Bir siyasal parti kurma hazırlığındasınız. Bir partiden çekirdek kadronun dışında, farklı düşüncelerde insanlar da size katılıyor. Ülke sorunları ile ilgili değişik bakışı olanlar da sizinle birlikteler. Oluyor mu, gümrah dalgalar gibi büyüyen bir siyasal hareket!
Eğitim sorunundan, ulaşıma kadar raporlar gelmeye başlıyor. Görüyorsunuz ki, ülkenin bütün sorunları, sizden önce yönetenlerin yanlışları yüzünden oluşmuş. Sizin doğru tespitlerinize göre, yönetime gelince, her şey bitecek gibi görünüyor.

Bunu söylerken, alışılmış siyasetin dışına taşıyorsunuz, çünkü samimisiniz. İnanıyorsunuz söylediklerinize.

Seçimler yaklaşınca, yeni bir umut ışığı yakalamak isteyen herkes, partinizi destekliyor.

Seçimlerde halk desteğini de alınca, iktidarsınız! Hem de birilerinin, kendi yararları için değiştirdiği seçim kanunu yüzünden ‘bire beş alıyorsunuz’.

Sonra…

Eleştirinizin temel argümanı, sizden önceki iktidarların, sorun çıktıktan sonra, soruna çözüm aramak gibi bir yanlışı benimsemeleriydi. Oysa siz, sorun çıkmadan çözüm bulacağınızı, hem seçim bildirgenizde, hem de hükümet programında deklere ediyorsunuz.

Bu da çok güzel.

Hükümet kuruluyor…

Başlıyorsunuz boğuşmaya.

Öylesine bir boşluk doğuyor ki, sorunların önünde gitmek bir yana, statükoyu sürdürmeyi bile başaramadığınız anlar oluyor.

Sorunla çözüm arasında sıkışıp kalıyorsunuz.

Malatya (Çocuk) Tiyatrosu

Malatya’da 0-6 yaş grubu çocuk yuvasında olanlar ve oynanan oyunlar, hem yıllar yılı iktidar değişikliklerine rağmen, bu ülkede yönetimin hiç değişmediğini göstermiştir, hem de bundan sonra hiç değişmeyeceği umutsuzluğunu yerleştirmiştir.

Nasıl mı?

Efendim, ben Malatyalıyım. Eşim de Malatyalı. Bu olaylar çıkınca, eşim, o yuvaya ilişkin anılarını anlattı. Lisede öğrenciyken, birkaç arkadaşıyla birlikte haftada bir gün o yuvaya gidip, evde yaptıkları pastaları, harçlıklarıyla aldıkları çerezleri çocuklara verir, sever, okşarlar, onları mutlu etmeye çalışırlarmış.

Bu olaydan sonra, duruma baktı, ‘Hiçbir şey değişmemiş’ dedi…

Eşim liseyi bitireli 35 yıl oldu, gerisini siz hesaplayın.

Önce Malatya milletvekilleri oynadı, iktidarıyla, muhalefetiyle. Bir milletvekili hariç, o, kendini bilir. Sonra hükümet ve sonra da muhalefet. En son, TBMM İnsan Hakları Komisyonu. Bir sürü ipe sapa gelmez şey.

Niye kendimizi kandırıyoruz?

Birincisi, Türkiye’deki bütün çocuk yuvaları üç aşağı, beş yukarı aynı. İkincisi, kimse esasa dair bir çözüm önerisi getirmiyor (Melih Gökçek’in yerel yönetimlere devri fikri hariç). Hep yaptığımız gibi, sözcüklerle oynuyoruz.

Yazık ki ne kadar!

Hükümet neyi kaçırdı?

AB için iki şey çok önemliydi; insan hakları ve ekonomik kriterler. Yasalar çıkarıldı ama, insanların kafa yapısını değiştirilmesi için çaba gösterilmedi.

Sistem doğru algılanamadı.

Türkiye için özellikli konular, önemsenmedi.

Nasıl mı?

Geçmişte çok yanlış yürüyen tarım sistemi düzeltilmediği gibi, eski yanlışlar güçlendirilerek, ileride de çözümü zorlaştırıldı.

DGD’den, fakir fukaraya bir inek verilmesine kadar. Yanlış tarım politikası, orman ve çevreyi de tetikledi.

Tarım düzeltilmeden, ekonominin düzeltilemeyeceği gerçeği es geçildi.

Tarım, eğitim ve sağlık, bu işin temeliyken, hiçbir radikal çözüm düşünülmedi.

Bütün mesele, sorunların önünde yürüyüp, sorun çıkmadan gerçeği görüp, çözüm üretmekti, hükümet programında ifade edildiği gibi.

Malatya çocuk yuvası olayı, aslında bir ekonomi, sağlık ve eğitim olayıdır.

Özellikle Güneydoğu’da, yuvalarda, analı babalı ama fakir çocuklar kalır. Bu, işin tarım kaynaklı ekonomi boyutu.

Onların yuvadaki hayatı ise bir sağlık ve eğitim konusudur.

Gerisi, hikaye!..

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar