Türkiye bunları mı tartışmalı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
29 Mart 2006
Ortada dönüp duran meseleler, gerçekten olması gereken gündem mi? Basından politikaya kadar her kurumun son günlerdeki meşgalesi, insanımızın da dert ettiği önemde sorunlar mı?
Hafızamız, bizi o seçim hengamesinin yaşandığı yıla götürüyor. Partilerin, 2002 genel seçimi öncesi, Türkiye’nin sorunları ve çözümleri ile ilgili olarak millete sundukları reçeteler, üzerinde en çok konuşulması gereken belge oldu şu üç yılda.
O belgelerde öne çıkan sorunlar neydi, bir hatırlayalım mı?
Eğitimin kalite ve kantite olarak yetersizliği vurgulanıyordu, hatırlıyor musunuz?
Sağlık sorunları üzerinde konuşuluyordu, özellikle de bütün dünyanın duyarlılık gösterdiği, bebek ölümleri nasıl çözülmeli konusu düşünülüyordu.
İşsizlik, yoksulluk, pahalılık, en çok dile getirilen konulardı.
Ya gelir dağılımındaki adaletsizlik? Bölgeler arası dengesizlik? Kocaeli-Muş kıyaslamaları? Bunları da unutmadık…
Gelelim, aslında gündemin ilk maddesinde olması gereken insan haklarına… Şimdi, ya bunları sağlıklı bir biçimde konuşmuyor, ya çok az konuşuyor, ya da gündem saptırıyoruz.
Kişi başına milli gelirin düşüklüğü, başta tarım olmak üzere, hemen hemen tüm sektörlerdeki verimsizlik… Hele de tarım… En çok tarımsal verimsizlikten kaynaklanan kırsal yoksulluk…
Şimdi hafızanızı geriye alın, seçimden önce partiler adına TRT televizyonlarında, bir sıra dahilinde çok efendi ve kibar bir biçimde, bu sorunların olduğunu anlatan, vatandaştan bunların halledilmesi için yetki isteyen, çözümler üreten ‘hatip’leri… Bir hatırlayalım isterseniz…
Şimdi neden bunlar konuşulmuyor?
Bu sorunlar halledildi mi? Halledildiyse, muhalefet partileri, iktidarı takdir etsin, gerçekleri görsün.
Eğer az çözümlendiyse, iyi çözüm olarak neler amaçlanıyor?
Yok eğer çözülmediyse… İktidara neden yol gösterilmiyor?
TBMM’de bunlar neden konuşulmuyor da, halkın nabzına şerbet olacağı düşünülen konular konuşuluyor, neden?
Genellikle bunları muhalefet partileri konuşur, gündeme getirir, iktidarlar da hamasete yönelir, meseleyi başka mecralara taşımaya çalışır.
Bizde ise tam tersi…
Size de garip gelmiyor mu?
Muhalefet partileri neden bunlara yüklenmiyor, bilim adamları ve onların kurumları üniversiteler, neden bunları tartışmıyor, neden bu konuların uzağına düşüyorlar, neden? Bürokrasi, bu sorunları çözmek için, neden kolları sıvamış değil?
Bu konularda ülkemizde neden bir genel seferberlik havası yok.
Tartıştığımız şeylere bakın; türban-tayinler-içi boş siyasal tartışmalar…
Bu insafla, insan sevgisiyle, düşünce evriminin ulaşacağı en yüce duygularla, vatanseverlikle bağdaşır mı?
Bir karpuz tohumunun Türkiye macerası
Dünyada, kişi başına en çok karpuz tüketen ülke Türkiye… Neredeyse atasözü kıvamına girdi, kalkan misafire, ‘otursaydınız, karpuz kesecektik’ sözü. Özellikle de yaz günlerinde.
Peki üretimi nasıl?
Çin’den sonra, karpuz üretiminde dünyada ikinciyiz.
Peki tohumunu nereden alıyoruz?
İsrail’den, Hollanda’dan, Amerika’dan.
Bu ülkelerin bilim adamları zamanında Türkiye’ye gelmişler, köy köy karpuz tohumu toplamışlar. Bunlara ‘germplasm’ deniyor. Bunları ıslah etmişler ve dönüp bize, dünyanın ikinci büyük üreticisine, kişi başına dünyada en çok tüketenine, bu tohumları satıyorlar.
Dünyanın parasına.
Üstelik de bunların tohumları ‘intihar ediyor’. İkinci yıl, üçüncü yıl, her yıl yeniden alacaksınız.
Dünyada karpuz germplasm’ının %35’i Türkiye’den toplanmış, iyi mi?
ABD’de Sakata diye bir tohumculuk şirketinin, en önemli karpuz ıslahçısı Nihat Güner, bir Türk. Kendi kendini yiyor, Türkiye’ye bir hizmetim olsa diye.
Sanal önemli gündemden, reel önemsiz gündeme bir geçebilsek…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar