Hepimizi çok üzen bir olay yaşadık, yakın zamanda, biliyorsunuz. Devletin emanetine sığınmış çocuklarımız, televizyon kameralarına da nakşedilen ağır eziyetler yaşadılar. Günlerce, ülke bununla çalkalandı. Malatya da bu görüntü ile hafızalarda kaldı.

Üç aşağı, beş yukarı Türkiye’deki tüm çocuk yuvaları bu haldeydi, ama piyango Malatya’ya vurdu. Gizli bir kamera çekimiyle, bu irin tüm ülkeye boşaltıldı.

İyi de oldu.

Bu karanlık tablo, bu olumsuz görüntüler, en azından Malatyalıların dikkatini, devletten başka sığınacağı hiçbir liman olmayan bu kimsesiz yavrulara odaklandırdı.

MİAD, yani Malatyalı İşadamları Derneği adı altında örgütlenen İstanbul’daki Malatyalı iş adamları, kendi aralarında meseleyi acil bir çözüme kavuşturdular.

Her biri kendi içerisinde tüm ihtiyaçları karşılar nitelikte 16 villa yapmaya ve bu çocuklarımızı, ev huzuru içerisinde yaşatmaya karar verdiler.

16 villa, bir yıl gibi kısa bir sürede tamamlandı.

Hayırda birbirleri ile yarışan bu insanların adını bilmeliyiz değil mi?

Yürekleriyle bu küçücük çocukları sarıp sarmalayan, onları ısıtan, aydınlatan ve geleceğe eğitilmiş birer yurttaş olarak hazırlamayı amaçlayan bu ‘altın adamlar’ kimler?

Abdullah KİĞILI, Hıdır ve Hüseyin TÜRKAN, İlhan ŞAHİNTÜRK, İsmail KUTLU, Mahmut ÇALIK, Mesut TOPRAK, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası mensupları, Orhan ve Derviş PEKER, Malatya Girişim Grubu adına Adnan BAŞDEMİR, Sevim ve Şahin NALBANT, Jale ve Nurkan NALBANT, Vahap KÜÇÜK, Yusuf ve Yunus AKDAŞ, (TİKAD, İlhan ERDOĞAN, Abdülvahap ŞENTÜRK ve Mustafa AKBOĞA’dan oluşan) ortak sponsorluk ve 27 MİAD üyesinin yaptırdığı iki adet villa olmak üzere, toplam 16 villa, birer mutluluk, hizmet ve insanlık abidesi olarak, 14 Haziran 2008 Cumartesi günü, törenle açılarak gerçek sahiplerine, yani devlete sığınmış yavrularımıza teslim edildi.

Aslolan insandır, hepimiz bunun bilincindeyiz.

O çocuklar, o imkansızlığın küçük yaşta tepelerine çöktüğü minik yavrular, aslında devletin emanetinde gibi görünse de, bizim, hepimizin emanetinde olmalı değil mi?

İşte bu insanlar, tüm toplumun üzerindeki sorumluluğu, kendi istekleriyle, kendi sırtlarına alıyorlar…

Bu bir fedakarlıktır, bu topluma önderlik ve kendi kaynaklarını toplum için hasretmektir.

Yani, bu duruşu sergileyen hemşerilerimiz, kendi zevklerine tahsis edecekleri bir kaynağı, ilgiye muhtaç çocuklarımıza sunmaktadırlar.

Bu bir kanatlanma, bu bir toprakla bütünleşmedir…

Bu bir kahramanlıktır.

Bu, insanın kendisiyle hesaplaşması ve kendi nefsini sigaya çekmesidir.

Bu, şüphesiz ki bir güzelliktir.

Emeği geçen herkese, şükran duygularımızı sunuyorum.

Yukarıda ismini saydığım 16 villayı yaptıran MİAD üyesi işadamalarımız sağolsun, varolsun…

Ancak, bir ekip çalışması olduğu da unutulmamalı bu güzel girişimin.

Bir anlayış…

Bir ruh…

İnsanı anlama ve anlatma yüceliği…

Dünyaya bakıştaki derinlik…

Hayatı kavramadaki zenginlik…

Bütün bunlar, bir yıl öncesine kadar utanç duyduğumuz bir görüntüler yumağını, bugün mutlulukla anlattığımız bir huzur masalına dönüştüren büyü…

İçine yüreklerimizi kattığımız metamorfoz…

Bütün bu güzelliklerin, çok gizli iki kahramanından da söz etmeliyiz…

MİAD Genel Başkanı Yunus AKDAŞ ile Genel Sekreteri Ahmet Turan KOÇER’den…

Şimdiye kadar da var olan, ama çoğu kimsenin göremediği zenginliği harekete geçiren iki sessiz dev…

İpek kozasını ören bir ipekböceği dikkat ve bilinciyle, geleceğin Malatya’sı için, bize ipek tezgahları kuran, bununla da kalmayıp tezgahımıza ham ipekler yetiştiren ikiliyi…

Malatya Valisi’nin mütevazı ama işi desteleyici ve sonuçlandırıcı gayretlerini, Malatya Belediye Başkanı’nın ve yedi vekilimizin çabalarını da unutmamak gerek.

Ortaya çıkan güzellik; Malatya halkının ortak iradesidir aslında.

Bir işbirliği ortamı oluşuyor kendiliğinden.

Herkes, bildiği, ya da gücünün yettiği alanlarda becerisini ortaya koyuyor.

Bu, bir bakıma da, devletin alanı dışında kalan sivil toplumun, kendi gücünü farketmesi ve önder rolü oynayarak, başta devlet olmak üzere toplumun her kesimine misyonunu farkettirmesidir.

Türkiye değişiyor dostlar, Malatya değişiyor…

Tıpkı mevsimlerin değişimi gibi, kıştan bahara giriş gibi..

Gecenin gündüze dönüşmesi gibi…

İpek böceği denen nazenin yaratığın, dut yaprağını ipeğe dönüştürmesi gibi…

Değişiyor herşey…

Ne mutlu bu değişimi farkedenlere, şerden hayır, kötülükten iyilik çıkaranlara…

Gecenin gündüze dönüşeceğine inananlara…

Kabuğunu çürüten bir tohumda koskoca bir ağaç ve bu ağaçta çiçek açmış bahar dalları görebilenlere…

Ayaklarını bugüne basıp, geleceğin engin yaylalarında gözünü ve gönlünü gezdirenlere ne mutlu, ne mutlu…

Gelecek onların olacaktır çünki…

Popularity: 15% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar