Bunları yazıyor olmaktan, sizinle, şu 21.yüzyılda ülkemizle ilgili olarak bunları paylaşıyor olmaktan, hem üzüntü, hem de hicap duyuyorum.

İşin en kötü tarafı da, bu yazdıklarımın düzeltilmesi için; ne düşünce, ne de eylem olarak ortada hiçbir şeyin olmaması.

Bu, ne anlama geliyor?

Uzun bir süre bu konuların düzelmeyeceği anlamına geliyor.

Çocuklarımızla birlikte, torunlarımızın da mutluluğundan yemeye başladığımız anlamına geliyor.

Daha da kötüsü, çok iyi niyetle yapılacak düzeltme ve değişim programlarına, bundan sonra inanılmayacağı anlamına geliyor.

Türkiye’nin işi çok zor bundan sonra.

Elimizde üç fotoğraf var.

Birincisi yasamayla ilgili, ikincisi yürütmeyi görüntülüyor, üçüncüsü de yargıya dair.

Zaten, Türkiye bu demek değil mi?

Yasama, yürütme, yargı…

İşte birinci fotoğraf…

1.YASAMA BOŞ

Önce, Anayasaya göre TBMM’nin görevleri…

“T.C.ANAYASASI Madde 87-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kurulu’na belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek; milletlerarası anlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”

Kısaca yasama diye adlandırılan TBMM’nin görev ve yetkileri bunlar.

Meclis TV’yi izliyor musunuz?

TBMM’de bu konular görüşülürken, parmakla sayılacak kadar az milletvekili görüşmeleri takip ediyor.

Eskiden de öyleydi, şimdi de öyle.

Parti gruplarının gizli veya açık kararına göre oy kullanılıyor.

Eskiden de öyleydi, şimdi de öyle.

Daha da önemlisi, bu konulara hazırlanılarak Meclise gelinmiyor. Dolayısıyla, konunun cahili olunduğundan ve partilerin katı tutumundan dolayı tartışılmaksızın, bir ülkenin geleceğini ilgilendiren konular kabul veya reddediliyor.

Kısaca durum bu…

Ne kadar acı…

Her konuşmasına gülünen Kamer Genç’in, TBMM’de düşünceyi temsil ediyor olması, ne kadar acı…

Mecliste, boş koltuklara karşı konuşmak ne kadar kötü bir duygu…

Ne kadar gülünç…

Bu bomboş şeyin adı, parlamento!

2.YÜRÜTME HOŞ

31 Ocak 2008 tarihli gazeteler, İstanbul Davutpaşa’da ruhsatsız bir maytap ve fişek atölyesinde patlama olduğunu,20’nin üzerinde ölü, 100’ün üzerinde yaralı ve büyük bir maddi kaybın meydana geldiğini yazdılar.

Davutpaşa, Zeytinburnu ilçesinin sınırları içinde…

İlk sorumlunun Zeytinburnu Belediyesi, ayrıca Zeytinburnu Kaymakamlığı olması lazım gelir diye düşünüyor insan.

İkinci etapta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul Valiliği, sorumlu olarak akla geliyor.

Üçüncü olarak da sorumluluğun hükümette olması bekleniyor.

Günlerce konuşuldu…

Yetkililerin beyanatını beyanatlar izledi.

Herkesin ilk yaptığı, üzerindeki tozu silkelercesine, sorumluluğu üzerinden atmak oldu.

Ortada sorumlu kalmayınca, sorumlu, suçlu ve olayın faili olarak, ölenlerle yaralılar kaldı…

İşyeri ruhsatsız…

İşçiler kayıtsız…

Birkaç kez kapatılmış, yeniden açılmış; adına “yürütme” diyeceğimiz mekanizmanın elinde kontrol imkanları olmadığı gibi, cezai müeyyide de yok denecek kadar az…

Bugüne kadar gelen merkezi ve yerel yönetimler, yani “yürüme” hiçbir önlem almamış, kendiliğinden oluşan bir sanayi bölgesi olmuş Davutpaşa; plansız, programsız…

İşçiler öldü gitti…

Yüzlerce yaralı…

Sorumlu hala yok.

En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz?

Türkiye’de yönetime gelen her iktidar, bu yanlışları söyleye söyleye oy aldı; bundan sonra kimse bu ciddi konulara çözüm üretenlere inanmayabilir artık…

O zaman da siyaset, mum gibi erir…

Hala ortada bir sorumlu olmaması ve ölenlere maaş bağlamaktan başka çözüm düşünülmüyorsa….

Bu ülkenin geleceği ciddi olarak tehlikede.

Bu işi yapacak mekanizmaya “yürütme” deniyor.

“Yürütme hoş”, derken, bunu kastettim.

Bu olay, oluş biçimi, gelişmesi, nedenleri ve çözümü itibariyle, Türkiye’nin yüzkarasıdır.

3.YARGI SARHOŞ

Hep ciddi şeyler yazacak değiliz ya…

Sizleri, Anayasa, kanun, TBMM gibi metinlerle; ölümlerle,yaralanmalarla meşgul edip, hep suratınızı asmayacağız artık.

Biraz da gülelim değil mi?

Şimdi koltuklarınıza yaslanın, gevşeyin, keyifle şu haberi okuyun…

İşte gülmece!

21 Ocak 2008 tarihli Star Gazetesi’nde yayınlanan bir haber…

Haberin başlığı: “Yargıtay, Demirel’in Kayıp Dosyasını Sonunda Buldu!”

Haber şöyle devam ediyor…

“Yargıtay, Egebank’ın eski sahibi Yahya Murat Demirel hakkında Şişli 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararının bulunduğu dosyayı buldu.

Temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilen dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda kaybolmuştu.

Demirel’in mahkum olduğu dava dosyası, zamanaşımı süresi dolduktan sonra ortaya çıktı.

Demirel’in 1 yıl hapis ve 1.520.000 lira para cezasına çarptırıldığı dosya, aradan iki yıl geçtikten sonra, kapatılan Yurtbank’ın sahibi Ali Balkaner’in 23 klasörlük dava dosyalarının içinde bulundu.

Demirel’in, zamanaşımı nedeniyle kurtulduğu dava dosyasının, Balkaner’in dava dosyalarının bulunduğu çuvala nasıl girdiği ise, tespit edilemedi.

DOSYA NASIL KAYBOLDU

Demirel’in mahkum olduğu dava dosyası, Yargıtay 7.Ceza Dairesi’nin temyiz incelemesinden sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Kayıp dosyada Murat Demirel hakkında verilen ve mahkemece ertelenen bir yıl hapis,1 milyon 520 bin liralık para cezası ise zaman aşımına uğradı.
Egebank’ın eski sahibi Yahya Murat Demirel hakkında Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, Egebank’ın Demirel’e devir işlemi sırasında, banka kayıtlarının BDDK’ya eksik intikal ettirildiği gerekçesiyle dava açıldı. Yapılan yargılamada Demirel ve Mehmet Sami Erdem, birer yıl hapis ve 1 milyon 520 bin lira para cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, her iki sanığın cezasını da erteledi.

Karara yapılan itiraz üzerine Yargıtay, kararı önce onadı, ancak zamanaşımı dolduğu gerekçesiyle ortadan kaldırılmasına karar verdi, dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Bu süreçte sanık avukatları karara itiraz etti.

İtiraz üzerine Yargıtay Başsavcılığı, incelemek istediği dosyayı bulamadı. Olayla ilgili soruşturma başlatan Başsavcılık, avukatların itirazını bir üst yazıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderdi ve dosyanın tüm aramalara rağmen bulunamadığını, davada zaman aşımının dolduğunu bildirerek, davanın ortadan kaldırılmasını talep etti.

Talep, Genel Kurul’da kabul edildi.

DOSYAYI KAYBEDENLERE DİSİPLİN CEZASI

Yargıtay 7.Ceza Dairesi’nin temyiz incelemesinden sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dosyanın nasıl kaybolduğu anlaşılmamış, görevliler basit idari cezalar almışlardı.
Davanın zamanaşımı süresi dolduğu için, dosyaların bulunmuş olması, davanın yeniden açılmasını da engellemiş oldu.”

Perde!

Komedi, burada sona erdi.

Düzgün bir ülkede böyle bir şey olsaydı; Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a kadar her yetkili kişi, ya bu olayı çözer, ya da istifa ederdi.

Yargıtay, dükkanı kapatırdı.

Böyle bir kara lekeyi asla kabul etmezdi.

Basın, sadece bu konuyu işlerdi, ta ki sonuçlanıncaya kadar.

Sivil Toplum Örgütleri kıyameti koparırdı.

Üniversiteler, topluma vermeye çalıştıkları bilim ve etik değerlerin ayakaltı edilmesinden duydukları rahatsızlığı, bilim haysiyetine yaraşır biçimde, en azından bir bildiriyle topluma duyururlardı.

Bunların hiç birisi olmadı.

Biz, bir metrekarelik bir bez parçasıyla meşgulüz çünkü…

Neredeyse, bu ülkenin yarısı, bu bez parçası yüzünden, diğer yarısını yerle bir edecek…

Malatya’da böyle durumlara cuk oturan çok güzel bir söz var: “Değirmen sele gitmiş, sen şakşakıyı arıyorsun” derler.

Şakşakı nedir biliyor musunuz?

Şakşakı, türbanın başka bir dildeki adıdır.

Popularity: 27% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar