak başladım.
Daha sonra Topraksu Başmühendisliği günlerim… Yıllarca, Malatya’nın her köyünde, her mezrasında, Malatya kültürünü sindire sindire çalışma zamanlarım…
Kaysının inanılmaz boyuttaki sorunları…
Kaba aşıyı bulmamız…
Malatya kaysı plantasyonunun üçte birinin, başında benim olduğum ekip arkadaşlarım tarafından gerçekleştirilmesi…
Daha sonra Ankara’da Başbakanlık Müşavirliği günlerim… Malatya’nın sorumluluğunun, Başbakan rahmetli Özal tarafından bana verilmesi… Doğal olarak Çat Barajı’ndan, Turgut Özal Tıp Merkezi’ne kadar her yeni yatırımda çabamın bulunması, bunun bana sağladığı mutluluk…
Ben ne kazandım?
Bahçe bahçe, tarla tarla, köy köy, mezra mezra; insan insan Malatya’yı kazandım…
Malatyalı olmayı… Malatya’yı içime sindirmeyi… Bir Malatyalı gibi duyup düşünmeyi…
Malatya kültürünü hazmetmeyi…
Yurtdışı temsillerde bile, her zaman Malatyalı oluşumun vurgusunu, bunlar sağladı bana…
Malatya’ya hizmet etme onurunu…
Bunları kazandım.
Daha sonra Malatya’nın tarihini, sosyolojisini, insan kaynaklarını, insani özelliklerini merak ettim…
Malatya’ya ait ne varsa, hatmettim…
Arguvan türkülerini, Hekimhan Türkçesi’ni, Yeşilyurt ve Pötürge insanının çileyi avantaja dönüştürme yeteneğini, benim canım memleketim İzollu’yu anlamam, Darende’yi, Doğanşehir’i kavramam, Arapgir’i sevmem… Bunlar, zamanın ve yaptığım işlerin, kültürel çabalarımın kazancı…
Asıl mesaj sona kaldı…
Size özellikle söylemek istediğim bir şey var sevgili okuyucularım… Belki bilime aykırı, belki başka insanlara ters gelecek, inanmayacaklar, mikro milliyetçilik olarak tanımlayacaklar; belki gülecekler, ama, bence Malatya başka… Malatya insanı da başka… Malatyalılık da başka…
Malatyalılık bir onur bana göre, değerini bilmemiz gereken bir hal…
Kim ne derse desin, böyle!..
Zaten onun için başarmalıyız, hep birlikte ayağa kalkmalıyız, Malatyamız’ı, “81 vilayetin en kralı” yapmalıyız yine bir Malatya tabiriyle…
Bize yakışan da budur…
Popularity: 17% [?]

9 Eylül 2007, 06:22
Bir Malatyalıyı bırakalım, insan olarak gerçekten çok saygıdeger bir arkadaş. Duygularını mükemmel yazmış, kendisine teşekkürler.
Bir dahaki yazılarının devamını bekleriz.