Tam da zamanı ondan söz etmenin. Şimdi onu konuşmayacaksak, ne zaman konuşacağız?

İnsan için de, şehirler, ülkeler için de, dünya için de tam zamanı ondan bahsetmenin. Nasıl bir ortak payda bu, akıllara seza. Öyle ya, neredeyse, herkesi ve her şeyi kapsıyor.

Son günlerde, Türkiye siyasetinin kriterleri bile, olumsuzluk yönünden, bu kategoriye sokulabilir.

Bu kadar önemli olan şey ne, Allahaşkına. O kadar geniş kapsama alanıyla, nükleer enerji, petrol ve türevleri, ya da en azından ozon tabakasının delinmesinden mi söz edeceğiz?

Hayır! Tek yıllık otsu bitkilerden. Hani, canım, özellikle bu mevsimde, henüz karlar yağmadan, toprağın olduğu her yerde bolca görebileceğiniz, bir kısmı kurumuş, gerisi donmuş, yok olmayı bekleyen otlardan bahis açacağım.

Onlardan söz edeceğim, etmesine de, başta siyaset olmak üzere, saydığımız diğer şeylerin, bu otlarla ne ilgisi var, diyeceksiniz.

İlgisi var, hem de nasıl…

Önce insandan başlayalım.

Hani argoda bir deyim vardır, çevresinden kopuk, dünyaya ilgisiz, kafasını sorun çözmeye kullanmayan insanlar için, ‘ot gibi, otun teki’ derler ya. Dakika bir, gol bir. Hemen insanda yerini buldu mu? Buldu. Belki bundan sonra, bu tür insanlara biraz uzun olsa da, daha oturaklı bir söylenişi olduğundan, ‘tek yıllık otsu bitki’ derler de, bu sütunların argoya bir armağanı olur.

İnsanda olan şey, insanoğlunun oluşturduğu kurumlarda olmaz mı? Parlamentoda, belediyelerde, devlet dairelerinde, üniversitelerde, yargı organlarında, medyada, hatta özel sektörde, sivil toplum örgütlerinde, ana sorun bu; ‘tek yıllık otsu bitki’ mantığı.

Nedir, tek yıllık otsu bitki mantığı?

Gelecek için bir senaryosu, olmamak!

Çok yıllık bitkiler, kışa doğru, duyarlı yerlerini, yapraklarını dökerler hemencecik. İçlerindeki özsuyun yoğunluğu artar. Filizler, dallar ve gövde, kışı geçirmeye hazırdır. Bahara kadar dayanır, baharda, havalar ısınıp, uygun ortam oluşunca, duyarlı yerler yeniden ortaya çıkar. Usul usul yapraklar göğerir, sonra çiçekler… Sürer, gider.

Tek yıllık otsu bitkilerde, geleceğe hazırlık yoktur, bu günü, bu anı yaşar; sonra da yok olur giderler.

Türkiye’de olup bitenlere baktığımızda, tek yıllık otsu bitki aklıyla hareket edildiğini görürüz.

Oysa, başta batı ülkeleri olmak üzere, bilimin egemen olduğu ülkelerde, çok yıllık ağaçlar gibi, sistemli bir program uygulanmaktadır.

Parti misiniz? Önceden yapacaklarınızı deklere etmeniz, daha sonra da, millet size görev verirse, vaadettiklerinizi zaman içerisinde gerçekleştirmeniz gerekir. Gerçekleştiremezseniz, sizden hesap sorarlar, çatır çatır.

Milletvekili, Belediye Başkanı adayı mısınız?Programınıza göre seçilmeli ya da kaybetmelisiniz. Başka hiçbir etken rol oynamamalı seçilmenizde. Yapmak istediklerinizi yapamayınca, kusurluysanız, halkın sizi indirmesini beklemeden, istifa edebilmelisiniz.

Bunun örneği var mı?

Fi tarihinde onurlu bir adam, Mehmet Delikaya adında bir Malatya milletvekili, partisinin, katılmadığı bir tavrı yüzünden bastı istifayı. Yoo, sandığınız gibi, başka partiye geçmek amacıyla değil. Hem partisinden, hem de milletvekilliğinden istifa etti. Duyduğuma göre, Sürgü’de besicilik yapıyormuş şimdi.

Böyle ‘adam’ların unutulmaması gerekli.

1985 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü olan zat da, söz verdiği tarihte, 29 Ekim’de bir parkı bitiremediği için 30 Ekim’de, dönemin Belediye Başkanı Mehmet Altınsoy’a istifasını sundu.

Kim mi bu adam?

İşte onu söylemem.

Ya tek yıllık ot olacaksınız hayatta, ya da ağaç. Toza gübüre karışmak, ya da asırlık bir çınar olmak…

Seçin seçebildiğinizi, tercih sizin.

Ne dersiniz, ottan söz etmenin zamanı değil miymiş?

Popularity: 21% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar