Tarımın felsefesi
Star Gazetesi Yazıları
Bu yazıyı yazdır
4 Ocak 2006
Bu da olur mu, demeyin. Yani, tarımın felsefesi.
Olur, hem de bal gibi.
Bakın, nasıl?
Bizlere, tüm tarih kitaplarında, baştan beri anlatılanları düşünün.
İlk insan, kendine, ilkel malzemelerden silah yapıyor. Mesela bir dal parçasının ucuna kenarları keskin, ucu sivri bir çakmaktaşı parçasını, ağaç lifleriyle bağlıyor. Bu yaptığı mızrakla da avlanıyor.
İlk insanın, ilk beslenme aracı av mıydı?
Sonra ateşin bulunması, ne büyük, ne tarihi bir keşif! Bize, çok önemsiz gibi görünen, ‘tekerleğin keşfi’ni de koyun üstüne. Bu, bulunduğu yerden, çevresini, gidebildiği kadar tanıması sonucunu doğuruyor.
Ya hayvanların evcilleştirilmesi, başta ulaşım olmak üzere çeşitli alanlarda kullanılması.
Öve tarım!
İnsanlar çoğalıyor, yaşam alanları genişliyor; tarım keşfediliyor.
Neden önce su kenarlarında?
Çünki, yağışların dağlardan getirip ırmak kenarlarına bıraktığı alüvyal toprak, bitki besin elementlerince çok zengin. İlk tarım da, böylesine verimli alanlarda yapılıyor. Fırat, Dicle, Nil, Ganj, İndus gibi ırmakların bulunduğu havzaların, ilk uygarlıkların beşiği olması, raslantı değil…
Sonra?
İnsanoğlu, sürekli geliştiriyor tarımı. Irmak kenarları verimsizleştikçe, yeni alanlar açıyor kendisine. Yeni alanları, ormanları keserek, organik materyalce zengin topraklarda buluyor. Kullandıkça zayıflayan toprağı, organik gübre ile zenginleştirmeyi keşfediyor. Bu da, büyük ölçekli tarım yapma imkanı getiriyor.
Tüm kutsal kitaplarda geçen Hz. Yusuf Kıssası’nı hatırladınız mı?
Hz. Yusuf, zindanda iki kişinin düşünü yorumlar. Firavun’un zindandaki adamı kurtulur. Firavun, gördüğü düşü yorumlatmak için birisini arar. Zindandan çıkan çalışanı, Yusuf’u önerir. Yusuf, düşü yorumlar.
Ne dediğini anlatır kitaplar, Firavun’a, hatırlayın: ‘Mısır’da 7 yıl bolluk olacak, ürünlerinizin bir kısmını kullanın, geri kalanını saklayın. Sonra 7 yıl kıtlık olacak, o zaman kullanırsınız.’
Görüldüğü gibi, ekonominin esasında buğday, yani tarım var. Her ülke gibi, o dönemde emperyal olan bir devletin de temel sorunu tarım.
Tarımı, çeşitli biçimlerde kutsal kitaplarda görmek mümkün. Nar, incir ve zeytin ne kadar çok geçer. Üzüm’den söz edilir, buğday’dan, bal’dan… Hz. Musa kıssası’nı hatırlayın. Kesilecek ‘kurban’ın tarifini anımsayın, ayrıntılarına kadar.
İnsanoğlunun temel sorunu, her zaman tarım olagelmiştir; bitkisel, hayvansal üretim ve ormancılık olarak.
Bir de Homeros’un söylediklerine kulak verin. Onda da tarım, işin temelidir. Bakmayın Truvalı Helen’in öne çıkan macerasına. Odysseia’da: ‘buğday ve arpa getirir toprak/ağaçlar yemişle dolar, sürüler durmadan ürer, bol balık verir deniz/öyle iyidir ki yönetici, yaşar buyruğunda halk bey gibi’ dizeleri, tarıma dayalı ülke yönetiminden başka neyi anlatır?
Türk tarihi de tarımın önemine vurgu yapar. Orhun Anıtları’nda, Hakan, ne söylüyor ulusuna, anımsayalım mı? ‘Açtın doyurdum, çıplaktın giydirdim!’ diyor. İşin özü ekonomi, esası da tarım… Tarım, en önemli argüman, bir siyaset unsuru olarak da öncelikli.
Ya, Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki ana neden, 2. Dünya savaşından sonraki kıtlık değil mi? Tarımı umursamayan, ihmal eden Avrupa’ya bir tokat gibi…
Türkiye’ye dönelim.
Ekonomi, bir fıçıysa, tarım, tabanındaki deliktir.
Dibi delik fıçı, su tutmaz!
Tarımın sorunları çözülmeden, Türkiye’nin sorunları çözülmez!
Bakmayın şimdilerde ülkemizdeki terkedilmişliğine.
Tarım, her zaman belirleyicidir. İktidarları indirir, kaldırır.
Kimse farkında olmasa da.
Farkında olmayanlar ne olur?
El cevap: Bunca muhalif parti, gökten zembille inmedi ya. ‘Tarımın iktidarı’ndan düşerek geldi şimdi bulunduğu yere.
Böylesine önemli bir konunun felsefesi olmaz mı?
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar