Yunus Emre’nin, bizim yaralarımıza ilaç gibi gelen mısraları var, bilirsiniz. Çok uzun nice söz yumağının anlatamadığını, Bizim Yunus’umuzun birkaç kelimeyle anlattığına şaşmamak gerekir. Çünkü, bu halkın Yunusu, binlerce yıllık kimliğimizden süzülerek gelen sözlerin hülasasıdır. Okuma yazma bilmeyen ananızın, Yunus’un sözleriyle konuşuyor olması, neden sizi şaşırtmıyor?Biliyorsunuz ki, Yunus, insanımızın gizli kimliğidir. DNA’larına sinmiştir. Umulmayan bir yerde, umulmayan yüreklerde zuhur eder. 

Sözün, yok yere uzayıp gittiği, zamanı tükettiği yerde, kılıç gibi keser atar anı, Yunus’un kitabı’ndan yüreğimize yansıyan birkaç şah söz..

Sözgelimi, alalım şu iki mısrayı: ‘Sen kendini bilmezsen/Ya nice okumaktır’

Bu sözü, siyasete bir mihenk olarak vuralım. Geçmişin deneylerinden yararlanmayan, ondan sonuçlar çıkaramayan, ayağı yere basmayan bir siyasi yapının, umulmadık bir zamanda çöküş trendine gireceğini söyleyerek, siyasi remil atalım.

Temel sorun, kendini bilmektir.

Kendini bilmenin göstergesi ise, kendini bildiğinin farkında olduğunu, hiçbir kuşkuya meydan vermemek şartıyla göstermektir.

Biraz da, bir yapının aksayan yanlarını geçmişte bizler tespit ettiysek, kısa sürede yeniden yapılanmanın şevkini aşka dönüştürmenin de bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünmektir.

Bugünlerde duyduğumuz her olay, bu işlerde ciddi bir mantık yanlışının, yaman bir çelişkinin olduğunu ortaya koymaktadır.

Üç şeyi dikkatle okuyalım, lütfen.

Birincisi AK Parti seçim bildirgesini. İkincisi acil eylem planını. Üçüncüsü 58. ve 59. hükümetlerin programını.

Bir de geçen zamana bakın.

Bu insanların umudu ile oynamak kimsenin hakkı değildir’ gibi bir cümle dökülüyor ister istemez dudaklarınızdan.

Bu ülkenin geleceğinin, dokunulmaması gereken bir hayal olarak kalması, kırılıp, yere dökülmesinden daha evladır.

Standardı olmayan ülke…

Yüksek binalarda çalışan nice adı büyük personel vardır, ne işe yaradıklarını pek kimse bilmez.

Size, ‘TSE nedir, ne işe yarar?’ desem, hemen, ne kadar yaşamsal önemi olduğunu anlatmaya başlarsınız. Birisi size, AB standartlarının birebir tercüme ile Türk standardına dönüştürüldüğünü söylese, inanmakta güçlük çekersiniz.

Dünyanın parasına hükmeden bu kurumu, ışığa tutmaya kalktığınızda, şaşar kalırsınız…

Bütün bunlar ta en başta biliniyordu. Bilmesi gerekenlere, sorumluluk sahipleri tarafından anlatıldı ise de nafile.

Yapılması gerkenler yerine, geçmişte eleştirilenleri yapmak öne geçti. Eskinin çirkinliklerine özenildi.

TOBB’dan gelenler, TOBB’a ikramda bulunmak istedi belki.

Bürokratik tecrübesi olmayan bir atama yapıldı.

Bugün, üç yıldan beri yönettiği kurumu, yüzlerce milyon dolarlık vurgun iddiasıyla basına şikayet eden bir Başkanla karşı karşıyayız.

İster gül, ister ağla. Keyfine…

Çanlar kimin için…

Çalıyor diyelim mi? Diyelim…

Tarımın önemini tekrar vurgulamak istiyorum, izninizle.

Kendini tüm resmi belgelerde tarım ülkesi olarak nitelediği halde, en yaşamsal tarım ürünlerini bile dış alımla temin etmek durumunda kalan bir ülke, durumunu düşünmelidir.

Birimden verim sözkonusu olduğunda, tarıma hiç ihtiyacı olmadığını sandığımız ülkelerin dörtte biri verimi başarı olarak alkışlayan bir anlayış yargılanmalıdır. Dışlanmalıdır.

Tüm dünyadaki toprak kaybının ellide birini, her yıl kıta Avrupası’nın dört katı toprağı yitirerek sağlayan bir ülkeyi yönetenler, harakiri yapmalıdır. Eğer toprağın bir miliminin binlerce yılda oluştuğunu biliyorlarsa…

Gıda diye adlandırılan zehirlerle besleniyorlarsa…

Sezai Karakoç’un dediği gibi ‘Ötesini söylemeyeceğim’…

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar