Büyük bir dikkatle okudum Genelkurmay’ın sitesinde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkökün konuşmasını.

NATO’ya bağlı ‘Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi’nin açılışında.

Terörün kaynağını, yoksullukla irtibatlandıran önemli tespitleri var.

Öte yandan, her ülkenin, ya da grubun terörü algılayışının farklı olduğunu da söylüyor. Yani, sizin terör diye nitelendirdiğiniz olaya, herkes terör demeyebiliyor.

Olaya uluslararası ölçütlerle bakmak en doğru yöntem gibi görünüyor. Böyle bakınca da, uluslararası normları oluşturan ülkelerin kapsama alanına girme tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Onların terör tarifine uymak durumundasınız. Çeçenler’e, onlar terörist dediği sürece terörist, kahraman derslerse de kahraman diyeceksiniz. Aynı şey, Filistin’den Afganistan’a kadar, değişik güçler tarafından kaos çıkarılan her yer için de geçerli.

Bu bakış açısının da sakat olduğu ortaya çıkıyor.

O zaman her ülkenin, kendi özel koşullarına göre değerlendirilecek ve mümkün olduğunca bilimsel olma çabası güdecek, her şeye karşın uluslar arası kabullere göre yürütülecek bir terör algılaması ve uygulaması ortaya koyması gerekebilir.

Türkiye’ye dönersek…

Sadece PKK’dan kaynaklanan olayları değil, Osmanlı’dan günümüze kadar yaşadığımız her şeyi, olabildiğince bilimsel ve tarafsız incelemeye cesaretimiz var mı?

Üzerinde farklı yorumlar yapılan olayları ‘teşrih masası’na yatırabiliyor muyuz?

Bunlar neyi halledecek diyebilirsiniz.

En azından,ülkemiz yönetiminin ,hiç olmazsa bundan sonrasının, bilimsel bir temele oturmasını sağlayabiliriz.İnsanı, her şeyin merkezine alır; devleti ve siyaseti insan mutluluğunun bir aracı olarak düşünürsek, olayları irdelememiz daha da kolay olabilir. Bütün ‘tabulardan’ ve ‘değişmezlerden’ sıyrılarak bakarsak, doğruyu bulma ihtimalimiz de aynı oranda yükselir.

Düzelmesi gereken bir başka terslik de şudur bizim ülkemizde…

‘Nass’lara göre davranmak durumunda olanların bilimsel ve esnek; görünüşte bilimi amaçlayan düşünce mensuplarının da ‘tabu ve değişmezlerle’ göre düşünüp, davrandığı garip bir ülkemiz var.

Alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz kısaca. Ezberimizi bozmalıyız.

Org. Hilmi Özkök doğru söylüyor, terörün kaynağında yoksulluk, çok büyük oranda var.

Ekonomimiz ne yazık ki, sadece yoksulluk üretiyor ve ekonomimizin merkezinde tarım var. Tarım da sürekli yoksullaşıyor ve yoksullaştırıyor, çünkü, bilimsel değil.

Bunu tespit etmek, tek başına bir şey ifade etmeyebilir.

Düzeltilmesi için sistemi yeniden ve sil baştan organize etmeyi de göze almamız lazım. Siyasetle birlikte asker ve sivil bürokrasinin, geleceğimiz için çok önemli olan bu konuya odaklanması lazım.

Bu işin tüm muhataplarını ikna etmemiz gerekir.

Doğu ve Güneydoğu’dan başlayarak bir ‘tarım devrimi’ni gerçekleştirmeliyiz. Konya’dan küçük ülkeler,bütün Türkiye’den daha çok tarımsal geliri nasıl elde ediyor? Bu sırrı keşfetmemiz ve uygulamamız lazım.

Bilim, herkes ve her ülke için aynı doğruları söylüyor. Sır da değil. AB, ABD, İsrail nasıl bu işi hallettiyse, bilimin öncülüğünde, tarımı bir yoksulluk olmaktan çıkarıp,nasıl zenginliğe dönüştürdüyse, biz de aynen öyle yapmalıyız.

Aksi halde, eylemle desteklenmeyen söz boşa gitmiş demektir.

Sadece söz olarak kalır.

MEB ve YÖK’ün yurtdışı bursluları

Hala sorun olmaya devam ediyor.AK Parti’nin sorunu çözmeye yönelik girişimlerine,CHP’nin de destek vermesini bekliyoruz.

Destekten de öte,artık bu işin sonuçlanması lazım.

Bu ülkenin çocukları,yurtdışında sadece bilim öğrensinler.

Kendilerinden hizmet bekleyen yoksul ve onurlu ülkelerini unutmasınlar.

Ülkeleri de onları.

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar