Üst yapı mı, altyapı mı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
21 Ağustos 2004
Her dönemin kendine özgü sözcükleri olmasından doğal ne olabilir ki?
O sözcükler, göründüklerinin ötesinde nice anlamlar vurgularlar…
Bir zamanlar, bizim gençliğimizde devrimler için geçerliydi bu tartışma. Bir sürü bilgili adam, kitaplar dolusu laf ederdi. Bizim kuşak da okuyarak öğrenirdi neyin altyapı devrimi, neyin üstyapı devrimi olduğunu.
Ne zaman ki okullar bitti, hayatın kendisi öne çıktı, o zaman yaşayarak öğrendik altyapıyı, üstyapıyı…
Tırmıkla ilgili güzel bir fıkra var, çoğumuz biliriz. Hani, köylünün çocuğu birkaç günlüğüne şehre gitmiş. Dönüşte, babasını küçümseyerek, bilgisini, değişimini gösterecek ya… Her gün kullandığı bir aletin adını sormuş babasına… Şu yerdeki eğri dişli aletin adı ne diye. Babası da ucuna bas, o sana adını söyler deyince, ucuna basmış. Aletin sapı suratında patlayınca ‘Vay namussuz tırmık!’ diye hatırlamış hemen adını.
Çevre konusunda aylardır bu gazetede, yıllardır her mekanda konuyu önemseyen birçok yazarın yaptığı uyarılar yankısız kaldı da, bir yağmur, bu önemi bütün Türkiye’nin kafasına çivi gibi çaktı.
Yıllardır, bilenler söyler. Konya ve Kayseri Belediye Başkanlığı’na kim, hangi parti gelirse gelsin, daha önce başlatılan altyapı çalışmalarına uygun olarak çalışır, eskiden yapılanları devam ettirir. Bu nedenle de, bu iki şehirde ortaya konulan belediyecilik anlayışı, diğer şehirlerimize göre daha az sorunludur derler.
Son günlerde havayoluyla Ankara-İstanbul-Malatya, karayoluyla Ankara-Fatsa’ya gittim. Her yolculuğum tarım, çevre ve yerleşim açısından durum tesbiti gibidir. Havadan bakınca erozyon konusu tam bir felaket. Karadan gidince, şimdiye kadar hangi akılsızlıkların bizi bu noktaya getirdiği daha iyi anlaşılıyor. Bu iki seyahatin çok özellikli konularla ilgili önemli izlenimleri oldu. Kaysı, fındık ve kızılağaç ormanlarını önümüzdeki günlerde yazacağım.
Kesin olan bir şey var: Çevre, tek başına çözülecek bir mesele değil. Birçok sorunun çözülmesi, çevreyi de çözecek. İşin özünde insanımızın ekonomik olarak dibe vurması, geçim sıkıntısı çekmesi ve büyük boyutlarda olan işsizlik var. Üzülerek ifade edeyim, boğaz derdinde olan adamın çevre ve estetik gibi kaygılar taşımasını bekleyemeyiz.
Ne yazık ki, yıllardır Türkiye geçim derdinin ağır sıkıntılarını yaşıyor.
Yönetimler de panikliyor. O nedenle temel meselelerin çözümüne öncelik vereceğine, o anı kurtarmaya çalışıyor. Böyle olunca da sorunlar, eski uygarlıkların kalıntıları gibi üstüste birikerek katman oluşturuyor.
Çevre tarımla, yani bitkisel ve hayvansal üretimle içiçe. Çevre şehircilikle içiçe. Çevre sanayileşme ile içiçe. Çevre, idari yapılanma ile içiçe. Çevre, turizmle içiçe. Daha bir sürü şey sonuçta çevreye ulaşıyor. En önemlisi de insanımızın ve bu insanlardan süzülerek oluşan yöneticilerin çevreye bakışı..
En üzücü olan ne?
Bakanlıkların bu konuda görüş oluşturmamış olması. Bir uygulama planına sahip olmaması. Önceliklerini tespit etmemesi… Var olan planlara da itibar etmemesi.
Hele de birinci derecede öncelikli bakanlıklar. Harıl harıl üstyapıyla ilgili çalışmalar yapma gayreti içerisindeler. Ya hiçbir şey yapmadan birkaç espri ile basında görülmeyi yeğliyorlar, ya da kendilerini çalışıyor gibi gösterecek, isimlerini parlatacak işlerle meşguller.
Ama sonuçta, günü gelince ‘tırmık’ kendi adını söyletiyor. Kafada patlayarak. Acıtarak.
Tarım Bakanlığı’ndan bir üst bürokratın, bir gazetede Amerika’da yerleşimle ilgili metro/non-metro açıklamasını okuyunca, hem güldüm, hem üzüldüm.
İşte bakanlar bu nedenle isimsiz oldular. Geldiler ve gittiler. Geride, kendilerini hatırlatacak hiçbir şey bırakmadan…
İsterseniz bugün, bu yazıyı büyük usta Fuzuli’nin Türkçe divanının dibacesindeki bir sözünü bütün hayatımıza uygulayarak bitirelim: ‘İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir. Temelsiz duvar da gayetle bi-itibar olur.’
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar