Begdağı’na ilk kar düştü…

Dağdan ovaya doğru bir boz duman yürüyecek.Sararıp bozaran,bu haliyle güze direnen birkaç kaysı ve kiraz yaprağını,iyice karartacak.Çalımlı rüzgarların önüne katıp,savuracak.

Sular kararacak…

Derme’nin daha alt kanallarında,arklarda bu kararıp çürümüş gazeller akacak…Bir çöpe,bir köke takılıp kalacak,orada birikecek; bend oluşturacak…

Su taşacak,yeni ve geçici mecralar bulacak kendine.

Sonra karlar yağacak,keskin kenarları yuvarlayacak,yumuşatacak…

Bir sessizlik hükmü altına alacak köyleri,kasabaları…

Sular,buhar çıkararak akacak.

Sonra bahar…O güzellik…İnsanın içini ısıtan gülümseme…Güllerle,çiçeklerle…

Kanallar temizlenecek,dereler düzgün akacak,çöpsüz,yapraksız…

Bir eyyam da böyle gidecek…

Yazın bereketi dolduracak çarşıları,arastaları…

Bu devridaim böyle sürüp gidecek biz var olduğumuz sürece.Sonra yine sürecek,ama bu kez biz olmayacağız,başkaları yaşayacak bunca değişimi…

Her birinde ayrı bir güzellik bulacağız.

Çıtır çıtır meşe odunu ve kaysı çekirdeğinin yandığı sobalarla ısınan odalarda,bağdaşımızı çözüp,iç geçireceğiz,pencereden dışarıya bakıp…

“Yine kırcılandı dağların başı” diye efkarlanacağız…

Bu, işin duygusal yönü…

Bir de geleneksel oluş bu.

Yani kaderi insanoğlunun…

Peki,başka yönü yok mu “yine kırcılandı dağların başı” cümlesinin?

Var,hem de birkaç tane…

Birincisi…

BİR SOSYAL GERÇEKLİK OLARAK YOKSULLUK

Kış gelecek,yine kırcılanacak dağların başı…

Ev adı verilmiş kulübe bozması mekanlarda yaşayacak bazı insanlar…Geceleri,açlığın da etkisiyle,yanmayan sobalarla,daha soğuk geçecek…

Karnını doyurmak en büyük mesele…

Yaşlı veya genç olacak bu insanlar…Düzgün çalışmayan bir devletin,ezip posasını çıkardığı,sonra da bir kenara attığı curuf gibi…

Çocuklarına mahcup,hayata kırgın,isyanlarda…

Birileri üç beş kuruşluk gösteriş yardımı yapacak,nice onurların üstüne basıp giderek.

İş bulsalar çalışacaklar.

Çalışmış olsalar sosyal güvencede olacaklar,hem de onurlarını koruyarak.

Kimseye muhtaç olmayacaklar.

İşte “devlet” bu demek.Bunu sağlayan mekanizmaya “devlet” denir.

Bireyin onurunu koruyan nesneye…

Dağların başı kırcılandığında, “devlet”sizlikten dolayı yokluğa ve yoksulluğa mahkum olan bu insanların yüreğinin başı da sızlamaya başlayacak…

Ev,yakacak,yiyecek,giyecek;bir sürü fazladan masraf…

Kış demek,dağların başının kırcılanması demek, acı demek bu insanlar için,ey sevgili Malatyalı hemşerilerim!Yokluk ve yoksulluk demek değerli Valim!Bir dilim ekmek,bir soba odun demek sevgili siyasetçilerimiz!

Soğuktan kaskatı olmuş yumruklarını,imkansızlıkların duvarında parçalamak demek!

Boşuboşuna mı aylardan beri kendimi paralıyorum “mikrokredi” diye Sayın Valim!

Bu günleri gördüğümüz için.

Dağların başı kırcılanınca,yoksulun evine yangın düşeceğini bildiğimiz için.

Peki,hani nerede “mikrokredi”?

Mikrokredinin ne olduğunu merak edenler,geçmiş yazılarıma baksınlar bir zahmet.

Hiçbir şey yapamıyorsak,hiç olmazsa insan gibi yaşamalarına,onurlarıyla ayakta kalmalarına katkıda bulunalım.

Yoksa,kırk para etmez meseleler için devlet denen kutsal aygıt,nice zamanlarını ayırır da,bu dağ gibi yoksulluğu görmezden gelir;bunca yıllık topraklar da,ayaklarımızın altından kayar,gider.

“Yine kırcılandı dağların başı” cümlesinin,sosyal bir gerçeklik olarak yoksulluğa dikkat çekmek gibi bir işlevi de var.

Anlayana!…

KÜLTÜREL BİR ENSTRÜMAN OLARAK ÜNİVERSİTE

“Yine kırcılandı dağların başı” cümlesinin,bir de kültürel ve yerel boyutu var.

Bu bir şiir…

Sadece şiir demek yetmez,çok güzel,harika,insanın ayağını yerden kesen bir şiir…

Bu da yetmez bu şiiri anlatmaya…

Bu bir semah aynı zamanda.

Sadece bacıların döndüğü bir semah…

Size hiç beklemediğiniz bir şey söyleyeyim mi?

Bu şiir,bu güzel şiir,bu ayağımızı yerden kesen şiir,1755’te Malatya-Arguvan-İsaköy’de doğup,1828’de Anzahar’da ölen hemşerimiz Arguvanlı Derviş Muhammed’in bir şiiri…

Derviş Muhammed’den il kez,dostum Avukat Hıdır Lüle,1980’de Arguvan’da(Eşütge’de) bir sulama projesinin etüdüne gittiğimde sözetti.İkinci olarak da,yine aynı yıllarda,İsaköylü dostum Hanefi Yalçınoğlu bahsetmişti…

Yine şiire dönelim…

“Kırcı” kelimesini aşağı yukarı biliyordum,ama tam olarak sözlük anlamını merak ettim.

Baktığım sözlüklerde bulamadım.

Google’da aradım.Haluk Kırcı’dan başka bir şey çıkmadı.

Nurettin Madran’ın Tarım Sözlüğü’nde buldum.

Kırcı:Ufak,sert daneli kar,demek.

Yaşayan en önemli sözlük yazarlarından D.Mehmet Doğan’a telefon ettim.

Bende bulunan 1981 baskısı sözlüğünde “Kırcı” kelimesini bulamadığımı,bulduğum başka bir sözlükte yazan karşılığını söyledim.Arguvanlı Derviş Muhammed’in,içinde “kırcı” sözcüğünün geçtiği “Kırat Semahı”nı okudum,hayran oldu,bu kelimeyi yeni baskıya alacağını söyledi.

Telefonu kapattıktan hemen sonra aradı ve sözlüğe baktığını,en yeni baskıda bu kelimenin olduğunu,ancak Derviş Muhammed’in şiirini,bir sonraki baskıda kullanmak istediğini söyledi,şiirin tamamını kendisine göndermemi istedi.

Begdağı’nın(Beydağı değil,yerel söyleyişle Begdağı) kırcılandığını,dün yerel gazetelerin internet sayfalarında okudum…

Hüzünlendim…

Hem Malatya’nın bu mevsimini özlediğimi,hem de kışın yoksul hemşerilerimin neler çekeceğini,kalbimde hissettiğimi farkettim.

Malatya Valiliği’nin,mikrokredi için acilen Prof.Dr.Aziz Akgül’le irtibatlanması gerektiğini, bir kez daha hatırlatmalı,dedim.

İnönü Üniversitesi’nin,bu şehrin en büyük kültür zenginliklerinden olan “Arguvanlı Derviş Muhammed,hayatı,eserleri ve etkisi” için bir değil,birçok araştırma yapması gerektiğini yazmalı,dedim.

Üniversitemiz,bu konuda,ne yazık ki,bir makalecik bile yayınlamadı.

Halbuki,büyük toplantılar düzenlemeli,eserlerini yayınlamalı,bilimsel araştırmalar yapmalı,bunların sonucunu yayınlamalı.Malatyalılarla paylaşmalı…

Üniversite ile halkı kucaklaştıracak,büyük bir “Arguvanlı Derviş Muhammed” anma toplantısı yapmalı…

Arguvanlı Derviş Muhammed’in sekizinci semah olarak,sadece bacıların döndüğü Kırat Semahı’nı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu şiir,tabiat tasviri yönünden tam bir görsel şölendir,o gözle okumanızı diliyorum.

KIRAT SEMAHI

Yine kırcılandı dağların başı

Durmayıp akıyor gözümün yaşı

Ne yaman firaklı kıratın işi

Kırat bu dağları aşmalı bugün

Kırat kalk gidelim biz bu odadan

Kısmetimiz gelir Bar-i Hüda’dan

Nalını kestirem tağ-ı ucadan

Kıymetin cihanı taşmalı bugün

Kırat da gidiyor koştuğu zaman

Dizgini boynundan aştığı zaman

Deli boran gibi coştuğu zaman

Köpüğü sağrıdan geçmeli bugün

Kırat da gidiyor başı dumanlı

Hele kaldır gönlündeki gümanı

Seherden sonraca, kuşuk zamanı

Dostun ellerini açmalı bugün

Derviş Muhammed’in piri pir ise

O yarınan ahd-amanın bir ise

Kırat!Sende küheylanlık var ise

Pirin dergahına düşmeli bugün

SON SÖZ:

Bu güzel şiirden sonra yine hatırlatalım…

Malatya Valiliği,yoksulluğu önleme adına,insanların çalışarak hayatlarını sürdürecekleri mikrokrediyi,en kısa zamanda hayata geçirmeli…

İnönü Üniversitesi,yerel değerlere sahip çıkma adına,en kısa zamanda “Derviş Muhammed-Ahmet Aşıki-Şah Sultan” üçlemesi ile ilgili bilimsel bir toplantı düzenlemeli,bu toplantıyı Malatya halkı ile bütünleşerek yapmalı,sonuçlarını da,bu üçlünün şiirleriyle birlikte yayınlamalıdır.

Yayınlamalıdır ki,Malatya ile birlikte Türkiye de nasıl söz ustası değerlere sahip olduğumuzu bilsin…

Ve eğer İnönü Üniversitesi,Malatya Üniversitesi ise…

Popularity: 22% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar