Çocukluğumuzda satılırdı. Bir telin üzerine sürülmüş kimyasal bir maddeydi, sanıyorum. Yakınca, havai fişek gibi kıvılcımlar dökerek yukarıdan aşağıya doğru yanar ve kısa sürede biterdi. Şerrareler döktüğü o kısacık sürede, bizi mutlu ederdi. Hayattan kopardık. Şimdi aynı yüz ifadesini, gecenin ğöğünde beklenmedik güzellikler oluşturan havai fişekleri seyredenlerde görüyorum. Aynı mutlu yüz, kısacık da olsa, aynı kopuş…

‘Yıldızdöken’in bize sunduğu o kısacık an, sanki hayatımızdı…

Ölümlerin erittiği musalla…

Kayalarda parçalanan gemi…

Bazı ölümlerdeki yitiş duygusu, bazı ölümlerdeki kabulleniş asaleti…

Yandıkça çoğalan bir ateş, sonra közleşen bir kor yığını, yavaş yavaş da küllenip yokolan, havada uçuşan toz zerrecikleri…

Sonra hayatın kendi dayatmaları… Bizi kendi çizgisine çağırış… Dağıttıklarımızı toparlama, savurduklarımızı yeniden derleme evresi…

Ölümü bir son olarak görmekle, başlangıç olarak tellakki etmek arasındaki derin fark.

Televizyonlarda izledim Erbakan’ın, eşinin cenazesindeki görüntülerini… Herkes gibi ve herkes kadar, kendi içine dönerek, geçmişin, birlikte geçen uzun yılların filmini seyrediyor gibiydi…

Vefat eden hanımefendiyi, eşim tanımıştı. Hakkında iyi şeyler anlatırdı. Hanımefendiliği hakettiğini düşünürdü. Unutmadığım bir televizyon görüntüsü var. Hanımefendinin eşiyle birlikte katıldığı bir toplantıda, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın parmağıyla göstererek, nerdeyse hakarete varan, başörtüsü ve çağdaşlık üzerine yaptığı bir konuşma…

O konuşmayı dinlerken, bir meydan muharebesinde ‘gazi’ olmuş gibi geldi bana…

Başsağlığı ve sabır diliyorum.

Suyu sulandırmadan

MGK’da, son toplantıda su konusunun, yani hydrostratejinin görüşüldüğünü yazdı gazeteler. Eğer öyleyse çok doğru. Suyun yokluğunu, havanın bitişi gibi düşünmeli. O yüzden de, Türkiye, sahip olduğu su kaynaklarını doğru kullanacak yöntemler üretmeli, organizasyonlar oluşturmalıdır.

Şu konularda yoğunlaşılmalı: Öncelikle, mevcut suyun yaklaşık dörtte üçünü tüketen tarımda, Tarım Bakanlığı, bir ölçek su ile sulanacak arazi miktarını artırmaya odaklanmalıdır. Yaygın bir plastik sanayi var. Bununla, basit bir biçimde damlama sulama aparatlarını, ucuza mal edip yaygınlaştırmak mümkün. Hesaplamıştık, bu yolla 1 olan sulama modülü 0,250’ye düşer, yani aynı suyla sulanan alan, en az dört misli artırılabilir. Sulama kalitesi de artmış olacağından, drenaj ve tuzlanma konularında, sorunsuz bir sonuç elde edilecektir.

Nadasa bırakılan ve 5 milyon hektar tahmin edilen topraklarımızın büyük bir kısmında, fiğ ve korunga gibi susuzda yetişebilen yem bitkilerine geçilmeli. Bu yolla hayvancılığın ihtiyaç duyacağı kaliteli kaba yem elde edilecektir. Hem de toprak boş bırakılmayacak ve üstelik büyük bir getiri sağlayacaktır.

Atık suyun basit ve ucuz yöntemlerle arıtılmasıyla, çiğ tüketilmeyecek tarımsal ürünlerde kullanılması sonucu, yeni bir su kaynağı oluşturmak mümkün. Bir litre atık suyun, büyük miktarda temiz suyu kirlettiği de düşünülmelidir. İsrail, toplam su ihtiyacının %16’sını atık sudan sağlamaktadır.

Başka konular, başka ayrıntılar da var suya dair… Bütün bunlar, ancak doğru düzenlenmiş bir Tarım Bakanlığı ile, bilimsel olarak yürütülebilir.

Tarım, bugün olduğu gibi bölük pörçük olmaya devam ederse, bugünkü verimsiz yapısını sürdürmeye mahkumdur. Hükümet, devrim sayılacak yeni bir tarım anlayışına yönelmelidir. Aksi halde, olumlu hiç bir şey yapmamayı da baştan kabullenmiş olur.

DSİ Genel Müdürlüğü, 16.10.2005 tarihli yazım için ‘zarif’ bir açıklama gönderdi.

Onun için, bu konuları yeniden sizlerle paylaşmak istedim.

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar

  • No related posts