Yemekte şiir konuşacaktık
Star Gazetesi Yazıları
Bu yazıyı yazdır
21 Mayıs 2006
lk önce, oğlum Burak İstanbul’dan aradı, Danıştay 2. Dairesi’ne yapılan alçakça saldırıyı haber verdi.
Ölen ve yaralananlarla birlikte, kan gölüne dönen bir yargı kurumu…
Önlerine gelen konuyu, hukuk çerçevesinde değerlendirip, karar almak için toplanmış insanların, içeriye giren silahlı bir kişi tarafından taranmalarındaki korkunç görüntü…
Kanım kurudu.
İlk aklıma gelen, bunun bir provokasyon olma ihtimaliydi.
Olayı düşünmeye çalıştım…
Şöyle bir yol var yargıda, biliyorsunuz. Yerel mahkemeler, Bölge İdare Mahkemeleri, Yargıtay/Danıştay, belki Anayasa Mahkemesi, AİHM… Önce,yerel mahkemeler anlaşmazlıklar konusunda karar veriyor. Sonra davalar,üst mahkemelerin çeşitli kurullarında görüşülüp, kararların hukuka uygunluğu üzerinde duruluyor.
Verilen karar da,taraflar için yaşamsal olabiliyor.
İnsanoğlunun; lehindeki kararı adil, aleyhindekini de adaletsiz bulma gibi bir yapısı var, bu hepimiz için geçerli. Bunu bir yere kaydedelim.
Yargıçlar da insandır,onların da hata yapma ihtimali vardır. Bunu da unutmayalım.
Bütün mesele, eğer yerel mahkemenin kararında bir hata varsa, iyiniyetle, üst mahkemelerde bunun düzeltilmesi imkanının varlığıdır.
Çeşitli nedenlerle bu yolun kapatılması durumunda,insanları,kendi adaletlerini, başka yolardan sağlamak gibi bir olumsuzluğun kucağına atma riski var.
Yargıçlar kişisel ve siyasal görüşlerini, inançlarını ya da inançsızlıklarını veya menfaat sağlama gibi etkenleri öne geçirip,kararlarını buna göre verirse, ortaya çıkan kaos ve girdap, suçlu-suçsuz demeyip herkesi yutacak büyüklüğe ulaşabiliyor.
Çok sevdiğim,namuslarına kefil olabileceğim, çok yargıç dostum var. Bazan,kısacık bir ziyaret gerçekleştiririm. Onların, metrelerce dosyalara gömülüp, imkansızlıklar içinde savaşmaları, gözlerimi yaşartır. Konuşmalarındaki özen, kelime seçişlerindeki dikkat, adil olma hassasiyetleri, beni yaşadığım ülkeye bağlayan sağlam bir bağ oluşturur.
Az da olsa bazı yargıçların, özensiz konuşmalarını okumak, dinlemek de, aynı oranda üzer beni. Ayağımın altında toprak kayar gider sanki.Öyle ya,bu insan, nasıl sağlıklı karar verecek, hakkımızı nasıl koruyacak der, üzülürüm.
Geçmişte,siyasal erkten beslenen, siyasete payanda olan, ya da yönlendirilen adaletin, kendi kurumsallığıyla birlikte nasıl yıprandığını, ülkeyi de nasıl yıprattığını, örnekleriyle hep birlikte gördük.
Ya politikacılar?
Onlar daha da dikkatli olmalı…
Siyaset,kendi alanında yapılmalı. Siyaseti yargıya, bürokrasiye bulaştırmak, sokağa dökmek, gerilimlerle, provokatif davranışlarla kamusal alana çekmek,geçmişte kimseye fayda sağlamadı, şimdi de sağlamaz.
Buna da en çok politikacılar dikkat etmeli.
Kendi mecrasından çıkmış bir siyasi kargaşanın,kime,ne zarar vereceği de şimdiden bilinmez.
Ondan nemalanmayı umanlar,en büyük zararı da görebilirler.
Ekonomiden eğitime, sağlıktan tarıma, o kadar çok sorunu olan bir ülkede, bizi ortasına atmak istedikleri ateş, hiç yaşamamamız gereken bir cehennemdir.
Herkes, ama herkes sağlıklı düşünsün, soğukkanlı davransın.
Mümkünse hiç konuşmasın, hamasetin yanına bile uğramasın.
Hatta biraz da ‘derin’ düşünmeye çalışsın.
Bu ateş ülkemizi yakar çünkü.
Söylemeyi unuttum…
Günler önce konuşup kararlaştırmıştık, Zaman Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Ünal ile… Akşam Gazetesi Ankara temsilcisi İsmail Küçükkaya’yı da alıp, bir öğle yemeği yiyecektik.
Yemekte,sadece şiir konuşacaktık.
Kelimeyi bir kuyumcu titizliğiyle işleyip,şiirini kuran, Türkçeyi zenginleştiren, günümüzün usta bir şairinden söz edecektik.
Şiirler okuyacaktık…
Olmadı.
Terör ve kaos, tek başına bir düzen demek olan şiiri önledi.
Popularity: 10% [?]

Son Yorumlar