Yaraya tuz basmak
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
17 Ağustos 2005
Siyaset yapanların, sorunu bütün yön ve boyutlarıyla anlatan konuşmaları, bende, hep tedirginlik uyandırmıştır.
Her zaman, Türkiye’deki siyasetçi, indiler gökten melekler saf saf söylemini kullanmayı tercih etti. Neden?
Kendisini, her zaman sorunun dışında tutma çabasından.
Demirel’in çeşitli konulardaki konuşmalarını hatırlayın. Neredeyse, ağıt yakmaya yakın bir hüzünle içini çekerek, diyelim ki ulaşım politikalarını yerden yere vurmaktadır. Öylesine oynamaktadır ki, kimsenin aklına, yaklaşık yarım yüzyıldan beri, Türkiye’yi bu zatın yönettiği gelmiyor.
Siyasilerin konuşması, bende şeytan taşlama havası uyandırmıştır bu yüzden.
Bunun da ahaliye bir yararı yok. Kara kalabalıklar, yoksul kalmaya devam etmekte, bu yoksulluk ülkenin altını oymakta, siyasetçi (ülkemizde yasama, yürütme, yargı siyasetçi kategorisine girer) kurduğu devranı sürdürmek için yalan ve illüzyona başvurmakta. E, sonra? Sonrası, bir bakmışsın ki, iç-dış borç şu kadar milyar dolar olmuş.
Allah, Allah, nasıl oldu bu iş?
Ondan sonra gelsin, indiler gökten melekler saf saf politikası…
Abdullah Öcalan’ı çok iyi tahlil etmiş bir dostuma sormuştum, nasıl, diye. Demirel’in bir başka versiyonu demişti. Ne de olsa, o da bu ülkenin mantığıyla, bu ülkenin kurumlarında yetişti.
Kürtler adına konuşanlar, Türkler adına konuşanlar, sorular, cevaplar…
Üretim nerede, verim nerede, akıl nerede, en önemlisi de çalışma nerede?
Öylesine perişan bir haldeyiz ki, bir büyüğümüzün dediği gibi, 24 saatlik günde, en az 25 saatlik çalışmamız gerekli.
Ve bunun farkında değiliz.
AK Parti’de bu işlere kafa yoran bir dostum, başlıklar halinde Güneydoğu’da nelerin yapılması gerektiğini yazmamı istedi.
Düşündüm, Doğu ve Güneydoğu’nun en hafif tabirle, ihmal edildiği doğru. Onarım’a ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Yoksulluğun, bölgede cirit attığı realite… Ancak, kaçak mazottan koruculuğa, ihalelere kadar bu ülkenin kıt olan finans kaynaklarının da bölgenin egemenlerine aktığı da bir gerçek.
Doğu ve Güneydoğu, balonun en zayıf yeri.
Buranın akla, şefkate, insan gibi davranılmaya ihtiyacı var en önce.
Gaffar Okkan’ın macerasını hatırlayanınız var mı? Öleli kaç yıl oldu, hala, Diyarbakır’da her dükkanda seni unutmayacağız altyazılı fotoğrafları asılı.
Adam polis müdürü, teorik olarak dost olması çok zor olan bir mesleği var. İnsanların birbirine can düşmanı gibi baktığı bir ortamda görev yapıyor, üstelik de Kafkas kökenli. Yani, teorik olarak bölge insanını anlaması mümkün değil.
Bu adam öldürüldü ve hala Güneydoğu’nun kahramanı olmaya devam ediyor. Neden? Cevap tek kelime: Adamlığından…
Demek ki, bu bölgeyi öncelikli olarak ele alacakların, bilgeliğe yakın bir adamlık düzeyi olmalı. Planlayacakların, organize edeceklerin ve özellikle uygulayıcıların, hiçbir yarar beklemeden, şan olsun diye hizmete gönüllü olması lazım.
Böyleleri var mı?
Varsa, hükümet bunları bulacak kapasiteye sahip mi?
Daha da önemlisi, bulmak istiyor mu?
Acil Eylem Planı, ya da fiyakalı ismiyle ACEP hazırlamak çok kolay. Tarihçiden sosyoloğa, doktordan tarımcıya, ekonomistten teoloğa kadar, her disiplinden uzmanı alır, yöneylem araştırması yapar, olayı teşrih masasına yatırırsın. Planlar ve uygularsın. Üstelik, yöntemini, tüm Türkiye’ye de uygularsın.
Esasında, bu türden şablon çözümlerden, herkesin çantasında üç-beş tane var artık.
İlla da bir plan lazımsa, DPT’nin beş yıllık planlarına bakmak yeterli.
Aslolan uygulama. Sartre’ın dediği gibi; ‘Bir gün bir şeyi kesmeyecek olduktan sonra, bir bıçağı her gün niye bilemeli?’
Zaman hızla akıyor…
Balon, en zayıf yerinden patlar.
Patlamadan önlem almalı…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar