TOBB açıkladı, Başbakan da aynen söyledi, şimdi herkes konuşuyor… Halkın öncelikleri…

Üç ayaklı bir çatal kazık… Ana sorun işsizlik.

‘5 milyon işsiz’le sorunun kronik hale geldiği tespit edilmiş.

İkinci sırada dev ve hantal yapısıyla tarım var. Son verilere göre, nüfusun %33’ü köylerde oturuyor. Bunun yarıdan çoğu gizli işsiz. Orman köylüsünün de durumu bu. Çarpıcı olan da şu; bir aile, ortalama 54 dekar ve çok parçalı bir işletmede tarım yaparken, terkedilmiş 2,5 milyon hektar, nadasa bırakılan 5 milyon hektar ve meyve tarımı yapılabilir evsafta 20 milyon hektar (4.-7.sınıf arazi); yani dünyadaki birçok ülkenin toplamı kadar, ürün alınabilir-tarım yapılabilir arazi boş durmakta; yatmaktadır.

Bu bilgiyi, bir yerlere kaydedin.

Esnafın sıkıntılı oluşu da, bu denklemin doğal sonucu.

Tarımdan başlayalım.

Çünkü, tarımın hem işsizlikle, hem de esnafla doğrudan ve dolaylı etkileşimi var. Bir bakıma, Türkiyenin ilk ve esas sorunu tarım. Onu çözdükten sonra, diğerlerinin ‘domino etkisi’ gibi kendiliğinden çözüleceği hayretle görülecektir.

Çünkü, tarım şu haliyle bir üretim aracı değil, insanların süründüğü, üretici olmaktan çok tüketici olduğu, verimsiz bir ‘mecburiyet’tir. Ayrıca, büyük çoğunluğu sermayesiz yapılmakta, bir yandan tarım yapılırken, diğer yanda kulak kirişte, devlette bir işin peşinde koşturulmaktadır.

‘Köylüler, ekmeğini sebzesini şehirden alıyor’ haberi, durumu tüm çarpıklığıyla ortaya koymaya yeterli.

Yani, gerçek anlamda çiftçi değiller.

Tarım niye böyle?

Bilimin gereklerine aykırı yapılıyor da ondan.

Bilim diyor ki, büyük ölçekle tarım yaptığınızda maliyet düşer. Dünyada bu yüzden, ya küçük arazi sahiplerinin birleşip kooperatif kurmasıyla, ya da arazi mülkiyet rejiminin büyümeye kurgulanmasıyla, büyüyen işletmelerde tarım yapılır. O zaman işçilikten, alet-makinaya kadar, girdi maliyetleri reel olarak düşer. Teknolojiden ancak büyük ölçeklerin yeterli düzeyde yararlanacağı da dikkate alınınca, verim yükselir.

Düşük maliyetle, yüksek verimin ne anlama geldiğini, simitçi çocuklar bile bilir.

Ama Tarım Bakanlığı bilmiyor. Orman ve Çevre Bakanlığı bilmiyor.

Başbakanlık soruna el koymuyor.

Bu bakanlıklar neden bilmiyor?

Çünku, bugüne kadar karlılığı amaçlayacak biçimde düzenlenmemiş; Ziraat ve Orman Fakülteleri de işin ekonomisini gözardı etmiş. Karlılığı öğretmek yerine, teknolojik öğretimle yetinilmiş. O öğrencilerin yönettiği, bürokrat olarak çalıştığı bakanlıklar da, verimlilik ve karlılıktan çok, teknolojiyi önemsemeye çalışmış.

O günün Türkiyesi bunu gerektirmiş belki.

Peki, başarılmış mı?

Hayır!

Siyasiler, İsrail, ABD ve AB ülkeleri gibi, yüksek verimle tarım yapan ülkeleri hedefleyeceğine, Kongo’dan Etyopya’ya kadar düşük verimli ülkelerin çok aşağılara çektiği ‘dünya ortalaması’nı yeterli görmüş. Ona ulaşmaya çalışmış.

Peki, ulaşılmış mı?

Bazı ürünlerde altında kalınmış, bazılarında biraz geçilmiş.

Bu, siyasi erke yetmiş.

Toprağı yeni baştan planlamayı düşünmemişler. Gereğini, teknokratlar siyasete, siyaset de halka anlatamamış.

Muhalefette tarıma eğilenler, iktidara gelince tarımı unutmuşlar.

Ama deniz bitti!

Kuş gribi dahil, her olay tokmakla başımıza vuruyor!

Artık her şey değişmeli.

Yeni baştan ve büyük ölçekte planlanmış, üretim masrafları azaltılmış, verimi yükseltilmiş bir toprak, en büyük zenginlik olmalı.

Bugünlerde tek derdi işsizlik olan herkes de bilmeli ki;

Ürettiğinizi, kırsal sanayi ile yeni ve değişik ürünlere dönüştürerek mamul satmak, bunun için dünya ticaretine girmek, ihracatı amaçlamak, nasıl bir canlanmadır?

İşsizlik ve esnafın sıkıntısı mı?

Unutun artık!

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar