Tayyip Erdoğan başarabilir mi?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
31 Ağustos 2005
On günden beri, operasyonun nekahetini geçirmek üzere, eve mahkum oldum. Bu sürenin büyük bir kısmını, tarımla ilgili arşivimi gözden geçirerek değerlendirdim. Bir de içe dönük bir nefs muhasebesi yaptım. Bir bakıma, kültürümüzdeki ‘itikaf’ı yaşadım.
Kızılderililer, bir işte çözüm yolu bulamazlarsa, bir sal yaparak ırmağın üzerinde günlerce aç susuz tefekküre dalarlar. Kendilerine bu yöntemle bir ışık, bir çıkış yolu gösterileceğine inanırlar. Meşhur ‘Oturan Boğa’nın lider oluşu da, böyle bir itikaf halinin sonucuna dayanır.
Kendi içinde bir dinginliği yakalama konusu, hemen hemen bütün kültürlerde var. Gandi’nin de çözüm bulamadığı durumlarda, kendi içinin sesini dinlemek üzere inzivaya çekildiğini, biyografisinde okudum.
Temuçin’in Cengiz Han olmanın eşiğinde, Burhan Dağı’na çekildiğini, günlerce orada kaldığını tarihler kaydetmektedir.
Kendimle ilgili önemli kararlar alacak değildim. Zaten, hayatı yönlendirmenin çok kaba ipuçları taşıdığı bir ülkede yaşıyoruz. El yordamıyla idrak etmeye çalıştığımız bir olaylar yumağı…
Benimkisi, zorunluluktan kaynaklanan bir eve kapanış.
Yine de iyi oldu bu itikaf…
Tabii ki dünya, dönmeye devam etti bu on günde, hayat aktı gitti. Türkiye’de ve dünyada olaylar yeni boyutlar kazandı.
Ben, Tayyip Erdoğan’ın damgasını taşıyan hareketin, ne derecede başarılı olabileceğini fikretmeye çalıştım. Bütün bir hükümeti değerlendirmek çok daha fazla bilgi gerektirebileceğinden, iyi takip etme imkanımın olduğu tarım konusunda yoğunlaştım.
‘Parça, bütünün habercisidir’ der Hz.Ali.
Üstelik de tarımın, her hükümetin omurgası olması gerektiği gibi bir kanaatim var. GSMH’ya katkısı düşse de, hala sivil istihdamın yarıya yakınını barındırıyor. Dolaylı yoldan ilgilendirdiklerini de katarsak, ülkenin % 60’dan fazlası tarımla ilişkili.
Bakan değişikliği gibi bir hareketlilik yaşadı.
Son MGK kararında, Doğu ve Güneydoğu’daki kaosun, tarım alanında yapılacak iyileştirmelerle düzeltilebileceğine dair vurgular var.
Bu arada, bazı bakanlarla da konuştum bu konuyu.
Mevcut yapı ile sorunu aşma fikrinin, hükümette ağırlık kazandığı kanaatine vardım.
Tarım Bakanlığı’nın bugünkü üst bürokrasisinin, daha önce tarım bürokrasisinde çalışmış Mehdi Eker tarafından Sami Güçlü’ye tavsiye edilmesi sonucunda oluştuğu bilgisine ulaşınca, Bakan değişikliğinin hiçbir olumlu sonuç getirmeyeceğine inandım.
Bugün varılan nokta ne?
Turgut Özal döneminde en büyük hata, doğru çalışan bir TOPRAKSU’yun, yanlış çalışan YSE’ye monte edilmesi oldu. Bu hükümet ise, sanki sağlıktan eğitime merkezi yönetimin yürüttüğü hizmetler iyi gidiyormuş da sadece Köy Hizmetleri sorunluymuş gibi, önlemini almadan Köy Hizmetleri’ni Özel İdare’ye devretti.
Bu ülkenin temel zenginliği olan toprağı, bir çırpıda sildi attı…
Oysa ki, Tayyip Erdoğan Hükümeti gibi, sorunları doğru tespit etmiş bir yönetimin, toprak ve su başta olmak üzere doğal kaynaklar konusunu, Doğal Kaynaklar Bakanlığı kuracak kadar önemsemesi beklenirdi.
Üç koca yıl heder oldu gitti. Görünen o ki, yine bol bol kanun, tüzük ve yönetmelik çıkacak, ama reel tarımda bir arpa boyu yol alınmayacak. Türkiye günden güne irtifa kaybedecek, fukaralaşacak; doğal zenginliğimiz ve insan kaynağımız, ayrı ayrı sızlanacak.
Atın önünde et, itin önünde ot olmaya devam edecek.
Belki AK Parti seçimler kazanacak, istediğini Cumhurbaşkanı yapacak… Ama yıllar sonra bugünün tarihini yazacak olanlar, ‘koskoca bir boşluk’tan söz edecek; Özal’dan çok Demirel’e benzetecekler.
Tayyip Erdoğan’a yakışmayan da bu olacak.
İçindeki yanardağ bu değil çünkü.
Çok iyi biliyorum…
(Devam edecek)
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar