Siyaset yapanların, yaptıklarını anlatmak, yapmayı düşündükleri için de destek sağlamak; kamuoyu oluşturmak amacıyla, basınla işbirliği yapmasından daha doğal ne olabilir?

Bazıları bu yolu kullanır, bazıları da basında görünmeyi pek sevmez.

Bazı siyasilerin basında görünmelerine o kadar çok alışılır ki, görünmeyince merak edilirler.

 

İş yapanlar, yaptıkları işin gerektirdiği kadar, gerektiği zaman basında görünürler ve bu hiç yadırganmaz.

Tarım Bakanı, basında görünmeyi çok sevenlerden. Yaptıklarından çok, bakanlığının görev alanındaki konularla ilgili eleştirilerini, tespitlerini, yargılarını, biraz da gelecek için düşüncelerini okuyoruz, dinliyoruz sık sık.

Tarım Bakanı, bence çok şanssız bir bakan…

Başka bir bakanlığın başında olsaydı, yapmadığı işler bu kadar çok göz önünde olmayacağı için, fazla dikkat çekmeyebilirdi.

Gün geçmiyor ki; tarımı, doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren birkaç haber veya yorumla ülke gündemi çalkalanmasın.

Tarım Bakanlığı’nın başarısı, ya da başarısızlığının, Bakan’a mal edilmesi yönünde bir görüş var. Bu, büyük oranda da doğru.

Şundan dolayı; politikaları ve bunu gerçekleştirecek bürokrasiyi Bakanın inisiyatifi düzenledi. Hem üst bürokrasi, hem de icraatlar bu yolla oluştu. Bakan, kendi bürokrasisini, atandığı ilk günden beri birkaç kez değiştirerek kurdu ve yaklaşık iki yıldan beri onlarla çalışıyor.

Türkiye için AB’ye girmenin yaşamsal önemi biliniyordu, en büyük sorunun da tarım ve insan haklarında çıkacağı öngörülüyordu.

Bakanlığın bu önemli konuyu, tarımı, aynı ciddiyetle ele alması beklenirdi. Oysa, geriye doğru iki yıllık basın taraması yaparsanız, bu konu ile ilgili bir düşüncenin, eylemin, anlatımın olmadığını üzülerek göreceksiniz.

Tarımın sorunları ile ilgili olarak bakanın üslubu, ‘dışarıdan’ ve ‘yetkisiz bir eleştirmen’ kimliğiyledir ne yazık ki!…

Yine de umutların tükendiği noktada değiliz. Hala yapılabilecek, sorunu çözmede cesaretimizi artıracak bir zaman parçası var! İki yıl tüketilmiş olsa da, bir o kadar zamana sahip olmak küçümsenmemeli.

Herhalde asıl mesele, tarımın ne ölçüde önemli olduğunu kavramaktan başlıyor.

Türk tarımının ana sorununun toprak olduğu artık anlaşılmalıdır. Dünyanın her yerinde tarım yapılan toprağın kalitesi, ölçeği, ne ölçüde doğru kullanıldığı, verimi, elde edilen ürünün değerlendirilmesi; bunun sonucunda o toprak parçası üzerinde yaşayanların, geçimini tarımdan sağlayanların yaşam kalitesi önem kazanmaktadır.

Üstelik, yine dünyanın her yerinde tarım dediğiniz zaman çok geniş kapsama alanı olan, yaşamsal bir kavramdan söz ediyorsunuz demektir. Bitkisel ve hayvansal üretim omurgasında, ormancılık, balıkçılık ve gıda gibi üç önemli faktörle birlikte tarım sanayi ile nerdeyse bir ülkenin, insanını biçimlendiren önecelikli, özellikli konusunu dillendirmektesiniz.

Türkiye için bu önem birkaç misli daha fazladır.

O nedenle bizim ülkemizde Tarım Bakanları, yüzeysel sorunlar yerine, tarımın temel, öncelikli, yapısal sorunlarını çözme amacını taşımak ve bunu eyleme dönüştürmek zorundadır.

Hem Osmanlı’da, hem de Cumhuriyet döneminde oluşmuş bir tarım bürokrasisi geleneği var. Halen 100 bin kişinin üzerindeki bu insan kaynağı, yönlendirilebilirse, sorunu çözeceğine inanan bir kitleye dönüştürülebilirse, tarımda istihdam edilen ve % 47 olduğu söylenen büyük kitleye öncülük yapması sağlanırsa, yapısal tedbirlerle Türk tarımı uçurulur.

Paniklememek ilk şart.

Ne denli büyük olursa olsun, insanoğlunun, aklını kullanarak sorunları çözmesi gerektiği unutulmamalı. Soğukkanlıklıkla, sorunu iyi anlayarak ve iyi anlatarak, bir ortak paydanın oluşturduğu ‘ortak akıl’la hareket ederek, Türk tarımı, ekonomik bir olaya dönüştürülebilir.

Bakalım, bu irade gösterilebilecek mi?

Bu iradenin, hükümetin sorumluluğunu taşıdığı için ancak Başbakan tarafından gösterileceğine inanıyorum.

Bu siyasi ekibin, sorunu çözerek bu halkın kalbinde ve ülkenin tarihinde yer etmesi; kişilerden, onların adından daha önemlidir.

Başbakan’ın, bugüne kadar olan çizgisi, benim düşüncemin doğrulanacağı umudunu artırıyor.

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar