Siyasetin, insanların mutluluğunu sağlamayı amaçlayan bir araç olduğunu, hepimiz biliyoruz. Dinleye dinleye ezberledik artık.

Bunun için gerekli bir şeyi daha biliyoruz; siyasal yaşamın gereklerini…

Siyasi partiler; ülke gerçeklerini dikkate alarak, kaynakları ve ihtiyaçları en doğru bir biçimde bir araya getirerek, ülkenin sorunlarını en ekonomik bir biçimde çözerler.

Bunun için de seçimlerden önce “parti programları”nı topluma sunarlar.

Eğer, halkın desteğini bu programla alırlarsa, bu kez de, devletteki çok özel olması gereken bilgilere ulaşarak, daha gerçekçi bir program yaparlar.

Buna da “hükümet programı” denir hepimizin bildiği gibi.

TBMM’de okunur, muhalefet partileri eleştirir, hükümet eleştirilere cevap verir… Her hükümet kurulduğunda televizyonlarda izlediğimiz gibi.

Bu, takdimi sırasında iktidar ve muhalefet için gösteri imkanı tanıyan sunum, önemlidir.

Oylanır. Kabul edilirse, hükümetin, TBMM’ye ve halka karşı “namus borcu” olur.

Bu, olması gerekendir.

Hükümet etme süresi içerisinde, halk temsilcileri, basın, sivil toplum örgütleri ve birçok kanaldan, işlerin yapılıp yapılmadığını kontrol eder.

İşler iyi yürümüyorsa, uyarı görevini yaparlar.

Hükümet etme süresi kaç yılsa, onun sonunda, yeniden seçimlere gidilir.

Halk hükümetin yaptıklarını onaylıyorsa, yeni programını da uygun buluyorsa, yeniden seçer.

Eğer memnun değilse, işleri daha iyi yürüteceğine inandığı başka bir siyasi ekibe yetki verir, onları seçer.
Memnun kalmadığı hükümeti de, böylece cezalandırmış olur, dinlendirir.

Bu, olması gerekendir.

Açın bakın TC Anayasası’nı, aynen böyle yazar.

Bunun dışında her yol ve yöntem de bir anayasa suçudur: Anayasayı “tebdil, tağyir ve ilga”ya teşebbüs suçunu oluşturur.

Bu suçu işlediğine inanılan nice insan hayatından olmuştur bizim ülkemizde.

Buraya kadar anlaştık mı?

Anlaştıysak, filmin ikinci perdesini izleyelim.

Herhangi bir ülke düşünelim. Atlaslarda olmayan bir ülke. Hayali bir ülke…

Bu ülkede milletvekili genel seçimlerine karar verilmiş olsun. Seçime girecek irili ufaklı onlarca da parti… Bu partileri yönetenler, köy köy, ilçe ilçe, kent kent gezip dursunlar. Dağarcıklarında, her sorunun cevabı, her problemin çözümü olsun… Kısacası, sadece ölüme çare bulamasınlar. Onun dışında yok yok…

Ölüme çareyi de, biraz düşünseler bulacak gibi olsunlar…

Bu siyasal partiler ülkenin iyi yönetilmediğini, kaynakların doğru kullanılmadığını savunsun bangır bangır. Kendileri iktidara bir gelse, vatandaşın, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması gerektiğini söylesinler… Her yeni doğan çocuğa, yüzlerce dolar aylık maaş bağlayacaklarını ilan etsinler…

Daha, ne olsun, farzet ki cennettesin. Öylesine bitip tükenmeyen bir mutluluk…

Peki, o adını bilmediğimiz ülkenin vatandaşları bu vaade inanır mı?

İnanır, inanır… Daha önceki yıllarda da “iki anahtar” verenlere inanmadılar mı? “Arkadaş, bu anahtarları fotoğraf olarak mı veriyorsun” diyen çıktı mı? Çatır çatır oyunu aldı, hükümet oldu, ülkeyi yönetti…

Öyle olmadı mı?

Mesela, yine o hayali ülkede, bir siyasal partinin sözü dinlenir genel başkanı, iktidar olduğu takdirde “Her sorunu 500 günde düzelteceğini” söyledi mi? Söyledi… O ülkenin insanı inandı mı? İnandı… Oyunu verdi mi? Verdi…

Üstüne üstlük, tütün fiyatını açık arttırmaya çıkardı, “Kim ne verirse 5 bin lira fazla vereceğim” dedi mi? Dedi…

Kimse sordu mu, “Hemşerim bunları babanın malından mı veriyorsun” diye… Sordu mu? Hayır, sormadı…

Oyları aldı, iktidar oldu.

Kimse bu sözleri ne sorup sual etti, ne de hatırladı…

Çünki, durmadan yordular vatandaşın hafızasını. Hergün bir icat çıkardılar. Kimse hatırlayamadı geçmişte bu düzenbaz siyasetin söylediklerini… Hesap da sorulmadı.

Bunun adı da o ülkedeki siyasi yapının laçkalığı olsun.

İşte o ülkede, akıl almaz başka şeyler de olmuştu… Neler olmuştu, bir hatırlayalım isterseniz…
Devletten maaş alan memurlardan bir kısmı, halkın seçtiği siyasetçileri beğenmediler… Ya halka güvenmediklerinden, ya da bir seçim döneminin gelmesini bekleyemediklerinden, halkın adına hareket ederek, halkın seçtiklerini iktidardan alaşağı ettiler.

Biraz karışık ama doğru. Aynen böyle oldu. İlginç bir hukuk anlayışıyla yargıladılar. Bir kısmını astılar.
İlk seçimde, memurların devirdiği siyasi yapının aynısı yeniden iktidar oldu…

Bütün bunları neden yazdım?

Bir bakıma özeleştiri niteliğinde, kendi kusurlarımızı göz önüne serelim, bir bakıma da yeni hatalar işlenmemesi için uyarı amacıyla…

Hepimiz bu olaylardan ders alarak biliyoruz ki, geçmiş, geçti gitti ama bize de bir ders bıraktı.
Bu ders nedir?

Siyasi mekanizma tüm kademesiyle, geçmiş iktidarların yaptığını yaparsa, yıkılmaya mahkumdur.

Olanı biteni kısaca yorumlarsak, bu sonuca ulaşırız.

Yani siyaset, tabldot yemez!

Yememeli.

Kendi programını kendisi hazırlamalı ve uygulamalı.

Köhne bürokrasinin, her gelen siyasi iktidarın önüne koyduğu, her seferinde ısıtılmaktan dolayı kokmuş yemeğe kaşık sallamamalı.

Yani, bu hazır dolmayı yememesi için de, particilik anlayışının, geçmişteki siyasi partilerden farklı olması gerekir.

Sürekli yeni, farklı, bilimsel ve çağdaş olanın peşinde olmalı.

Kendini yenilemeli.

Halkını ulaştıracağı hedefleri olmalı.

Bunu, tüm siyasi partilerimiz için söylüyoruz.

Hepsi de dünden bir adım ileride bulunmalı ki, bizi ve ülkemizi geleceğe taşısın.

Bir küçücük ayrıntıyı da belirtmeden geçemeyeceğim.

Peki, halk nerede bu yazıda, halkın, yani bizlerin nerede olması lazım?

Tabii ki, bütün bu olayları bizler gerçekleştirmeliyiz. Aksi halde, fert olarak sorumluluklarımızı yerine getirmemiş oluruz.

MALATYA’YA GELİNCE…

Bütün bunları, elbetteki bir amaca yönelik olarak yazdım.

Bireysel bilinç olmayınca, toplumsal bilinçten söz etmek mümkün olmaz.

Bilinçsiz ve yönlendiremeyen bir toplum da, ölüdür, gereksizdir, geçersizdir.

Bir seçim geçirdik.

Cicim ayları geride kalmalı artık.

Gerçeklerle yüzleşmeliyiz.

Yeni bir anayasa hazırlığı var, bu çok güzel. Yıllardan beri, bu halkın özlemlerini yansıtan bir anayasanın gerekli olduğunu savunuyordum, savunuyorduk.

Yapılan hazırlıklardan da çok büyük bir mutluluk duyuyorum.

Ama hazırlanacak anayasa, çağdaş normların etkisini taşımalı… Ülkemizin geleceğe olan yürüyüşünü aksatmamalı. İnsanımıza özgür birey olma bilincini aşılamalı, devletimize de, millet egemenliğinin gereklerini hatırlatacak olgunluğu taşımalı.

Yazılanlar lafta kalmamalı, uygulanmalı.

Bunlar, ülkemiz için genel yargılar…

Bir de Malatya için taleplerimiz olmalı.

Bilindiği gibi, seçimlerden önce, televizyonlara konuşan her milletvekili adayı, “Malatya’nın sorunlarını biliyorum, çözümlerim hazır. Seçilir seçilmez uygulamaya geçeceğim” demişti. Hatırladınız mı?

Seçilenler seçildi.

O sorun bitti.

Şimdi uygulama zamanı.

Milletvekilleri, Malatya için neyi, ne kadar zamanda ve nasıl yapacaklarını deklere etmeli…

Başta basın olmak üzere, Malatya kamuoyu da, aday oldukları dönemde, hangi sözleri verdilerse, milletvekili seçilenlerden o sözlerin gereğini talep etmeli.

Basın başta olmak üzere, Malatya kamuoyunun böyle bir çetelesi var mı acaba?

Bence, olmalı…

MALATYA BELEDİYESİ NE YAPIYOR?

Eskişehir, belediye hizmetleri açısından çok canlı bir il. Bir yandan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kendi doğrultusunda çalışıyor, diğer yandan da Odunpazarı Belediyesi, özellikle kültürel hizmetler yapıyor.

Ben, belediyelerin etkinliklerine katılmama kararımı, hassasiyetle uyguluyorum. Hiçbir belediyenin, şiir konusundaki davetine olumlu cevap vermiyorum.

Odunpazarı Belediyesinde, iki sevgili şair kardeşim, Mustafa Özçelik ve Tayyip Atmaca’nın ısrarını kıramadım, “Şiir ve Gelenek” konusunu konuşmak üzere, geçen cuma Eskişehir’e gittim.

Benimle birlikte Mehmet Atilla Maraş, M.Ragıp Karcı, Metin Önal Mengüşoğlu da çağrılıydı.

Edebiyatta gelenek meselesini çok önemsiyorum.

Bugün, mesela çağdaş Yunan şiiri varsa, kadim Yunan şiirini anlayabildiği, özümseyebildiği içindir. Bu yüzden de şiirde Nobel ödülünü almışlardır.

Öte yandan T.S.Eliot, T.E.Hulme, Ezra Pound gibi öncüler, sanatta gelenekçiliğe, çok yeni anlamlar yüklemişlerdir.

Bizim de başta halk şiiri olmak üzere, divan şiirinden ninnilere, ağıtlara kadar geniş bir perspektifi görebilmemiz gerekir.

Sözü, Malatya Belediyesi’ne getireceğim…

Toplantıya katılan şairler, Malatya Belediye Başkanı Cemal Akın ile sıhriyetimi öğrenmişler. “Ne zaman Malatya’da bir sanat şöleni yapacağız” dediler.

Ben de çok değerli başkanımıza soruyorum:

Ne zaman böyle bir şöleni Malatyalılara sunabileceğiz Başkan?

Popularity: 20% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar