Salyangoz duyargası ile kaplumbağa kabuğu arasında siyaset
Star Gazetesi Yazıları
Bu yazıyı yazdır
17 Nisan 2004
Ülkemizde ve dünyada karmaşık, dolaşık, akıl almaz bir sorun yumağı oluştuğunda, önce, böyle olayları yorumlayan yazarların yazılarını hatırlıyorum. Daha sonra da Gordium’da İskender’in kılıcı ile kesip attığı, kimsenin çözemediği kördüğümü…
Yorum ve çözüm, siyasete ulaşıyor.
Siyaseti nasıl anlamak gerek?
Seyislikle bağlantılı olarak at eğitimi midir siyaset? Acemi at; özelliklerinden yararlanılamayan bir konumdadır. Görüntü olarak var olmasına karşın, işlev olarak yoktur. Binilemez, yük taşınılamaz, hatta sevmek bile mümkün olmayabilir…
Türkiye’de de dünyada da, çözülmeyi bekleyen birçok sorun varken sanki siyaset kilitlendi. At bindirmiyor, seyis binmeye cesaret edemiyor.
Siyasetin en son ulaşmak istediği şey nedir? O ülkede yaşayan insanların mutlu olması mı? Eğer öyleyse, siyaseti ellerinde bulunduran kişiler vakit geçirmeksizin yönetenlerle yönetilenler arasındaki o müthiş mutluluk uçurumunu, çok iyi görebilmelidir. Aynı ülkede yaşasalar da, her gün kapkara bulutların dolaştığı umutsuz bir çoğunluk ile, az da olsa hala devletten gıdalanan bir avuç azınlık…
Bu tesbitten sonra, şu vurguyu da yapmak gerekli: Bu güne kadar siyaset, önce siyasetçiler tarafından erozyona uğratıldı. Bu ülkedeki birçok siyasetçi, başka siyasetçilerin, siyasetin dışında olan kişilerce yıpratılmasının, siyaset kurumunu da aşındırdığını fark edemedi. Böyle olunca da iş sadece sıraya bindi. Bir gün iktidardaki siyaset yıpratıldı, bir gün de muhalefetteki siyaset… Bir kurum olarak, siyaset kendi dışındaki etkilere korumasız kaldığından, siyasetin konusu olan sorunların çözümü, siyaset dışı kurumlardan beklenmeye başlandı.
Aslında, siyasetin güçlendirilmesi, taşların yerli yerine oturmasını sağlayacağı gibi, ülkedeki tüm kurumlara, sadece kendi sorumluluk alanındaki sorunları çözmek gibi bir kolaylığı da getirecektir.
Salyangoz duyargası hassas.
Kaplumbağa kabuğu da çok sert..
Ne yazık ki yılların uygulaması, siyasetin derisini duyarlı kılmış, hep tehlikelere maruz kaldığı korkusuyla ürkekleştirmiş, sonuçta ‘meflüç’ hale getirmiştir. Siyasetin kovulduğu alana da, kaplumbağa kabuğu kadar sert zırhlarla korunan bir kimlik yerleştirilmiştir. Bu kimlik, sadece kendi alanını koruyabilmiştir oysa. Kendi alanını koruma çabasındayken de, ülke ile ilgili olarak yapılması gerekenler yapılamadığından, dünya ile ülkemiz arasındaki ‘yaşam düzeyi’ esasındaki uçurum büyüdükçe büyümüştür.
Türkiye’nin temel sorunu, belki de herkesin sandığı gibi çok karmaşık değildir. Belki de çok basit bir çözüm gerektirir ülkemizin ağır ve bir labirent gibi çözümsüz görünen sorunları. Herkes kendi işine baksa ve kimse kimseden ürkmese, bu kısır döngüyü parçalayan Türkiye ‘verim’li bir ülkeye dönüşebilir. Çevremizdeki bazı ülkeleri düşünelim. Yunanistan dahil AB ülkeleri, hep verimsiz oldukları alanları verimli kılmak için kafa yorup, sorunu doğru kavrayarak sağlıklı çözümlerle yol almışlar ve insanlarını mutlu, yaşadıkları hayatı ‘değerli’ kılmak amacıyla, siyaset kanalıyla yürüttükleri çalışmalarla sonuç almışlardır.
Türkiye’nin düşünce sistemi değişmelidir. İnsanımızın - yönetenler de, yönetilenler de - hayata bakış tarzını ‘talan’dan ‘üretim’e ve ‘verim’e döndürmesi gerekiyor. Bu ülkeden gıdalanan herkes bilmeli ki, bu ülke bu kadar ağır bir yükü artık kaldıramıyor.
Hesabı kitabı doğru yapmak gerek. Hem merkezi yönetimin, hem de yerel yönetimlerin üretimde dünya standardını yaklamaya gayret etmesi; hem de tüketimini, önceliklerini doğru tesbit ederek gerçekleştirmesi gerekir. Gerçeği görerek, yürüdüğü yolu bilerek ve görerek yürümek amaca ulaştırır.
Türkiye tarihinin önemli bir dönüm noktasındadır.
Yaptıkları ve yapmadıklarıyla herkes bu noktada sorumludur. Tabi ki yetkisi ve etkisi oranında.
Türkiye, bu engeli aşmalıdır, aşmaya mecburdur.
En azından, yüzde yetmiş olduğu söylenen genç nüfus için.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar