Tarım, yok olmalı!
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
26 Nisan 2006
Elbette ki; bir sorun olarak, tarım artık yok olmalı. Bu çağda, dünyanın haylice değiştiği bu günlerde, Türkiye, artık, tarım sorununu çözmeli, tarımı bir problem olmaktan çıkarmalı, başka alanlara yönelmeli; yeni açılımlar, yeni ufuklar amaçlamalı.
Günlerdir, zehirli atıklarla çalkalanıyor ülkemiz. Bu yakışıyor mu?
Zehirli, hormonlu, denetimsiz gıdaların, ne büyük bir tehlike olduğunu tartışıyoruz zaman zaman. Sonra her şeyi unutuyoruz, muazzam uykumuza yatıyoruz yine.
Kuş gribi, göçmen kuşların ilkbahar ve sonbahar göçlerinde sorun oluyor. O güne kadar, sadece kulağımızın değil, aklımızın da üstüne yatıp, uyumayı sürdüreceğiz.
Buğdaydan ete kadar, birimden verimsizliğimize üzülmüyoruz bile. Bir zamanlar koyacak yer bulamadığımız birçok üründe, dış alımcıyız artık. Bunu da sorun etmiyoruz.
Yağlı tohumlardan yem bitkilerine kadar, açığımız günbegün büyüyor.
77.8 milyon hektarlık şu kocaman ülkede yaşayan 70 milyon nüfusu, ne iyi değerlendirebiliyoruz, ne de iyi bir ‘yaşam kalitesi’ sağlayabiliyoruz.
Çünkü, verimsiziz. Aklınıza gelen her alanda, dünyanın gerisine düşüyoruz.
Ama erozyonda dünya birincisiyiz ve hala, Avrupa kıtasının bir yılda yitirdiği toprağın dört katını kaybediyoruz her yıl; bir utanç vesikası gibi.
Tarımın talihsiz tarihi
Atatürk, 1937’de, TBMM’yi açış konuşmasında, daha sonra bu ülkede hiçbir hükümetin ve kurumun uygulamadığı, bilimsel bir tarım çerçevesi çizer.
Yaşasaydı uygulayabilir miydi? Bilmiyorum.
Neden bilmiyorum? Çünkü;Turgut Özal da benzer bir görüntüyü sergilemiştir. O günlerde Başbakan olan S. Demirel’e, sorunlar/çözümler konusunda 1973 tarihinde bir mektup yazmış, tarım konusunda uygulanabilir öneriler getirmiş; 10 yıl sonra da kendisi Başbakan olmuş, ama uygulamamıştır.
Neler mi?
Mesela, ‘Tarımda ana problemimiz istihsalin ve bununla beraber birim saha başına verimin artırılmasıdır.’ sözünün arkasında dur(a)mamıştır, kendi iktidarında.
Mesela, ‘Tarımda ana problemimiz istihsalin ve bununla beraber birim saha başına verimin artırılmasıdır.’ sözünün arkasında dur(a)mamıştır, kendi iktidarında.
1965’ten beri siyasette ya iktidar, ya da muhalefet olarak gündemde olan S. Demirel’de de aynı şeyle karşılaşıyoruz. 1993’te ‘Tarımsal Destekleme Politikaları/Sorunlar/Çözümler Sempozyumu’nda, sanki ülkeyi düzgün yönetmeye can atan dışarıdan bir adam gibi, sağlıklı, bilimsel, uygulanabilir öneriler sunmuştur.
40 yıl içinde neden bunları uygulamadığını sorgulamıyoruz bile.
Deniz Baykal için de öyle değil midir?
En son AK Parti… Seçimden önceki tüm söylemlerinde, sağlıklı tespitler ve uygulanabilir öneriler sunmuştur tarım konusunda. 58. ve 59. hükümet programları ile de bunu perçinlemiştir.
Demek ki, sözden çok, uygulama öncelikli bir beklentimiz var artık.
Abdüllatif Şener’in tarımı…
Makul bir siyasetçi görünümü çiziyor, hatta, herkese ters gelebilecek sözleri de cesaretle söylüyor Şener.
Mesela, şu sözlerini, Akşam’da Volkan Akı yazdı (19.04.06):
‘Hükümete burada düşen en önemli görev ekonomiyi rasyonelleştirmek. Eğer ekonomi rasyonel değilse, ekonomi içinde insanlar da rasyonel kurallara göre çalışmıyor, üretmiyor demektir.
(Ö)Bir düşünün Türkiye’de tarımda ne değişti? Nüfusun üçte biri tarımda olduğu için önemsiyorum. Ne ürün değiştirme arayışı var, ne yeni bir teknoloji geliştirme arayışı var, ne de verimi artırma arayışı var.’
Bu doğrulara, benim de iki hatırlatmam var:
Sayın Şener icra makamındadır ve tarımın en ölü parçası GAP, kendisine bağlıdır.
Bu enstrümanla, Güneydoğu’da neler yapılmazdı ki…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar