Tarımda kafalar karışık
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
14 Aralık 2005
Geçtiğimiz günlerde, çokça bürokratı, bir de Bakan’ı değişti… Tarım Bakanlığı’nın, tarımı ‘yoğun bakım’a mahkum eden eylemsizliği zerrece değişmedi.
Öneminin anlaşılmaması mümkün mü?
Hesap çok basit,70 milyon nüfusu, kendi ürettiklerinizle besleyemezseniz, dışarıdan tarımsal ürün almak zorunda kalırsınız. Bunun anlamı da, dış alım yaptığınız ülkelerin çiftçilerini besliyorsunuz, onları destekliyorsunuz demektir.
Nasıl yani?
Şöyle: Siz tarımınızı doğru planlamadığınız için, başka ülkelerin tarım arazisinden daha çok alanınız; terk etme, nadas, ya da arazi mülkiyet rejiminin olumsuzluğu nedeniyle boş kalmaktadır.
Yanlış planlamadan, daha doğrusu hiç planlamamadan dolayı, satamayacağınız ürünleri, ihtiyaçtan fazla üretmekte; ihtiyacınız olan şeyleri de üretmediğiniz için dışarıdan almaktasınız.
Toprağınız mı yok, adamınız mı?
Her ikisi de var, ama ne yazık ki, ‘atın önünde et, itin önünde ot’ var. Yani hesap hatası… Tıpkı, masaldaki gibi.
Bitmedi, GSMH’ya oranla en fazla tarımsal desteği veren ülkelerdensiniz. Ama köylünüz (ne yazık ki çiftçi denmez buna), kan ağlamaktadır. Üretim girdileri çok pahalı olduğundan, piyasa ile rekabet edemeyecek maliyete ulaşılmaktadır. Sizin tarımsal desteğiniz de yanlışlıklardan dolayı, ‘sürtünme kayıpları ile’ varış noktasında yok denecek düzeye düşmektedir.
Sattığınız şeyleri, işlemeden sattığınız için; zor satıyorsunuz, ucuz satıyorsunuz, işlerken ulaşacağınız işgücünden vaz geçerek satıyorsunuz.
Bu işte bir yanlışlık var.
Bunu herkes biliyor, kimse müdahale etmediği, dile getirmediği için de, hasta yavaş yavaş ölüyor.
Kurbanlık koyun gibi, boynunuzu uzatmış, AB’yi bekliyorsunuz.
Üç yıldan beri korkunç bir atalet. Üç yıldan öncesi nasıldı derseniz, daha da beterdi. Şimdi, bu hükümetin dinamizmine yakışmadığı için sitem ediliyor.
Bitkisel üretim böyle de, hayvancılık iyi mi?
Bütün bunlar birbiriyle bağlantılı. Bitkisel üretim o kadar yanlış planlanmış ki, düşüşe geçen hayvancılığın kaliteli kaba yem ihtiyacını, yani otu bile yetiştiremiyor. Öyle olunca da, senin üretemediğin bu cennet vatanda; gelsin dışalım! Dışarıdan et getir ve senin köylün sürünürken, başka ülkelerin çiftçilerini besle!
Vaktiyle, ‘badem’le ilgili bir hesap yapmıştık da, gözlerimiz yuvasından fırlamıştı. Birileri size dese ki, yılda yaklaşık bir milyar dolar para vererek dışarıdan badem alıyoruz, inanır mısınız? Ben de inanmıyordum, istatistiği görünce, hesabı yapınca inandım.
Bu badem çok özel toprakta yetişiyor sanmayın sakın. Susuz arazide, kırda bayırda yetişiyor. Peki, neden yetiştirmiyoruz? Demin söylediğimiz ‘at-it’ meselesi kısaca.
Üstelik, bizim, ‘meyve ormancılığı’na vakit geçirmeden geçme zorunluluğumuz var. Neden? Çevre meselesinden dolayı.
Biliyorsunuz, dünyada ilk tarımın yapıldığı yerlerden birisi Anadolu. Binyıllardan beri kullanılıyor bu toprak. Hem de hor kullanılıyor. Dolayısıyla, aşınım yani erozyon had safhada. Dünyadaki toprak kaybının, ellide biri diyelim de, anlaşılsın.
Böylesine yüksek bir erozyonda, yapılacak şey, acilen daimi ağaç örtüsü altına alıp, toprağı korumak değil mi?
Orman Bakanlığı ne güne duruyor, diyeceksiniz.
İşin püf noktası da o zaten.
Anadolu ormanlarını, merkezden çevreye doğru yok etmişiz. Kalanın çoğu da kalitesiz. Orman köylüsü dediğimiz insanlar, bu ülkenin en fakirleri. Üstelik, bizim ormanlarımız bunların yarısına yetiyor, kalanı gizli işsiz.
Ne yapıyorlar?
Habire ormanı kesiyorlar.
Bu durumda hadi siz yetkili olun da, işleri düzeltin.
Nasıl, çok mu kolay?
Bu kadar kopyadan sonra, herkes mi çözer?
Bir tek ilgili bakanlıklar hariç mi?
Neden?
Çünkü onlar statükocu!
Yazık…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar