Belli ki, kendisini statükoya mahkum etmiş Türkiye’ye, bu kadarlık bir fark bile fazla geldi.

Ne kadar çok yadırgandı Başbakan?

Birileri için umut olarak görmek istedi bazıları.

Kitabın ortasından sorayım: Örgüt dediğiniz, neye tekabül eder efendi-ağalar? En iyisini Güneydoğu’da, 20 yıllık kaos ortamında yaşayanlar bilir. Devletin gücü sizi koruyamıyor. ‘Büyük toprak sahibi, ağa, aşiret reisi, şeyh, iş adamı’sınız. O bölgeler için çok şey ifade eden bir itibarınız var. Bir gün, örgüt adına iki tıfıl oğlan gelip, sizden istekte bulunuyor. Devlet, istese de sizi koruyamıyor. Örgüte kafa tutamıyorsunuz, istenen şeyi veriyorsunuz.

O tıfıl oğlan yakalanıyor, itirafçı oluyor, başlıyor şakımaya: Şu bize yardım ve yataklık etti, bu para verdi, diye..

Celal Yaşar’ı tanır mıydınız? Tuncelili işadamı, Ticaret Odası Başkanı Kutlu Savaş’ın Susurluk Raporu’nda adı geçen Anadolu çocuğu..

Ben tanırdım.

Dağ başlarında barajlar yapıyordu bu ülkeye. İtirafçının ifadesine göre örgüte yardım etmiş. Aldılar, DGM’de yargıladılar, tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Cezaevinde yatmayı kendine yakıştıramadı. Beyin kanaması geçirdi, bitkisel hayata girdi… ve öldü.

Öldüğü gün de mahkemede beraat etti.

Şimdi bir soru: Celal Yaşar’ın katili kim?

Başka bir örnek..

‘Esnaf, işçi, memur, maraba’sınız. Zor geçiniyorsunuz. Ksenephon’un, ‘Onbinlerin Ricatı’ndaki gibi, bir silahlı güç, üzerinize geliyor. Paranız, pulunuz yok, sizden çocuğunuzu istiyor. İstemiyor, alıp götürüyor. Bir süre sonra, ya çocuğunuz ölüyor, ya yakalanıp hapsoluyor, ya da yaşamaya devam ediyor, ama örgütte..

Anne, baba olarak siz hangi yandasınız ve sizin bu ‘kimyasal bozukluğunuzun’ suçlusu kim?

Ben bunları boş yere yazmıyorum.

Uzun süre bu bölgede, Başmühendis olarak çalıştım. Bu ve benzeri yüzlerce hikaye biliyorum. Devleti temsil eden bazı zevatın zayıflıklarına da şahit oldum.

Bu milleti, laf olsun diye değil, gerçekten seven asker-sivil bir sürü bürokratla, detaylarını da konuştuk.

Konu o değil..

Sizin, Güneydoğu’da köy ağası zannettiğiniz kişilerin, yasal olarak en az üç kuşaktan beri bölünmemiş arazi üzerinde oturduğunu, miras hukukuna göre bölünse, adamın eline, 50-100 dekar gibi o bölge şartlarında kimsenin işine yaramayacak bir miktar kalacağını, bilmeniz gerekir, eğer devletseniz.

Tedbirinizi de ona göre almanız gerekir, yine,eğer devletseniz.

O muhteşem ‘Züğürt Ağa’ filmini hatırlıyor musunuz? Yüzde yüz doğru. O köylerin, Ankara-Altındağ’da bir gecekondu fiyatı etmeyeceğini, bilenler bilir.

Başbakan doğru başladı.

Adına ne derseniz deyin, bu sorun çözülmeli.

Bu ülkenin kaynaklarını, ‘derin’ örgütle, ‘sayın’ örgüt arasında pay eden çark, kırılmalı.

Bir de ilave tarih sorusu: Beylikler döneminde, onca beylik içinden, neden sadece Osmanlı büyüdü?

El cevap:

Ekonomiyi esas alıp, adamı,adam yerine koyduğu için.

Ağalar, beyler, tuzu kuru-işi tıkırında olanlar, emeklilikten sonra dahi her şeyi garantiye almış bürokratlar!..

Kıymayın bu mazlum ve mağdur millete, yazıktır!

TEŞEKKÜR

Önce, 4 aylık asker arkadaşım, 30 yıllık dostum, Akşam Gazetesi yazarı Şakir Süter -aynı zamanda Arnavut İzollulu’dur- rahatsızlandı.O hay huyda, geçen Cuma, ben de bir operasyon geçirmek zorunda kaldım.

Kardeşim Doç. Dr. Derya Balbay karar verdi. İstanbul’dan değerli Opr. Dr. Hüseyin Lüleci Ankara’ya geldi ve operasyonu yaptılar. Yrd. Doç. Dr. Ersin Çimentepe, Dr.Akif Koç ve bölüm çalışanlarının çabasıyla, düzelirken, Pazar gecesi, yeniden rahatsızlandım.. Bu kez, Dr. Ziya Akbulut’un gayretiyle, yeniden bir operasyon..

Şimdi iyiyim.

Her zaman yanımda olan Dr. Rıfat Tokaç, bütün yükümü çekti.

E, yeğen olmak kolay değil…

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar

  • No related posts