Spartacus haksız mıydı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
5 Ocak 2004
Aram Khatchaturian’ın üç perdelik eserini Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin bir ’sanat şölenine’ dönüşen gösterisiyle izledik.
Spartacus, M.Ö. 71 yılında yaşamış Romalı bir gladyatör. Güney İtalya’da çok sayıda köleyi etrafına toplayarak başkaldırmış, başarılı da olmuş, sonra ordusu bölünmüş, kendisi de savaşarak ölmüş.
Adı devrimlere simge olmuş Spartacus’ün sona doğru bütün planları yenilgiyle sonuçlanır. Bir bakıma yenilginin destanıdır.
Spartacus neden yenildi? Tezi mi haksızdı, yöntemi mi yanlıştı? Ya da soruyu tersinden soralım; bireysel de olsa dağ gibi engelleri aşmayı Aram Haçaturyan nasıl başardı?
Toplumsal ve siyasal olaylardaki yöntem beni çok ilgilendiriyor.
Bir siyasal eylem kendi çapına uygun adamlarla, akıl yoluyla ve uygun yöntemlerle başarıya ulaşabiliyor. Tarihte birçok başkaldırı büyük bir kırımla sonuçlanıyor, kendini ifade imkanı da bulamadan.
İşte Pavlikyanlar, bu heterodox hıristiyan mezhebi inananları, yüzbine yakın insan Bizans tarafından öldürülüyor, suda boğuluyor, çocuları köle yapılıyor, malları zoralımla devletleştiriliyor. Koca dünyada Bizans gibi bir süper güce karşı çıkacak cesareti gösteremediğinden hiçbir ülke bunları kabul edemiyor, korkuyorlar (9. yüzyılın ikinci yarısında). Bir tek Malatya Emiri, Bizans’ın tehditkar gücüne karşı Pavlikyanları kabul ediyor, uzun yıllar Malatya’da kalıp toparlandıktan sonra, Balkanlar’a dönüyorlar…
Daha sonra ‘Bogomil’ler olarak adlandırılan bu insanlar haksız, Bizans haklı mıydı?
Nasıl ki, ‘Spartacus haksız, Roma haklı mıydı?’ sorusunun aklımıza şunları getireceği gibi:
Yakın tarihte kurtuluş mücadelesi veren Ömer Muhtar haksız, Trablusgarp’ı işgal eden İtalyanlar haklı mıydı?
Şeyh Şamil ya da Kırım Türkleri haksız, Ruslar haklı mıydı?
Cesur Yürek haksız, İngiltere haklı mıydı?
Zenciler ve Kızılderililer haksız, ABD haklı mıydı?
…ve Filistinliler haksız, İsrail haklı mı?
Soruları uzatmak mümkün. Başarıyı haklı, yenilgiyi haksız olarak düşündüğümüzde hırsın, paranın ve zengiliğin etkin olduğu her şeyi haklı görmek gibi bir yanlışın içinde buluruz kendimizi. ‘Başarı = Haklılık’ gibi bir eşitlik, gücün kendini doğrunun yerine ikame etmesi sonucunu da beraberinde getirir.
Güç her zaman haklılık değildir.
Haklı olmanın başka unsurları da var.
Neler?
Mesela, insanlığın onuru ile uyuşup uyuşmamak… İnsanın varolduğu günden günümüze kadar olan dönemde insanın herkesçe kabul gören onurunu koruma eylemine ne ölçüde uyuyor bir olay? Bu mihenge vurulunca ne çıkıyor ortaya?
Bir olayı insanların yararına olup olmamasıyla da değerlendirebiliriz. Bir bölük insanın değil, insanlığın büyük bir kısmının, giderek tüm insanlığın hayrına olup olmaması da çok önemli sayılmalıdır..
Mesela, bir sonuca giderken hangi yöntemler kullanılmıştır? Bu da önemli. İnsanı ezen, yaralayan, yok sayan ya da yok eden bir yöntem hangi sonucu sağlarsa sağlasın haklı olabilir mi?
İnsanı kuşatan ‘ben ne yapsam doğrudur’ dürtüsü, yönetici gücü kuşatırsa; tıpkı insanı olmusuzluğa yönelttiği gibi, tarihin şaşmaz ölçüsünde yönetimleri, büyük grupları, devletleri de olumsuzluğa yöneltmektedir. Bu yönelme genellikle ‘iktidar’ ile gelmektedir.
Özellikle ülkeler, sahip oldukları gücü -insanı düşünmeksizin- satranç oynar gibi kendilerini ak, başkalarını kara diye nitelendirerek, kendilerine zarar vereceği önyargısıyla insanları tüketmeye harcarlarsa, büyük zaferler de kazansalar bu haklılık mıdır?
Haksızlar bir irin gibi iğrenilerek hatırlanacaktır geleceğin yüreğinde. Geleceğin ortak aklı dünün ve bugünün haksızlarını -ama güçlülerini- yaftalayacaktır, unutmayacaktır. Onlar, kendilerini hiç tanımayan belki yüzlerce yıl sonraki insanlık tarafından yerilecek, kınanacak, ayıplanacaklardır.
Dünün güçlüsü Hitler Almanyası’nı mı hatırlıyoruz, onların ezdiği, zulmettiği zavallı Yahudileri mi?
Yürek, gücü değil haklı ve insani olanı yüceltiyor. O halde yaşasın yürek, yaşasın binlerce yıllık insanlık tarihinin ortak yüreği!
İşte Spartacus balesini bu tadla seyrettim yüreğe yaslanarak.
Yüreğe ve tarihe…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar