İki türlü hükümet etme biçimi var sanki bu ülkede.Ya Özal gibi, sorunu tespit edip, çözümler üreteceksin. Israrla ve cesaretle, her şeyi göze alarak, sorunun üstüne gideceksin.

Ya da Demirel olacaksın. Sorunu, görmezden geleceksin. Kulağının üstüne yatıp uyuyacaksın. Bir devre sonranın hesabını yapacaksın. İktidarını sürdürecek her şeyi, gözünü kırpmadan uygulayacaksın. Ülkenin durumu, seni fazlaca ilgilendirmeyecek. Egosantrik bir yönetim uygulayacaksın.

Dikkat edin tarihimize. 

Ya Özal gibi yönetilmiştir devlet, ya da Demirel gibi… Arası yoktur.

Her hükümeti, her yönetimi, özelliklerine göre bu iki kategoriden birisine sokmak mümkün.

AK Parti hükümeti, konum olarak nerede?

Hükümet etme yönteminde Özal’a mı yakın, Demirel’e mi?

İsterseniz, bir Malatya fıkrası ile cevaplayalım.

Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde iyi tütün yetişir. Malatya’nın tütünü de oradan gelirdi. Tütünün kaçak olduğu Özal öncesi dönemde, tütünden anlayan, içtiği tütünün neredeyse hangi tarlaya ait olduğunu bilen bir adama, oyun oynamışlar. Çelikhan tütününe, gizlice, başka bir bölgenin, Recep’in tütününü karıştırmışlar. ‘Bu nerenin tütünü, bil bakalım?’ demişler. Adam, sigarayı sarmış, keyifle yakmış, bir nefes çekmiş, anlamamış. Bir nefes daha, bir daha.. hayır, şaşkın vaziyette. ‘Ne oldu, anlamadın’ diye, alay etmişler. ‘Anladım, anlamasına da’ demiş, ‘çekiyorum Çelikhan, bırakıyorum Recep; orada şaşırıyorum’ diye eklemiş.

Bana öyle geliyor ki, seçim öncesinde, Balgat’taki ofiste sorunlar ve çözümleri içeren çalışmalar yapılırken, Özal’ı aşmaya adaydı AK Parti. Acil Eylem Planı ve Hükümet Programıyla da.

Yanlış olan, hükümet olduktan sonra, böylesine sorunlu bir devleti; devleti hiç tanımayan bir bakanla, ona kılavuzluk eden, gölgesinden korkan ve kişisel yararından başka bir şey düşünmeyen bir Başbakanlık bürokratına emanet etmekti, denildi.

Hep bu konuşuldu, kapalı kapılar ardında.

Abdullah Gül’ün, Başbakan olarak en büyük hatası buydu belki de.

Terörü, kim. nasıl bitirir?

Genelkurmay sürekli vurguluyor.

Terör geneli altında tüm asayişsizlikte, yanlış giden ekonominin, besleyici ve azdırıcı fonksiyonunu…

Doğru.

Ancak…Burada iki yanlış var gibi geliyor bana… Birincisi, çok hassas bir konuda, umuma açık konuşmak, stratejik açıdan doğru mu? İkincisi de, 1984 Eruh olayını görünür başlangıç olarak alırsak, bunca yıldan beri, olayın ekonomik ve sosyal boyutunu görmezden gelmek, kimlerden kaynaklanan, nasıl bir aymazlıktı?

Sivil idare, yani seçilmişler, net politikalara sahip olmalı, emrindeki herkese, asker ve sivil tüm bürokrasiye, benim siyasetim budur, bunu uygulayacağım, diyebilmeli.

Hükümetin siyasetini, kendi kişisel düşüncesine uygun bulmayan bürokratlar da çekilmeli.

Hükümetin siyaseti yanlışsa, demokratik bir ülkede, ilk seçimlerde halk, gerekeni yapar zaten…

Geçmişte, bunları yaşadık. ANAP’ın iktidara gelişi, uygulamaları, körfez krizi, Necip Torumtay’ın Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifası, ANAP’ın 3. seçimde silinmesi… Bunların hepsi yaşandı. Tüm ayrıntısını bildiğimiz olaylar bunlar…

Terörun kaynağını, kırsal kesimdeki yoksullukta aramak, doğru. Orman içi ve orman dibi köylerden başlayıp, dalga dalga ovaya, oradan da metropollere yayılan yoksulluk, bu ülkenin yaşadığı tüm asayişsizliğin ilk kaynağıdır.

Birileri, ‘dış dünyanın kışkırtmaları’ndan söz edecektir. Aldanmayın. Sen, evinin içini düzgün tutarsan, haneni şenlendirirsen, düzenini kim bozabilir ki?

Terörü; tarımın yeniden düzenlenmesi, büyük ölçüde önler.

Osmanlı’yı hatırlayalım. Hem de Yavuz dönemini…

‘Çiftbozan leventler’, o günkü terörün en büyük kaynağı değil miydi?

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar