Şehirleri kışkırtan damar, şiir
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
10 Temmuz 2005
Gençsiniz. Ölümü bile, sizden milyarlarca kilometre uzaklaştıracak ve tirolyonlarca yıl öteleyecek bir güç hissediyorsunuz kendinizde. İlkbahara açan bahar dalları da sizi ifade etmekten aciz mi aciz. Gözünüzü kıstığınızda, sizden başka hiçbir şey görmüyorsunuz yeryüzünde. Hani, azgın dalgalar, hızla koca kayaları döver, toz olur dağılır gider ya, öylesiniz. Hasılı, bir gök kuşağı doğmuş ki üzerinize, değme gitsin. Seyrine doyum olmaz cinsinden. Yedi rengini, siz de görüyor güneş, göz ucuyla sizden yana her baktığında.
Yanyana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen ! nasıl eşsiz bir yazdı !
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler.
Büyü bozuluyor birdenbire. Ya da siz öyle sanıyorsunuz. Kara çadırların yarıklarından gökyüzüne baktığınızda, kurşun rengi bulutların, bir kaya kütlesi gibi sıkıştırıp durduğunu görüyorsunuz yüreğinizi. Her şey üzerinize geliyor, uygunadım. ‘aman ver, bre!’ deme imkanınız bile yok. Şafağı, gurubu, gökyüzünü, güneşi, ayı ve yıldızları unuttuğunuz zamana denk gelir bu. Tüm kekre şarkıların tadı dilinizde.
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.
İnsanlar, ah o gerçeğin kara şemsiyesini gözlerinize sokarcasına, günde kaç vakit cenaze namazınızı kılarlar. Genç yüreğiniz tarümar olur kütür kütür. Bir derviş, okumayı bilmediğiniz bir yazıyı uzatır. Ancak tahmin edersiniz o levhada yazanı:
Bu da geçer yahu!..
Ne anlama geldiğini bilmediğiniz bir sözdür. Künhüne vakıf olursunuz hayatınızla ve zamanla. Çapraz çizgiler çekersiniz bazı zamanlar, bazı isimler üzerine. Bir vakit ölümüne sevdikleriniz de olsa bunlar. O ki yeni ve çiçeklerle bezeli bir yol açılmıştır önünüze. Ve siz ki;
Acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik
Hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra.
Diyorsunuz. Sizin nefret ettiğiniz her şey, bir kötülük ve çirkinlik olarak, zamanın ibretler müzesindeki yerini almıştır. İnsan olan aldatmayacak ve aldanmayacaktır bundan böyle. Ya da sonucuna katlanacaktır yaptıklarının. Günlerden bir gün yüreği kanayacak, kanıracak ve acıtılacaktır. Çünkü onlar,
Dibe çökerler devinim evrelerinde
Durgun dönemlerdeyse kurbağa pislikleri gibi
Yan yana omuz omuza bitişe bitişe
Suyun yüzüne yükselirler
Giderek renkleri koyulaşır.
Size sıra gelmiyor. Bütün ölü şairlerden her birisi sizin sıranızı savdı. ‘Bir ah ile bu alemi viran ederim ben’ dedi Nef’i sizin yerinize, duymadınız mı? Ömür ki, kendi kendine yanan bir kütük gibi geçip gidiyor.
Gün bitti. Saat kaç. Bitecek mi bir gün savaşımız
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de…
Hayata biraz küskün, biraz öfkeli, biraz da umursamaz bakacaksınız. Simsiyah saçları kapkara gözlerini kapatmış bir adam, ki hiçbir şeyi umursamadı hayatında ve genç öldü, sizin adınıza bir söz nakşedecek kayalara…
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara…
Gözünüzü kapatın. Dilimizi kanatlandıran, türkçeyi sözleriyle uçuran bütün şairleri düşünün. Yüreklerindeki alevi, göğün yüzüne püskürtüşlerindeki ejderhalıklarını fikredin. Onlar sizin yerinize yandılar kor ateşlerde ve hepinizin derdinden birer iz taşıyarak öldüler.
Aç aşktan ters yüz edilmiş
Aşık varsa hepsi ben
Bütün çiçeklerle donanıp
Bütün insanlarla ölen.
DİPNOT: Bu yazıyı süsleyen şiirler, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, bir kelam-ı kibar, Hilmi Yavuz, Cemal Süreya, Edip Cansever, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç’tan ödünç alınmıştır.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar