Yarın bayram
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
13 Kasım 2004
Oruç ile çocukluk arasında anlaşılmaz bir ilişki var. Birçok insan, ilk varoluşunun farkına oruçla varıyor. Herkeste gizli bir hatıra, ilk oruç tuttuğu güne dair… Bugün, oruç tutmayanlar/tutamayanlar, hatta oruç tutmayı gereksiz bulanlar bile çocukluğa ait sayfa kaldırıldığında, varlıklarını oruca bağlayarak bir çırpıda onlarca anı nakledebiliyorlar.
Orucun, gençlik, dirilik ve hakimiyet tutkusu ile de, en azından yürüyüşünü ‘zapt u rapt’ altına almak gibi birlikteliği, görüntüsü var. Yeryüzünde sadece kendi varlığını duyurma amacındaki bir fışkırışın, oruçla budanması, alçakgönüllülük sularına karışması ve toprak olması, hayatı anlamlandıran bir oluşum olarak orucun kazanımıdır. İnsana güç kazandıran her şeyin, oruçla verdiği sınavda, güçlü görüntüsünü yitiren insanda birdenbire değersizleşmesi, orucun hikmeti olarak görülmeli.
Yeryüzünü yumruğunda sıkarak gücü kendinde gören insanoğlunun, kendi açlığının-susuzluğunun, imkansızlığının şaşkınlığıyla, önünde açılan kapıların aralığından başka dünyaları seyretmemesi mümkün mü?
Belli ki, orucun ve insan hayatının durakları bir uyum içinde.
Sözgelimi sahur ile bebekliğin, hem başlangıç duygusu uyandırması açısından, hem de beslenmeye açlığın doruğa ulaşması bakımından birebir benzeşmesi söz konusu değil mi?
Evet diyorsak, sabah ile ergenliği, öğle ile gençliği, ikindi ile orta yaşı, akşam ile yaşlılığı, iftar ile bir ömrün sonunda idrak edilen nimetleri, yatsı ile bilgeliği de birlikte anlamalı mıyız?
Oruç, apayrı yorumların oluşturduğu bir resim gibi. Her dem yeni ve her durumda kendini hissettiren bir sır. Bizim oruca yaklaşmamız, önümüzde binlerce kapı açmasıyla sonuçlanıyorsa, yüreğimizin ham toprağından sayısız verimlere, değerli ürünlere dönüşüyorsa, Ramazan iklimine gönlümüzün kasidelerini sunmamızı kim engelleyebilir?…
Her insanın kendini güçlü hissettiği doruk noktasında, orucun ders olarak zuhur ettiği bir hal var. Her insanın kendini güçsüz göreceği yerde de orucun kollarında kanatlandığında, gönlünü genişlettiğini hissetmesi söz konusu.
Kendimize yakıştırdığımız yorum olarak orucun, üstümüze değince iğreti durmayan görüntüsü… İşte bu, hayatın en yalın gerçeği…
Çocukluğumuzda göğeren bir hatıra, fışkırıp coşuyorsa; gençliğimizin serezat sokaklarını doldurup, kendini dağa, taşa vuruyorsa; sonrasında durulup örsle çekiç arasında biçimden biçime giriyorsa ve en sonunda tepeden ovaya yalnızlığın bilge tohumlarını saçıyorsa; artık hayatın çıkmaz sokaklarının bitişindeki duvarlara yaslanan sırtımızdaki ince sızıdır ölümü hatırlatan şey…
Oruç, hem ölümü, hem de yaşamayı simgelemesi açısından sonsuz bir yorum imkanı veren rüya gibi, fesleğen ve gül kokuları saçarak hayatımıza giriyor; tekdüzeliği bozarak bir gönül şenliğini içimizin gök kubbesinde yankılandırarak sessizce çekip gidiyor.
Geride, hayatla aramızda ağırbaşlı bir çift göz bırakarak…
O bir çift göz on bir ay sağ ve sol omzumuza konmuş bir çift beyaz güvercin gibi, güzelliğiyle yolumuzu şavklandırarak gözleyecek bizi… Yanlışlarımıza hüzünlenip, iyiliklerimize kanat vurup, göklerde süzülecek… Sonra, yeni bir oruç ayının kutlu kapısından, kendi dünyasına yeniden alacak. Yeniden kutsayacak. Dünyaya bulanmış bedenimizi bir zümrüdüankaya dönüştürecek… O bir çift göz…
İnsanın bedeninden kopuşu, bedeni ile simgelenen nefsini dizginleyip ‘zapt u rapt’ altına alışı, belki de nice zaman sonra insan oluşunun farkına varışı, hatta kendini aşmaya çalışması, bir yenilenme denemesi olarak orucun sunduğu bir imkandır.
Bir ay boyunca çocukluğun ’sabi’ göklerinde uçuşan yüreğimiz, ‘kavi’ bir biçimde yeniden dünyaya dönecek; güçlenmiş olarak. Kendini, kendisiyle sınamış olan insan da,yine kendi nefsine karşı ‘yokluğa’ dayanarak oluşturduğu özgüvenle, oruçla kazandığı zaferin tadını çıkaracaktır on bir ay.
‘On bir ayın sultanı’ onurunun anlamı da bu olsa gerek…
NOT: Bütün okuyucularımın Ramazan Bayramı’nı sağlık ve mutluluk dileklerimle tebrik ediyorum.
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar