Çoktandır yazmak istiyordum, bana göre, iki kişisel engel vardı…Birincisi, şehri yöneten “yerel yönetici”, kan bağım olan bir akrabamdı.

Bunun da ötesinde, çocukluk ve gençlik arkadaşımdı.

Gerçi o, belki yüz yıllık bir sorunun, sadece beş yıllık diliminden sorumluydu.

İkincisi de, ”yasamada”, şehrimizi temsil eden altı vekil ile, aynı saflarda birlikte bir yarışa girmiştik.

Üzerinde hayli konuşabilecek bir süreci, hep birlikte yaşadık.

Onlar da, olsa olsa bir yıldan sorumluydular.

Ancak, mesele geçmişi değil, geleceği konuşmaktı…

Şimdi, bana göre ortalık duruldu, artık soğukkanlılıkla düşünülecek kadar her şey yerli yerine oturdu.

Konuşmak için ortam hayli rahatladı.

Önceleri engel görülen şeyler, şimdi aradan çekildi.

Onun için, çok rahatlıkla söyleyeceğim, düşündüklerimi.

Bana katılırsınız veya katılmazsınız. Ancak, bu söylediklerimi birçok süzgeçten geçirip söylüyorum, o nedenle de dikkate alınmasını diliyorum.

Özellikle de başta basın olmak üzere, siyasal partilerin yerel teşkilatları, sivil toplum kuruluşları ve Malatya’da yaşayan/yaşamayan tüm Malatyalılaradır sözüm.

Hep birlikte aklımızı başımıza devşirelim ki, yakında krize dönüşecek kötü bir olayı yaşamaya fırsat vermeden, zamanında tedbir almış olalım.

Tedbir dediğimiz başka nedir ki?

Başımıza kötü bir olay gelmeden önce, yapmamız gereken her şey tedbirdir; sorun çıkmasını önler.

Sorun çıktıktan sonra yapılanlar, çözümü oluşturur. O, tedbirden daha farklı bir olgudur.

Önce bir soru:

Sizce, Malatya’nın bir kimliği var mı?

Malatya bir tarım şehri mi, ticaret şehri mi, turizm cenneti mi, sportif etkinlikleri ve başarılarıyla öne çıkan bir şehir mi, yoksa bir kültür şehri mi?

Ya da çevresinde bilgi merkezi olarak tanınan bir yapıda mı?

Malatya’nın kimliği nedir?

Hemen kaysıdan söz edeceksiniz, dünya kuru kaysı üretiminin %80’ini oluşturduğuna dikkat çekeceksiniz.

ABD’de California eyaleti de, dünya bademinin %80’ini karşılıyor.

Bir farkla…

Malatya’da yaklaşık 60 bin aile bu işi yapıyor ve yılda 200 milyon doların biraz üstünde para kazanıyor.

En iyimser hesapla, aile başına yılda, 3333 dolar düşüyor.

ABD’de 5 bin aile badem tarımı yapıyor ve yılda birkaç milyar dolar kazanıyor.

Her ailenin eline de bir servet sayılacak paralar geçiyor her yıl.

ABD, bademi, çeşitli biçimlerde işleyerek satıyor.

Malatya kaysıyı, ham denecek biçimde, çir olarak satıyor; üstelik de, çir haline getirmek için, mamül maddeye harcanacak kadar para harcıyor.

Kiraz, fasülye, şeker pancarı, buğday ve diğer tarım ürünlerinde de, hayvancılıkta da bir iddiası yoktur Malatya’nın.

Sonuç olarak, parasal açıdan bakınca, aile ve kişi bazında getirisi açısından, tarım sektöründe bir iddiamızın olmadığı görülür.

Tarımda iddiası yok da, sanayide var mı?

Sanayide yok da, başka sektörlerde var mı?

(Malatya dışında yaşayan Malatyalıların, bu sektörlerdeki başarılarını gözardı etmeliyiz. Onların ortaya koyduğu başarı, sonuçlarını Malatya’da ve Malatya için toparlayan bir faktör değildir.)

Malatya’nın, ticarette, turizmde, sporda, ya da kültürde, ülke çapında veya uluslararası çapta bir başarısı yoktur ne yazık ki…

Peki Malatya çağdaş ölçeklere vurulduğunda, içinde rahat edilerek yaşanan bir şehir midir?

Rahatlıkla oturacağınız evler, otomobilinizle keyifle gideceğiniz yollar, yürüyüş ya da spor yapacağınız alanlar, iyi sinemalar, tiyatrolar, kültürel açlığınızı giderecek yapılanmalar var mıdır?

Bu soruyu kalınacak oteller, yemek yenecek lokantalar, büyük toplantılara cevap verebilecek toplantı salonları, tesisler olarak uzatabilirsiniz…

Ama, olayı hep Türkiye ve dünya ölçeğinde düşünün…

1837 gibi çok yakın sayılabilecek bir zamanda kurulmaya başlanmasına rağmen, düzgün bir planla büyümemiştir Malatya. Her başkanın, her ekibin, o anın zaruretine göre getirdiği çözümle; eğri büğrü, yamrı yumru gelişmiş bir mekan olmuştur ne yazık ki…

Bu da şehir kimliğinin oluşmasını önlemiştir.

Yani şehri belirleyen, tarif eden, şehre damgasını vuran çaplı bir şey yoktur ortada.

Eskiden Malatya’nın bir kimliği vardı.

Bilinen bir şekli vardı, yaşama biçimi ve kültürü söz konusuydu.

Şimdi onlar yok.

İster alınan göç nedeniyle olsun, ister verilen göç nedeniyle; isterse merkezi ve yerel yönetimin etkin çalışmamasından kaynaklansın…

Sonuç olarak, Malatya, kimliği olan bir şehir değildir.

Bence böyle.

Eğer sizler de böyle düşünüyorsanız, gerisini ve yapılması gerekenleri daha sonra konuşalım.

Sizler ne düşünüyorsunuz sevgili okuyucularım, değerli Malatyalılar, ne diyorsunuz?

Konuşalım mı?

Ama bir şartla: Konuşması gereken herkes konuşsun.

Aydınlar, basın, sivil toplum örgütleri, Malatya ile dertlenen herkes…

Bir bakıma geleceğimizi konuşacağız çünkü…

Not: Bu yazı hazırlanırken, İsmet Yalvaç’ın www.malatyahaber.com ‘da son yayınlanan yazısını okudum.

Hani, “Marka şehir Malatya” üstüne yazdıkları…

Aslında, sorumun cevabını almaya başladım bile…

Popularity: 25% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar