Biliyorsunuz, dünyada, sektörleri dört ana grupta toplama eğilimi var; tarım, sanayi, hizmet ve bilgi.

Bunların hepsine de ihtiyaç var.

Her birinin de sağlıklı olması gerekir.

‘Dünya, bilgi toplumunu yakaladı, tarımı önemsemeyelim’ düşüncesi, yanlıştır. Tarımı çok sıkı tutmak gerekir. GSYİH’da tarımın yeri %2-3 olan varlıklı ülkelerde de tarım, en fazla özen gösterilen sektördür.

Çünkü, tarım yaşamsaldır.

Türkiye gibi, nüfusun %30 ile 60’ı arasındaki bir kesiminin doğrudan ya da dolaylı geçinmekte olduğu tahmin edilen tarımı önemsememek, intihardır.

Ayrıca, bu kadar çok insanın, 77.8 milyon hektar yüzölçümlü büyük bir ülkenin imkanlarını iyi değerlendiremeyerek, GSYİH’nın ancak %13 gibi bir bölümünü üretmeleri de, bu sektör için ‘acil eylem’ gerektiren nedendir.

Bütün bunlar bir yönetim kusurudur.

Rakamlarla oynamak istemiyorum.

Tarımın düştüğü kötü durumu anlamak için tek şey yeterli: 2002 yılında yapılan genel seçimler öncesi, şu anda iktidarda ve muhalefette olan iki büyük partinin, AK Parti ve CHP’nin yayınladığı tarım raporlarına bakmak…

Her iki parti de, siyasi sorumluluk almadıkları dönemlere ait tarımın, yanlış yönetilmesini baz alarak, hem tarımımızın gerçekçi bir fotoğrafını çekmişler, hem de sağlıklı çözüm önerileri ile geleceği planlamaya talip olmuşlardır.

Çektikleri fotoğraf, ‘verimsiz ve bitik bir tarım’ın acınası görüntüsüdür.

Bugünkü tarım ile, o günkü tarım arasında olumlu hiç bir fark yoktur.

Ancak, bu durum ne yazık ki; gündeme yansımamaktadır.

İktidara göre, tarım sorunsuzdur, çiftçinin yüzü gülmektedir.

Muhalefet partileri için de, tarımın, hasta bir keçi aksırığı kadar değeri yoktur. Gündem bunun göstergesidir.

STÖ’ler de koktenci bir yaklaşımdan uzaktır.

İşte, Türkiye’nin büyük yanılgısı da budur.

Çok iyi niyetle, bildiklerimizi sizinle paylaşarak, yanlış tarım yönetiminin, bu ülkeyi uçurumun kenarına getirdiğini hep birlikte görüyoruz.

Üç ölü yıla rağmen, tarım yeniden yapılandırılabilir ve bugünkü iktidar, yarına talipse; olası ikinci iktidarında bilinçle bunu uygulayabilir. O zaman da ‘Yarının Türkiyesi’nde hayır duayla anılabilir.

Toprak ve su

Türkiye’de tarımın temel sorunu, toprak ve sudur; toprağı ve suyu dikkatle ve en verimli biçimde kullanamama sorunudur.

İnsanı ve doğal kaynakları değerlendirememe beceriksizliğidir.

Kırsal yoksulluk, anarşi-terör, erozyon, köyden kente ölçüsüz göç, terk edilen köyler, eğitimsiz mesleksiz gençlik kitlesi… gibi yazmakla bitmeyecek birçok dert, aslında bu sorunun devamıdır.

Türkiye’de, şu anda 26 milyon hektar tarıma uygun alana eklenecek 4-7. sınıf arazilerin, arazi kullanım kabiliyetine göre bitkisel ve hayvansal üretim için yeniden yapılandırılması, bir başlangıç olacaktır.

Miras hukuku ile de optimal ölçek korunmalıdır.

Türkiye, ekonomiye ve tekniğe uygun olmayan köy yapısını (mezra, oba, kom dahil) terk etmeli, geleneksel kasaba/çağdaş merkez köyle çiftlik uygulamasına geçmelidir.

Bu, eğitimden sağlığa, kültürden üretime gelişme sağlayacaktır. Masrafı da, kuş gribine harcanan parayı geçmez.

Üretimi, kırsal sanayi ile işleyip satmak, proje verimliliği şartıdır. Ayrıca, kontrol edilebilir bir gıda hijyeni sağlar.

Bunları gerçekleştirmek için, havza yönetimi düşünülmelidir. 26 yağış havzası, yönetimin doğal sınırlarını oluşturmalı; ayrıca, tarım, orman, çevre bakanlıkları ile GAP dahil tarımla ilgili kurumlar, bir araya getirilmelidir.

Yerel yönetimlerin ağırlıklı katkısıyla yönetilmelidir.

Ana başlıklar bunlar.

Türkiye bu atılımı mutlaka yapmalı.

Bunu başaracak parti, ‘geleceğin Türkiyesi’ne en temel taşı koymuş olacaktır.

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar