Tarım’ın Sorunlarını Çözmeden, Türkiyenin Sorunlarını Çözmek Mümkün mü?
Star Gazetesi Yazıları
Bu yazıyı yazdır
1 Ağustos 2003
Hükümetler kuruluyor, hükümetler yıkılıyor…
Yeni yüzler, yeni insanlar, yeni anlayışlar geçiyor bu ülkenin yönetimine …
Yeni programlar sunuluyor, yeni umutlar ekiliyor …
…Ve ülkemiz insanı nefesini tutarak bekliyor.
Yeni yöneticiler, kendileri için döşenmiş yeni odalara geçiyor, gıcır gıcır parlatılmış ‘ahali’ den farklılık sağlayan ‘farklı renkli-parklı plakalı’ otomobillere biniyor, sağlam bir gelecek temin etmiş olmanın rahatlığıyla, böcekler gibi oradan oraya koşuşturan, kuyruklarda bekleyen, bir günün yirmidört saatlik süresini acı biber gibi hayatına süren ‘ahali’ye bakıyor küçümseyen gözlerle.
Hayatını, kalabalıklardan ayırmış oluyor.
Seçkinleşiyor.
Geliri artıyor, marka giyiniyor, ‘marka’ larca yaşıyor ..
Bu değişimini, kendi istediği biçimde algılayacak bir yakın çevre arıyor, buluyor, kuruyor…
‘Milattan öncesini, yani kalabalıklar gibi olduğu günleri hatırlamak bile istemiyor. Dolmuş-otobüs kuyruklarında beklediklerini, bir fatura yatırmak için eridiği kuyrukta, ‘devletin memuru’ ndan nice hakaretler yediğini, geçim sıkıntısını, yarınsızlığı… umutsuzluğu .. hatırlamak istemiyor, hatırlatanlardan uzak duruyor. ‘Ahali’den değil o…
Dünyanın merkezinde kendisi var artık ..
Çiçekleri, övgüleri, tebrikleri kabul edebilir…
Olmak istediği şeyi olmuştur, bundan sonrası bu ‘şatafat’ı koruma savaşıdır.
Ne yazık ki, Türkiye‘yi bir bütün olarak görebilen, Dünya üzerinde Türkiye’nin yerini, önemini-önemsizliğini, hafifliğini-ağırlığını,etkisini,gücünü-biçareliğini anlayabilen, bir adım ileri gidebilmek ve bu ‘ahali’nin kursağına bir lokma ‘helal’ aşı koyabilme yeteneğinde bir yönetim hasretinde bu ülke .. Ekonomisini düzeltip insanca yaşama standardını sağlayacak yönetim arayışında ..
Son yıllarda ülkemiz insanını bilinçle bu arayışı sürdürdüğünün örnekleri,yeni seçim sonuçları ve yeni iktidarlar olarak yansıdı siyaset yaşamımıza… Yeni hükümetler kuruldu, eskiler de çok az olumlu iz bırakarak ve çoğunlukla başarısızlığını %1′lik seçim sonuçlarıyla tescilleyerek çekip gitti yaşama alanımızdan, siyaset dünyamızdan. Onların başarısızlığı, yeni yüzleri, yeni oluşumları çıkardı ortaya, başkalarını ‘iktidar’ yaptı.
Ülkemiz insanı, bir seçim dönemi dişini sıkabiliyor ancak. Memnuniyetsizliğini, yeni bir umuda yönelerek açık bir biçimde ilk seçimde belli ediyor.
İyice öğrenilmiş olmalı ki, siyaset bilimine örnek teşkil edecek biçimde, insanımız ‘ayrıcalık’ ve hatta ‘avanta’ talep etse bile, bunu kendine sağlayanları oylarıyla siyaset sahnesinden siliyor.
İlginç olan da bu ..
Çünkü, çok az insanı mutlu eden ‘ayrıcalık,’ toplumun genelini yok ediyor. Genel olarak gelen bir ‘çığ’ın önünde durmaya da hiçbir azınlığın gücü yetmediği gibi bir azınlık olan ‘iktidar’ın da gücü yetmiyor.
Ülkenin sorunlarına; birkaç kişiye iş sağlamak, iyi maaşlı koltuklara oturtmak, ‘tayin-nakil’ özetlemesi gibi bakan her hükümet, kısa sürede ‘adem’e mahkum oluyor.
Yok olup gidiyor… Sanki hiç olmamış gibi…
Kendi insanına ‘zarar’dan başka şey vermeden
Altın kıymetinde ‘dört yılı’ zayi ederek…
Statükocular-ne de çoktur onlar, ne kadar ayrı görünürler, ‘kurbağa pislikleri gibi durgun dönemler oluşturup birbirine bitişe bitişe büyürler’ *öldürdükleri her ‘iktidar’ için silahlarına bir çentik atarlar- okşaya okşaya ‘makama’a alıştırırlar… Törenleri sevdirirler, kırmızı halıya basmayı ve ‘Merhaba asker!’ demeyi de .. Her sözünde hikmet arama evresi, bu işin meyve verme dönemine denk gelir …
Küçük, küçücük ayrıntılar için günler-geceler boyu çalışır hükümetler ve ‘bir arpa boyu’ yol gitmezler.
‘Ahali’ yani ‘kara kalabalıklar’ kendi başının çaresine bakmaktan başka bir yol kalmamanın hıncıyla saplanır kalır hayata paslı bir bıçak gibi …
(Ellisekiz) 58 Hükümet kuruldu Türkiye’de,onlarca Tarım Bakanı geldi geçti. Bir tek rahmetli Bahri Dağdaş hatırlanıyor yaptıklarıyla. Bakın istatistiklere, onun döneminde en önemli tarımsal ürünümüz olan buğdayın üretimi sıçramıştır bu ülkede; iyi şeyler yapılmıştır…
Niçin?
Statükocuları atlatabildiği için ..
İstanbul(E) Belediye Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İsvan anlatıyor ‘Tarımsal Destekleme Politikaları: Sorunlar-Çözümler’ adlı kitapta : ‘… Japonya’da bulunmuş olan bir cüceleştirme genini Meksika’daki buğday ürününe uygulayarak Sonore adını verdiğimiz buğday türünü çıkardılar. Bu buğday daha çok gübre kabul ediyor, çok daha fazla beslenebiliyor, aldığı besin maddesini sapa değil başa dönüştürüyor, bazı rakamlara göre 7, bazı rakamlara göre 20 kat fazla ürün veriyor. Bu olay dünyayı sarstığı halde, Türkiye buna duyarsız kaldı. Bizim Ziraat Araştırma Enstitülerimiz bu tohumu alıp denemediler. Türkiye bunu bilmedi. Türkiye’ye bu tohum kaçak geldi. Tarsuslu çiftçi Can Eliyeşil bavuluna koyup zati eşya olarak getirdi, ekti, komşusuna gösterdi, herkes hayretler içinde kaldı bu üstün verimi görünce. Tarım Bakanına gittiler 1966 yılında Bahri Dağdaş Tarım Bakanıydı, o yıl bakanlıktaki teknokratları, benim meslektaşlarımı kenara iterek, otoritesini, yetkisini kullanarak bu tohumdan 60 ton getirtti. Bu tohumun 7-8 türü vardı, kurak ve kireçli toprak için ayrı. Bunlar dağıtıldı, büyük bir verim artışı sağlandı. Ertesi yıl 22 bin ton ithal edildi. Türkiye’nin istatistiklerine bakınız, o yıldan sonra Türkiye’nin buğday üretimi birden bire sıçrama yaptı’ …
… Ve iddia ediyor Ahmet İsvan: ‘..%50 verim artışı, daha doğrusu %50 kar artışı Türkiye koşullarında teknolojiyle buğdayda rahat sağlanır…’
… Ve ekliyor:’Çağdaş tarım araştırmaya dayanan bir tarımdır…’
İşte size bir Türkiye fotoğrafı … Yıl:1966. konu :Tarım
*Anlam,Cemal Süreya’ya aittir.
Statükoyu böylesine incelikle ortaya koyacak nice örnek …
Her dönemde ..
Türkiye, kendi tarımını nasıl tanımlıyor?
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) İleri Tarım Müzakereleri’ndesunulan ülkemiz teklifi, tarımın röntgeni gibidir:
‘Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü üyesi gelişmekte olan bir ülke olarak Uruguay Raund’la liberalleşme süreci içine alınan tarım sektörünün rekabet gücünü artırarak geliştirme çabası içindedir.
Türkiye’de tarım, tıpkı pek çok gelişmekte olan üye ülkede olduğu gibi, dış rekabete açılabilecek ve iktisadi rasyonellik içinde yaşamını devam ettirebilecek özelliğe haiz değildir.
Çalışan nüfusun %45′i tarımda istihdam edilmektedir. Buna mukabil tarım sektörünün GSMH’ya katkısı ise yalnızca %16′dır.
Nüfusun %35′i kırsal alanda yaşamaktadır. Ekonomik gelişmelere paralel olarak yaşanan kırdan kente göç olgusu tarımsal alanların sürdürebilirliğini uzun dönemde tehdit eder bir nitelikledir.
Çok sayıda küçük tarımsal işletme bulunmaktadır. 2000 rakamlarına göre 4 milyonun üzerinde tarımsal işletme mevcuttur. Tarımsal örgütlenme oldukça zayıftır. Kooperatifler ve üretici birlikleri yetersizdir. Miras hukukumuzdan kaynaklanan bazı düzenlemeler nedeniyle, tarımsal araziler parçalanmış bir yapıya sahiptir.
Türkiye’de tarım sektörünün altyapı problemleri mevcuttur. Dolayısıyla Yapısal problemler çözülmeden tarımda tam liberalleşmenin sağlanması ve tarım sektörünün iyileştirme politikalarına kısa sürede cevap vermesi beklenmemelidir.‘
Türkiye, kendi tarımını böyle tarif ediyor yabancılara…
Türk tarımına nüfuz edebilen herkes bu genellemeye katılabilir. Ayrıntılarda farklı sorun ve farklı çözüm önerisi sunsa bile, bu genel çerçeve kabul görebilir doğruluktadır.
Öte yandan, Türk Tarım Politikasının Amaç ve Stratejileri Kalkınma Planları (sekizincisi yayınlandı) ve yıllık programlarla belirlenmektedir. Bunlardan derlenen Türk tarım politikasının amaçları şöyle özetlenmektedir:
‘Tarımsal yapının iyileştirilmesi; Halkın beslenme düzeyinin yükseltilmesi; Tarım ürünleri fiyatlarında istikrar; Endüstrinin ham madde ihtiyacı; Tarım sektörünün tüm alanlarında iyileştirme ile sağlıklı şehirleşmeye imkan sağlamak; Tarım ürünleri pazarlanmasına da etkinlik; Tarım sektöründe özel (kooperatifleşme vs.) ve kamu yoluyla etkili örgütleme; Verimli tarım topraklarının sanayiye kaymasını önlemek; Tarımsal üretim planı yapmak; Destekleme politikalarını bu amacın aracı olarak kullanmak; Kamu kuruluşlarını kırsal ve tarımsal altyapıyı geliştirip üretim ve verimliliği artırmada etkin olarak kullanmak; Ucuz ve yeterli girdi ile ucuz kredi temini; Araştırma, yayım ve eğitim hizmetlerini geliştirmek…’
Tarımla ilgili sorun-çözüm önerileri içeren özel-kamu tüm belgelerde aşağı yukarı bunlar yazmaktadır yıllar yılı.. Bu sonuç, iki şeyi gözönüne sermektedir: Ya sorunlar kopyalama yöntemi ile araştırılmadan, daha önce yayınlanmış belgelerden aşırılmakta, bu nedenle de gerçek verilere dayanmamaktadır. Sağlıksızdır. Ya da, yönetime gelen 58 Hükümet ve 27 Başbakan, yıllar yılı hiçbir olumlu iş yapmamıştır tarım alanında…
Çünkü Türkiye muazzam bir kaos yaşamaktadır….
Dağınıklık,ufuksuzluk,verimsizlik,başıboşluk,örgütsüzlük,kaynakları görmeme, ne yapacağını bilmeme… Çözülmüşlük..
Öyle olmasaydı 58. Hükümetin Tarım Bakanı’nın 16 Ocak 2003 tarihinde Bakanlar Kurulu’na sunduğu ‘Türkiye Tarım Sektörü‘ sayfası ile başlayıp ‘Arz ederim‘ sayfası ile biten 36 sayfalık brifingi, en az, ciddi bir makale kadar sağlıklı çözümler içerirdi. Bürokratik kopyalama ‘nın dışına taşan sorun ve çözümler ortaya koyardı. En önemlisi, tarımda (Bitkisel üretim, hayvansal üretim, orman,su ürünleri, tarımsal endüstri ve çevre) ‘sorunun temeli olan toprak’ta radikal bir öneri getirir, toprak rezervini önemli bir rakama yükseltebilirdi. Tarım siyasetini de toprağın üzerine bina ederdi.
Türk tarımı için ’sorun-çözüm’ getiren önemli belge, sekiz adet Beş Yıllık Kalkınma Planı, yıllık programlar ve özel ihtisas komisyonlarının TARIM adı altında toplanan Bitkisel üretim, Hayvansal üretim, orman, Su ürünleri, Kırsal sanayi/tarımsal endüstri,çevre alt başlıklarındaki tüm raporlardır. En azından sorunun ortaya konulmasında bilgileri derlemiş ve en az yanlışla sunma çabası göstermiştir.
Eski Tarım Bakanlarından Bahri Dağdaş‘ın 1972 yılında yayınlanan kitabı ‘Türkiye’de Toprak Meselesi’ önemli bir kaynaktır. Çözüm için alışılmışın dışında öneriler taşıması ve Türkiye ile Dünya ülkelerini kıyaslaması, bu kitabın ayrıcalığıdır.
Prof. Dr. Mümtaz Turhan‘ın 1964 yılı yayını ‘Toprak Reformu ve Köy Kalkınması‘ kitabı, reaksiyoner geneli içerisinde çözüm için bugün de geçerli olabilecek yöntemler sunması açısından ilginçtir.
Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneğinin 6 Şubat 2002 tarihli ‘Küreselleşen Dünyada Türk Tarımı’ sempozyumu sonuç bildirgesinde getirdiği tek yenilik, tarımın, Milli Güvenlik Stratejisi ile birlikte ele alınması gerektiği önerisidir ve doğrudur. Ekim 2002 tarihli ‘DİSK tarım raporu ‘ (Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Günaydın telifi) sorunlar ve çözümler için dikkate değer bir çalışmadır, ağırlıklı olarak Ziraat Mühendisleri Odası’nın görüşlerini yansıtır.
İki siyasal partinin Ağustos 2002 tarihli iki ayrı çalışması :
A-(CHP‘nin ) Ulusal Tarım Programı Eylem Planı ( Mahir Gürbüz telifi ) : Türk Tarımının sorunlarını tespitte ve getirdiği çözüm önerilerinde doğruları içeren önemli bir çalışmadır.
B-(AK Parti‘nin) Türkiye’nin Tarım Siyaseti (Cumali Ünaldı telifi): Türk tarım kamuoyunun genel doğrularını sorun olarak belirleyen, çözüm önerisi olarak tarım, köy hizmetleri, orman ve çevrenin sadece TARIM BAKANLIĞI adıyla örgütlenmesinin masrafı azaltıp verimi çoğaltacağına savunması ve 20 milyon hektar civarında yeni bir toprak rezervini tarım için sağlaması açısından farklılık göstermektedir. Ayrıca kırsal sanayiyi öne çıkarmaktadır. Türkiye’nin tarım siyasetine yeni bir düzenleme getirmeyi önermektedir.
Avrupa Birliği‘ne girme maceramızın özellikle son yılları, sosyolojik ve kültürel yapımızın, Avrupa Birliği ülkeleri ile çelişkilerini öne çıkaran yorumlarla geçti. Halbuki; İspanya,Portekiz ve Yunanistan gibi tarımı sorunlu üç ülkeyi AB’ye alırken yorulan yapının, Türkiye gibi tarımsal sorunları bu üç ülkenin neredeyse toplamından da fazla olan bir ülkeyi, sorunlarıyla kendine katmanın ürküntüsüydü bu soğuk duruşun ardında görünen. Kurulduğu günden beri bütçesinin %90′ını tarımın rehabilitasyonu için harcamaktan çekinmeyen AB;verimini yükseltmiş, açığını gidermiş, ihracatta bile doyuma ulaşmış; bu nedenle, son dönemde hem bütçesinin daha az bir kısmını tarıma ayırmış (%50), hem de bu bütçenin bir kısmını çiftçileri üretimden alıkoymak için kullanmaktadır artık.
OTP (Ortak Tarım Politikası), AB üyesi ülkelerinin tarım politikalarının ekonomik ve siyasi anlamda ortak çerçevede yönetilmesi esasına dayanır. 1962 yılında yani Türkiye’nin planlı döneme geçmesi ile aynı günlerde hayata geçirilmiştir. Roma antlaşmasının 3847. (Amsterdam antlaşmasının 3238.) maddeleri ile yasal çerçevesi belirlenmiştir. AB ülkelerini tarımsal ürün ithalatçısı olmaktan çıkarıp ihracatçı olma noktasına taşımıştır.
AB tarım komisyonu başkanı Dr. Franz Fisher topluluğun 21.yy hedefini açıklıkla ortaya koyuyor: ‘İhracata yönelik, tamamen rekabete dayanan, çok amaçlı (çevre,sağlık,sosyal koşulları gözeten), verimliliği ön plana alan ve sürdürebilinir politikalar!’ (Ülsever, C. Hürriyet 17 Ocak 2000)
Kendi ülkemiz için bu amaçlara katılmamak mümkün mü ?
AB ekonomisinin %5′ini teşkil etmesine rağmen, bütçesinin %50’sini ayırdığı tarımın, bizim ülkemizde hem bir ekonomi unsuru, hem bir çevre faktörü, hem de sosyal güvenlikle ilgili bir olay olarak önemini kavrayıp ulusal güvenlikle ilgili bir konu olduğunu unutmamamız gerekir.
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği’nin yayınladığı ‘AB Tarım Politikası: Avrupa’da Yenilenme ve Türkiye’ye Etkisi‘ adlı çalışmanın sonuç bölümünde: ‘Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde önündeki en zorlu alanlardan biri olan tarım sektöründe çalışmalar, öncelikle bir uyum stratejisi gerektirmektedir. Bu süreçte (…) Tarım Reformu‘nun, dinamik bir yapısı olan Ortak Tarım Politikası‘na uyumun dikkate alarak sürdürülmesi son derece önemlidir. Bu alanda gerçekleştirilecek çalışmalarda Türkiye’nin iç finansman kaynaklarını tek bir çerçevede bütünleştirmesi inkar edilemez bir yarar sağlayacaktır.’ denilmektedir. Türkiye’nin, sorunları çözmek için bilimden, bilimin verilerinden başka bir dayanağı var mıdır? Kaldı ki, iktidardaki AK Parti Hükümeti, 58.Hükümet Programı’nda Sektörel Politikalar başlığıyla öncelikle tarıma yer ayırmış ve seçim bildirgesindeki tarımın sorunları ve çözümleri önerileriyle Türkiye’ye, çözülecek sorunların en başında tarımın geleceği konusunda söz vermiştir.
İnsan yaşamının en önemli unsuru olarak bir emanet gibi bizde sonraki kuşaklara devredeceğimiz çevre,en öncelikli sorunudur Türkiye’nin … Uzun vadede hep çevre gözetilerek projelenmeli her şey. Çünkü, Türkiye bir yılda bütün Avrupa kıtasının erozyonla yitirdiği toprağın dört katını yitirmektedir:Vahim!
Çevreyi nasıl koruyacağız? Hatta, nasıl iyileştireceğiz?
Sürekli ağaç örtüsü altında bulundurarak .
V.Sınıf-VII. Sınıf arasında bulunan 15 milyon hektar alanın acilen ağaç örtüsü altına alınması gerek. Yoksa, bu ülkenin milyonlarca yılda oluşan verimli üst toprak tabakası elimizden kayıp gidiyor (Her yıl bir Kıbrıs adası kadar!). Üstelik, halen işlemeli tarım yapılan 6 milyon hektar alan da acilen ağaç örtüsüne bırakılmalı. Aksi halde erozyon, artarak sürer…
Havalar ısınmaya başlayınca görüyoruz: Türkiye, mevcut ormanını korumaktan aciz. Bir yandan insanlar kemiriyor, bir yandan yangın. Zaten GSMH’da ormanın yeri %0.8 (binde sekiz) o da yakacak ve yapacak odun olarak.
Türkiye, bu sorunu yakılmayacak ve bakılacak ormanla çözmelidir.Yani meyve ormanlarına yönelmelidir (Agroforesterie). Bölgelere göre ürün planlaması yapılarak zeytin, narenciye, badem, ceviz, kestane,fıstık, fındık, bağ, kaysı, elma, kiraz, vişne … ormanları kurulmalı, elde edilecek ürün dünya taleplerine göre kırsal sanayi tesislerinde işlenip ihraç edilmelidir. Ayrıca, yine bu toprak rezervinde teraslama ile uygun meyiller oluşturarak susuz yetişebilen yem bitkileri ve medikal bitkiler tarımı, ile sulanması mümkün yerlerde yağlı tohumlar tarımı yapılmalıdır.
Türkiye, tarım sorunu çözmeye topraktan başlamalıdır.
Bu öneri, hem tarımımızla ilgili resmi-resmi olmayan tüm yorumların ortak sonucudur, hem de dünyanın uygulayıp başarı kazandığı bir yöntemdir. Osmanlı‘da Selçuklu‘da, Bizans‘ta hep çiftlik uygulaması olmuştur. Bugün Avrupa ve ABD gibi tarımda üstün verimi yakalamış tüm ülkelerde çiftlik sistemi vardır. Çiftliklerin optimal büyüklüğe ulaşması ve bölünmeden o noktada kalmasını sağlayan bir organizasyon, ekonomik dayatma ve yasal çerçeve ile ayakta durur.
Sorunu çözmeye topraktan başlamak gereklidir.
En dıştaki daireden merkeze doğru olaya yaklaştığımız zaman, en dıştaki dairenin çevre, onun bir altında orman, onun bir altında bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri, ondan sonra da bütün dairelerin merkezine ‘insana’ ulaşırız.
Merkezden en dıştaki daireye gidersek … Merkezde insan olmalıdır.
İnsanımız işsiz ve aşsızdır.
Türkiye tarımda çarpık bir yapılanma içindedir.
İnsanımızın %47’si tarımda çalışmakta (daha doğrusu, büyük bir kısmı çalışır görünmektedir) Bunlar, ancak GSMH’nın %16’sını üretebilmektedir. İşte bu %47′nin sorunun çözümü için tarım birinci önceliktir.
İnsanımıza, insanca yaşayacağı bir yaşam standardı sağlayacak düzenlemeyi yapmalı siyasi irade, zaman yitirmeden ..
Yeni oluşturulacak toprak rezervi, bölgelere göre optimal çiftlik büyüklüğü sağlayan yasal ve ekonomik düzenlemeler, meyve ormanları, büyük çapta hayvancılık yapan hayvan çiftlikleri; elde edilen bitkisel/hayvansal ürünlerin tarımsal sanayi aracılığıyla işlenip, dünyanın talep ettiği biçimlere dönüşerek yurtdışı satışının gerçekleştiği başarılı bir pazarlama sistemi… Sağlıklı işleyen çiftçi birlikleri… Dört milyon aileye dünya standardında yaşam olanakları sağlayacak yeni düzenleme… Bunların tümünü, birleştirilmiş, fonksiyonel kılınmış, insanımıza hizmeti “aşk’ gibi bilen iyi yetişmiş bilgili bir kadroya sahip TARIM BAKANLIĞI gerçekleştirir. Çevre, orman, bitkisel üretim, hayvansal üretim, tarımsal endüstri ve su ürünleri için ayrı ayrı harcanacak para, kullanılacak güç ve zaman tek merkeze odaklanır, tek merkezden çıkar: ‘bir birim harcama ile bir birimlik iş yapılıyorken, aynı harcama ile birkaç birimlik iş yapılır.’
Önce şu yapılmalı: Bugünkü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığı hemen birleştirilmelidir.
Türkiye’nin tüm toprakları ve toprağın sorunları bir tek bakanlığın sorumluluğuna verilmelidir. Tarım da ileri tüm dünya devletlerinde olduğu gibi…
Kırsal Kadastro bu bakanlığa bağlanmalıdır. Kentsel Kadastro ayrı bir bakanlığa, ya da yerel yönetimlere bırakılabilir.
Gerçek anlamda kadastro yapılmalı envanter çıkarılmalıdır.
Büyük hayvan çiftlikleri için (Kars,Ağrı, Bayburt, Erzurum, Erzincan… için büyükbaş, Orta Anadolu ve Güneydoğu için küçükbaş ağırlıklı) yem bitkileri yetiştirilmesi için hesap edilerek büyüklüğü tespit edilmiş, küçülmemesi için kurallar konulmuş toprak rezervi sunulacak… Aynı şey su ürünleri için denizde deniz balıkçılığı, soğuk su kaynaklarında alabalık,baraj ve göllerde tatlı su balıkçığılı çiftlikleri için hazır olan sistem devreye sokulacak.. Özellikle meyve ormanları kurulabilmesi için Tarım Bakanlığı’nın Çevre Bakanlığı’nın, Orman Bakanlığı’nın, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün ayrı ayrı yaptığı çalışmalar tek elden yapılacak. Gerçekten yapılacak. Sonuç alınacak. Planlanan 10 yıllık bir sürede oluşan rezervin (ki 20 milyon hektar alanın) bölgeye göre meyve ormanı olması sağlanmış; beş yıllık verim vermesi temin edilmiş olmalı. Elde edilen ürünler, yaklaşık 10 köy için bir merkez biçiminde düzenlenmiş kırsal sanayi tesislerinde işlenmeli, holding gibi yapılanmış bir düzenlemede en tepe noktadan yurtdışı satışı planlanmış olmalı.
Bu genel çerçeve, bölgeler için farklılık gösteren esnek bir uygulama ile gerçekleşir.
Tarıma mutlaka bilgi katılmalı, eylem planı bilimsel yürütülmeli, dünyanın neyi nasıl başardığı gözden uzak tutulmamalı. İnsan kaynağımız doğru yönlendirilmeli.
Bilimi, başarımız için kullanabilme tutarlılığıyla bütün bu işleri insanımıza hizmet için yapmanın aşk ve şevki birleşirilmeden, bu işten sonuç alınamaz. Aksi halde, iktidar, birkaç eş dosta iş ve makam kaynağından başka anlam taşımaz. Bunun da süresi en fazla dört yıldır.
Bir tarafta bu ülkede sonsuza kadar yararlı olacak kalıcılıkta kutsal bir eylem, diğer yanda sadece kendine yaramayı amaçlayan süflilik…
Tercih hükümetin!…
Popularity: 18% [?]

Son Yorumlar