Bu işte bir terslik var. Her olayın olumsuz sonucu şu soruyu sorduruyor: Biz nerede yanlış yaptık?

Niçin bu ülkede sistem iş yapmama ve yaptırmama üzerine kurulu?

Herkes birbirinin rolünü çalmak istiyor.

Kimse işini yapma çabası içinde değil.

Meclis’ten başlayalım.

Yasama organı, ama yürütme rolü oynamak istiyor. Gücünü sınıyor, olanak bulursa kapıyı aralıyor ve aradan geçip gidiyor. Hem yasama hem de yürütme rolünü oynuyor. Geçmişte, birçok örnek olay sergiledi…

Yürütme; hem yasamayı yönlendiriyor, hem icra ediyor, hem de yargıda etkin bir ağırlık kapma çabasında…

Yargı apayrı bir dünya… Hem yasamayı etkiliyor, hem yasamadan etkileniyor. Neredeyse hükümet gibi davranabiliyor, ama hükümetler tarafından etki altına alınmaya da uygun…

Bu işte bir terslik var…

Biz nerde yanlış yaptık?

Zannettik ki, mesela Anayasa Mahkemesi’ne filanca yerine falanca üye ya da başkan olursa her şey düzelecek…

Sistemi düzeltmek yerine, bozuk sistemin başına başkasının adamını alıp kendi adamımızı getirince her şey yoluna girecek diye düşündük.

Kendi adamımız o işin başına geliyor. Hayret, değişen bir şey yok! Neden? Eskiden A fikrini savunan adamın yaptığı yanlışların tümünü, bizim B fikrini savunan arkadaşımız arttırarak yapıyor.

Biz de anlıyoruz ki mesele kişilerle ilgili değil, sistemle ilgili…

Türkiye’de ne yazık ki, hizmet yerine, bulunulan makamları kişisel ranta çevirme amacı öncelikli… Böyle bir yapıda, kişilerin değişmesi de ancak daha kötü uygulamalara neden oluyor. Özellikle, şimdiye kadar devletten geçinenlerin kendi yararı için kendi koşullarını uygulayarak; yasama, yürütme ve yargıyı etkisi altına alma anlayışı ve çabası dikkate alınmalıdır. Makamların ranta dönüştürülmesi hırsıyla devletten nemalanmak isteyenlerin gayreti birleşince, bugünkü çirkin yapı oluşuyor…

Bu yapıyı sarsmanın, yok etmenin imkanı yok mu?

Var!

Siyasi partilerin muhalefetteyken söylediklerini alt alta yazarsak, çözüm için reçete hazır olur.

Nedense partiler iktidar olunca görüşünde flulaşma başlıyor.

Yönsüzleşiyor…

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu yasama, yürütme ve yargının çok iyi anlaması gerekli. Çok iyi anlayıp birbirine yardımcı olarak ve birbirinin işini kolaylaştırarak tedbirini de ona göre ortaya koyması zorunlu.

Bu mümkün mü?

Tarım, orman ve çevrenin içinde bulunduğu durumu bir örnek olay olarak irdeleyelim.

Düşünebilen herkesin kabul edeceği bir gerçek var: Türkiye’de tarım büyük bir sorun.

Konu üzerine düşünen kişi ve kurumlar, düşüncelerini ve çözümü ortaya koymuşlar… Kim bunlar? DİSK’ten CHP’ye, AK PARTİ’den TESEV’e dek bir sürü sivil toplum örgütü ve siyasi parti… Hepsinde de ortak olan düşünce şu: Türk tarımı sorunlu… Bu sorun ancak çağdaş ülkelerde olduğu gibi bilimsel yöntemlerle çözülür. Bunlar nedir?

Birimden verimin yükseltilmesi, uygun ölçek, %70 hayvansal üretim, %30 bitkisel üretim, tarımda çalışanların %10’dan aşağı düşürülmesi, gıda güvenliği; meyve ormanları, üretimin işlenerek satılması, köylülükten çiftçiliğe geçiş, tarımın güçlendirilmesi… gibi bir dizi tedbir, tarıma kafa yoranların ortak görüşü…

Demek ki bazı konularda ortak görüş mümkün. Bunu ortak aklın çözümü olarak ifade etmek daha doğru. Bilimin ve teknolojinin öncülüğünde getirilecek çözümler, akla ve iknaya dayanacağından, geniş bir ortak payda oluştururlar.

Eğitim, sağlık, sanayi,adalet… Hangi konu olursa olsun bilimsel çerçeveden bakarak makul çözümler üretmek mümkün.

Çözülmesi gerekli problem bu olduğu halde, ‘yasama-yürütme-yargı’ arasındaki uyumsuzluk, hatta çelişki neden kaynaklanıyor?

Hala, hiçkimse bu ülkenin dibe vurduğunu göremiyor. Hiçkimse, bunca sorunun ancak bir sefeerberlik ruhuyla çözüleceğinin farkında değil.

Herkes, diğerinden rol çalma çabasında…

Çalacaksın da ne olacak?

Allah korusun, batan bir geminin miçosu olsan ne yazar, kaptanı olsan ne yazar?

Akıl odur ki, bu ülkeyi sağ-esen bunca kaosun ortamından alıp, huzur, refah ve insanca yaşama gibi kavramlarla ifade edilen bir limana çekmek.

Bunun yolu belli.

İlk görev icra makamına, hükümete düşüyor!

Popularity: 38% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar