Vali, devlet mi?
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
22 August 2008
Muhalefet partisi, şehrin merkezinde bir miting düzenliyor.Bütün ağır toplarıyla, iktidar partisinin hakimiyetindeki bu şehirde, seçimlerden önce, halka son sözlerini söyleyecekler.
İktidar partisi yanlıları, heykelin etrafını çevirmişler, bir bakıma hakimiyet kurup, muhalefeti konuşturmamak niyetinde.
Her kafadan bir ses çıkıyor.
Ortalık karma karışık.
Tam bu sırada, konuşma yapacakları mikrofonun elektriği de kesiliyor.
Toplanan iktidar yanlısı kalabalığın tacizleri arasında, muhalefet partisi lideri,yatıştırıcı bir konuşma yapıyor.
Ancak, muhalefetin ikinci adamı, kürsüye çıkıyor ve çok sert konuşuyor.
İktidara gelirlerse, ilk işlerinin, bu kargaşanın müsebbibi olarak gördükleri valiyi görevden almak olacağını da ekliyor.
Bu sırada, valiyi görüyorum.
Heykelin biraz ilerisindeki hükümet binasının önünde, ellerini birbirine kavuşturmuş, bacaklarını açmış, adeta, “Devlet Benim!” diyor.
O sahneyi, hayatım boyunca hiç unutmadım.
Zihnimde; devletin imkanlarını, bir partinin yararına kullanarak,başka bir partinin toplantısını sabote eden, antidemokratik bir adam görüntüsü olarak kaldı.
Biz üç kişiydik.
Üçümüz de lise bir ya da ikinci sınıf öğrencisiydik.
Bu adil olmayan sahne ruhumuzu yaraladı,hemen çok yakında olan,o muhalefet partisinin il teşkilatına gittik.
Üye olmak için.
Oradaki görevli yaşımızı sordu,18 yaşından küçük olduğumuz için kaydedemedi.
Biz;yani ben Cumali Ünaldı, Nurullah Aydın ve Cemal Akın.
Muhalefet partisinin konuşması engellenen lideri Süleyman Demirel, ikinci adamı da Sadettin Bilgiç’ti.
Olay Malatya’da, hükümetin önündeki alanda geçti.
1965 genel seçimleri dönemi…
Vali de Cezmi Kartay’dı…
13 Ağustos 2008 günü, bir yakınımın oğlu, genç yaşta kanserden vefat etti.
Cenaze, Ankara’da Karşıyaka mezarlığında,öğle namazından sonra defnedilecekti.
Karşıyaka mezarlığı biraz karışık, hatta labirent gibi gelir bana her zaman. İyice emin olmak için görevliye baktım.
Mezarlık görevlisine,caminin yerini ve oraya nasıl gidebileceğimi sordum. Bana, “Vali Bey’in cenazesi için mi geldiğimi” sordu. Hangi vali, deyince, “Cezmi Kartay” olduğunu söyledi.
Vali Bey için gelenleri, başka bir kapıdan alıyorlarmış.
Tarif etti, camiye, zamanında ulaştım.
Yakınım olan gencin cenazesiyle birlikte, başka cenazeler de vardı.
Muhtemelen, Cezmi Kartay’ın cenazesi de onların arasındaydı. Hepsi için cenaze namazı kıldık…
İmam Efendi, “Merhumları/merhumeleri nasıl bilirdiniz” dedi…
“İyi bilirdik”, dedik.
Bizden hakkımızı helal etmemiz istendi, biz de helal ettik.
Hem de üç kere.
Eğer, Cezmi Kartay’ın cenazesi de orada idiyse, ona da hakkımı helal ettim, hem de gönül rızasıyla.
Kızı Berrin, lisede bizim dönemdi.
Dünya iyisiydi.
Kibar, zarif, hanımefendi.
Karınca incitmez derler ya, öyle…
1987 yılından sonra, ben Başbakanlıkta, o da Hazine Müsteşarlığı’nda çalışıyorduk. Bizim sınıftan, müşterek arkadaşımız Ayla Konal vasıtasıyla görüştük birkaç kez.
Berrin’e bakındım, başsağlığı dilemek için, göremedim.
Yakınım olan mütevefa gencin adı da, sevdiğim başka bir dostumun adıyla aynıydı: Yakup Güler…
Ne garip bir dünyada yaşıyoruz.
İlginç raslantılarla yüzyüzeyiz her an.
Bir şey var ki, her şeyi eşitliyor ölüm.
Ölüm, bir tarağın dişleri gibi dümdüz ediyor bizi…
Duygular da anlık.
Geriye ne kalıyor?
Yaşadıklarımızın tortusu…
Bana, bir değil, birkaç ders verdi Cezmi Kartay’ın cenaze namazını kılmış olmak…
En başta ölümün dersini.
Öleceğimizi…
Allah rahmet eylesin.
Tüm ölülere.
Amelince…
Babam, bir hikaye anlatırdı biz çocukken, hayata ve ölüme dair.
Haccac derler zalim bir adam yaşarmış.
Tarihe de Haccac-ı Zalim olarak geçmiş.
Halka çok eziyet etmiş, çok haksızlık yapmış.
Hatta, Kabeyi mancınıklarla yıkmış derler onun için.
Gel zaman, git zaman, Zalim Haccac ölmüş.
Halkın nefretinden dolayı ölümüne sevinilir zannıyla, öldüğünü ilan etmekten çekinmiş yakınları.
O acılı halleriyle yaralanmak istememişler.
Belki de insanlar sevinecek…
Çok akıllı bir adam varmış, ben usulünce ilan ederim demiş.
Yüksek bir yere çıkmış, bağırmış son sesiyle:
“Ey Ahali” demiş…
“Haccac öldü.
Ölmeyecek olanlar sevinsin…”
Bakın; iyi bir tarih okuyucusu olan ve okuduklarını, ibretli bir biçimde bize aktaran babam, rahmet istedi demek ki…
10 Kasım 1996’da, yatsı ezanı okunuyorken öldü.
Şimdi Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olan Hasan Hüseyin Erkoç, bir gurup arkadaşımızla birlikte, hasta sormaya gelmişti.
Tam ölüm anına denk geldi.
Kuran-ı Kerim’i, Hasan Hüseyin Erkoç okudu.
Ne kadar çok şey birbirini çağrıştırdı.
Bir tek ölüm ekseni çevresinde.
Ölüm üzerine söylenmiş yüzlerce sözden,binlerce şiirden,ben hep Behçet Necatigil’in, Hüthüt şiirinin sonunu hatırlarım nedense:
“Necatigil yok şimdi
Belki bir gün olmuştur”
Popularity: 21% [?]

Son Yorumlar