Tarıma kör bakmak
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
15 Şubat 2006
Romatizma gibi gündeme geliyor. Hava rutubetli olduğunda, nasıl romatizma azarsa, ne yazık ki basından politikaya kadar birçok alanda, ancak bir olay zuhurunda, tarım diye bir sorun olduğu hatırlanıyor. Eski defterler karıştırılıyor, bir şeyler karalanıyor, bir şeyler söyleniyor ve yeniden kendisini anımsatıncaya kadar, unutuluyor, uyutuluyor.
Hep devlet suçlanır, hükümetler eleştirilir.
Sivil toplum örgütleri kusursuz gibi algılanır, hiçbir sorumluluk yüklenmez.
Ben önce tarımın en önemli sivil toplum örgütünden, T. Ziraat Odaları Birliği’nden başlamak istiyorum.
En son olayından…
Bir gazetede gözüme ilişti, TZOB, kuş gribi salgınından hareketle, 700 taşra teşkilatına, ücreti devlet tarafından ödenecek veteriner hekimler görevlendirilmesini teklif etmiş. Gözlerime inanamadım. Sözde sivil toplum örgütünün, devleti küçültmek yerine, kendini devletleştirme arzusu; inanılır gibi değil.
Üstelik de, sivil toplum kuruluşlarının ve basının bilinçsiz desteğine rağmen, fiyaskoyla sonuçlanan ‘Bin köye bin tarımcı’ projesinin başarısızlığı ortadayken.
Yine hatırlayın, meslek kuruluşları da dahil herkes alkışladı.
Ben, yanlış olduğunu söyledim. ‘Geçici köy koruculuğu’ gibi, ileride sadece kadro talebi ile ortaya çıkacak bir yük olacağını yazdım, hatırlayın.
Temelde değişiklik ve iyileştirme yapmadan ‘görüntü’yü düzeltmeye kalkışmak, sadece başarısızlık getirir, dedim.
Star arşivine, eski yazılarıma bakın lütfen.
TZOB’dan da benzer radikal öneriler bekliyor insan. Temsil ettiği kitleler, yanlış tarım siyasetinden dolayı ezilirken, hatta sürünürken, bu ‘sivil ama devlet olmaya hevesli kuruluşumuz’un da, aklıbaşında öneriler sunmasını bekledim önce.
Sonra, başkanlarının siyah plakalı araçlara bindiğini hatırlayınca, olabilir, diye düşündüm. Böyle yanlış bir teklifi yakıştırdım doğrusu.
Nedense bizim insanımızda, siyah plaka zaafı var. Birçok sivil toplum örgütünde, otomobil bir ulaşım aracı değil, bir statü aracı olmuş…
Başka neye yarar ki siyah plaka?
Neyse, tarıma dönelim.
Türkiye’de gerçek anlamda çiftçi, yok denecek kadar az. Tarım alanlarının ölçekleri açısından, tarımın ekonomi ile ilgili bir iş olmamasından dolayı, tarımın her zaman ikinci bir iş olması konumu nedeniyle ve benzeri birçok gerekçeden ötürü, ne yazık ki, çiftçi yok denecek kadar azdır ülkemizde. Olmayan çiftçinin örgütünden söz etmek de, bu nedenle imkansız gibidir.
Belki birilerinin, bu olmayan çiftçinin sırtından geçinmeleri mi sözkonusu, bilinmez.
Zaman zaman ‘buğday fiyatları az’, ‘tütüne iyi para verilmiyor’ diyecek bir kukumav kuşu gereklidir belki de…
Bu yazıyı, tarımla ilgili düşünceler ortaya atan, ‘köylü’ ile ilgili konularda beyanat üstüne beyanat, gazetelere demeç, televizyonlara görüntü veren, kendilerinden söz eden gazete ve gazetecilere de ödüller dağıtan, adında tarım geçen ya da geçmeyen tüm sivil toplum örgütleri üzerlerine alabilir.
Sorunun kökleşmesi, büyük çapta onların bu radikal olmayan yüzeysel ilgiyi sürdürmelerinden dolayıdır. ‘Kumdan kale’ler yapan, sonra da bir dalgayla yaptığı her şey yıkılan çocuklar gibi.
Bu onların işine geliyor diyeceğim, nerdeyse. Saltanatlarını sürdürmeleri buna bağlı sanki. Tarım-Orman-Çevre ile ilgili taşlar, bilimsel bir biçimde yerine oturursa, ekmekleri ellerinden gidecek gibi görünüyor.
Çapsız politikacı ve politikalara destek vermelerinin başka açıklaması var mı?
Tarım hakkında yazanları da uyarmak gerekir, onlar da bu yanlışı, gereksiz destekleriyle körüklüyorlar.
Sorun belli, değil mi? Sorun, tarımımızın verimsiz, geri ve sürüngen yapısı…
Peki, çözüm? Çözüm ne?
O da Çarşamba günkü yazımda…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar