İyi de oluyor. Türkiye’de, okunan yazarların son günlerde, özellikle Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) tarımla ilgili kararından sonra, tarıma eğilmelerini bir şans olarak görmeli. Tarımımızın zayıf yanlarının, yapısal bozuklukların; yapılanların, yapılmayanların ve yapılması gerekenlerin kamuoyunda tartışılması açısından olumlu bir ortam oluştuğu söylenebilir.

Gıda denetiminin Tarım Bakanlığı’nın sorumluluğuna verilmesi, ‘hangi kadro ile bu iş yürütülecek?’ sorusunu akla getirdi. Olayı, Zaman Gazetesi manşete taşıdı. Bu çok iyi.

 

Önce Yeni Şafak’ta Ahmet Kekeç’in tarım görüşümü destekleyen yazısını anmalıyım. Sonra Hürriyet’te Oktay Ekşi’nin tarımı tüm boyutlarıyla masaya yatıran iki yazısıyla birlikte İlter Türkmen’in, olayı bir hariciyeci gözüyle doyurucu bir biçimde incelemesi, sorunu netleştirdi. star’da Mahir Kaynak’ın tarıma stratejik olarak bakması, iki güzel yazıyla gündem oluşturması, doğrusu, özellikle benim için teşekkürü de aşan bir katkı oldu.

Mutlaka bu konuda başka doyurucu yazılar da yazıldı ve yazılacaktır.

Kendimi yapayalnız hissediyordum. Şakir Süter’in ifadesiyle Sadullah Usumi’den bayrağı devralmış gibiydim. Tarım konusunda (orman ve çevreyle birlikte) Star’da yazmaya başladıktan, bu konudaki düşüncelerimi anlattıktan sonra, bu konuya basının ilgisinin bürokrasiden daha canlı olduğunu gördüm. Tarım, Orman ve Çevre Bakanlıkları’nın sessizliğine inat, basın bu konuda çok sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturdu. Bugün gelinen nokta da, bir yöneylem araştırması ciddiyeti içinde, yazarların ihtisas alanlarına göre konuyu ‘teşrih masası’na yatırması biçimindedir.

Ne yazık ki siyaset bu konuda ‘felç olmuş’ durumda.

Bir olumsuzluğu görmemekle o, yok olmaz ve gündemden düşmez.

Türkiye’de siyaset hem akademisyenlerden, hem uygulayıcılardan, hem de basından yeteri kadar yararlanmıyor ne yazık ki.. Sorunların yansıma biçimini bir ‘övgü-yergi’dar alanı içerisinde algılıyor. Öyle olunca da, yararlanmaktan çok duygusal tatmini önemsiyor.

Bir de siyasetin araştırmadan, bilip öğrenmeden uygulaması söz konusu. Bu durumda da kendi yanlışını yeni yanlışlarla besleyerek, fasit dairede dönmeye başlıyor.

Tarımda aynı durum söz konusu.

Yıllarca, hükümetler tarımı önemsiz bir mesele olarak gördüler. Köylülerden oy alma mekanizması olarak düşündüler ve rahmetli Bahri Dağdaş’ı bu genellemenin dışında tutarak söylüyorum, çoğunlukla en işe yaramaz siyasileri Tarım Bakanı olarak atadılar. Onlar da köylü toplantılarında bol bol nabza göre şerbet veren konuşmalar yaptılar.

Yıllardan beri Türkiye tarımının yapısal bozukluklarının kökten bir biçimde düzeltilmesi gerektiğini savunuyorum. Yazılarla, konferanslarla, mesleki yayınlarla hep bu konu üzerinde durmaya çalıştım. Tarımda görünüşü kurtarmaya çalışmanın, bu milleti açlığa mahkum etmekle bir olduğunu söyledim durdum. Tarımın sorunlarını çözmeden ekonominin sorunlarını çözmenin mümkün olmayacağını yazdım. Daha, 1990’lı yıllarda tarımın, milli siyaset gerektiren bir konu olduğunu savundum.

Bugün, şartların da yardımıyla, tarımın sorunlarının çözülmesi gereğinin her şeyden daha çok öne çıktığını görüyoruz. Hiçbir şey için geç değil. Öncelikle Sayın Başbakan’ın bu konuda, sorunlar ve çözümler için netleşmiş bir kararlılığının olması, bunun da kabineye yansıması gerekir. Tarım Bakanı ve Bakanlığı, tarımı ciddiye almalıdır. Tarıma radikal bakabilmeli, yasaları ona göre düzenlemeli, sorunu ve çözümleri doğru algılamalı, bürokrasisini doğru kurmalıdır.

Tarım, Türkiye’nin geleceğidir. Bu nedenle ne sığ siyasete, ne yöresel hesaplara, ne de ülkemizdeki kısır çekişmelere feda edilebilir. Hiçbir kurum bu konuda sorumluluktan kaçamaz.

İnsanların açlığa mahkum edildiği bir ülkede hiçbir manevi değerin öne çıkması mümkün değildir. Kendini tarım ülkesi olarak tarifleyen bir yapının da, tarımı doğru ve düzgün yapması gerekir.

Bu, Türkiye’de şu anda yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.

Popularity: 5% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar