Son günlerde şunu iyice öğrendik:Ancak siyasetle iktidar olunuyor.

Daha doğrusu, halkın oyuyla iktidar; siyasetle de muktedir olunuyor.

Bunu, Yıldız Sarayı’nda hatırlamış olmamız, tarihin bir dersi gibi.

Biliyorsunuz, Yıldız ile 2. Abdülhamit birlikte anılır.

Siyaset deyince de, kimilerinin “kızıl sultan”, kimilerinin de “gök sultan” dediği, ama bir siyasi deha olduğu üzerinde ittifek olan 2.Abdülhamit’i hatırlamamak olmaz.

22 Eylül 2008, Pazartesi günü Yıldız Sarayı Malta Köşkü’nde bir iftara davetliydim.

Küçük çaplı bir “Malatya Müşavere Heyeti” gibiydi.

Kimler vardı?

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, Malatyalı İşadamları Derneği –MİAD- Başkanı Yunus Akdaş (Crispino), Celal Birsen (Celal Birsen şemsiyeleri), Şahin Özer (Şahin Özer plakçılık), İbrahim Nalbant (Nurteks halı saha ve halıları), Adnan Güldaş (Yabancı tekstil markalarından çoğunun ülkemizdeki temsilcisi), Turan Eriş (İşadamı), Osman Uzun (Oliviumun sahibi), Yusuf Kenan (Dr.,Terzi) ve eşi Filiz Hanımefendi, Kadir Taçyıldız (Çalık Holding), Tülin Ersöz (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı), Mehmet Taner (Polat Holding Genel Müdürü), eşim ve ben.

Mesut Hoca’nın olduğu yerde ne konuşulur?

Hemen hemen her şey…

İlk kez duyacağınız fıkralar, Malatya’nın son 50 yıllık kesiti, üniversite sorunları ve çözümleri, Türkiye siyaseti ile ilgili en son yorumlar…

Bunca işadamı bir arada olunca, ilk önce ekonomik değerlendirmeler gündeme geldi.

Genel bir tedirginlik sözkonusu.

İşadamları, önünü görememekten şikayetçi.

Bunu, birkaç gün önce, ayrı bir iftarda bir araya geldiğimiz, AK Parti’ye çok yakın olan işadamlarında da gördüm.

Mesut Hoca’nın niye YÖK Başkanı yapılmadığına, doğrusu, çok esef ettim. Üniversite yönetimine dair o kadar çok fikir geliştirmiş ki, inanın üniversiteleri uçururdu.

Hiçbir sorun da yaşanmazdı.

Mesut Hoca’nın üniversitenin sorunları ile ilgili ortaya koyduğu çözümler, hem çağdaş dünya ile aynı seviyede, hem de dünya ile aramızdaki farkı kısa sürede kapatacak kadar devrimci fikirler. Devrimci kelimesini, kokuşmuş düzenin yıkılması anlamında kullandığımı, özellikle belirtmek isterim.

MİAD Başkanı Yunus Akdaş, hem Malatya için, hem de Türkiye için oldukça ümitvar. Çözülmeyecek sorun diye bir şey tanımıyor. Her sorunun üstesinden gelineceğini düşünüyor. Tek yapılması gerekenin çalışmak ve bilimsel düşünmek olduğu kanaatini taşıyor.

Yunus Bey’in önümüzdeki günlerde ilginç çözüm önerileri olabilir.

Şahin Özer, Adnan Güldaş ve Turan Eriş, hiç ayrılmayan bir üçlü. Bulundukları her yeri, enerjileriyle doldurmasını çok iyi beceriyorlar.

Çalık Holding Yöneticisi Kadir Taçyıldız ile, ATV ve Sabah’ın durumunu konuştuk.

Benim kadim dostum İbrahim Nalbant, tam bir Malatyalı. Özellikle halı sahada, çok yakın bir gelecekte, dünya markası olacak gibi görünüyor.

Aynı şey Celal Birsen için de geçerli. Türkiye’deki engelleri birer birer aştı, şimdi dünya için oynuyor. Yakın bir gelecekte, ülkemize çok şey kazandıracağını göreceğiz.

Yusuf Kenan, bir bakıma Malatya’nın İstanbul ayağının canlı tarihi gibidir. İnönü’den Özal’a giydirdiklerinin, çok özel hatıralarını da muhafaza etmektedir.

Osman Uzun’la siyaset ve ekonomi konuşmanın ayrı bir tadı var. Öylesine büyük bir bilgi birikimi var ki, en karmaşık konularda bile, çok akıllı çözüm önerileri sıralayabiliyor.

Tülin Ersöz, başkana turizm konularında danışmanlık veriyor.

Mehmet Taner, genç ve başarılı bir holding yöneticisi olarak, kendi ihtisas alanında derin bir bilgiye sahip.

Bunlar ve daha niceleri, Malatya’nın gurur duyduğu kişiler. Gerçekten de kendi alanlarında, hayal edilmesi zor olan başarılar kazanmışlar.

Şimdi de daha üst başarıları zorluyorlar.

Başaracaklarına inanıyorum.

Bilindiği gibi, insan bir şeye inanırsa başarı mutlaktır.

Siyaset de o demek değil mi?

Kırılacak yükü, kırmadan indirmek.

Ne yazık ki, Türkiye de, Malatya da bunun sancısını yaşıyor.

Popularity: 99% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar