Kırklar Meclisi…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 22 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

60’lı yılların ikinci yarısında üniversiteye girenlerin hikayesidir bu… Üniversiteyi Erzurum’da okuyanların, bu da yetmez, her gün Nail’in Hemşin Pastahanesi’ne uğrayanların, çoğu zaman saatlerce ‘vatan kurtaran’ların hikayesi… Türk dünyasını, hatta insanlığı kurtaracak delifişek fikirler üzerinde sabahlara kadar kaydırak oynayanların macerası… Okumaya devam et >>> »

Popularity: 12% [?]

İnsanın gizli tarihi

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 18 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Karanlık bir odada ışık yandığında, birdenbire gördüğümüz bizi şaşırtan her şey, hayatın bir zaman önümüze koyduğu ve hiç yaşamayı düşünmediğimiz şeylerle aynı değil mi?

Aynı… Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Bir yunusu bakışlarla sevmenin öyküsü

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 15 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Sirklerde olanca sevimliliği ile olmadık gösteriler,oyunlar yapan yunusların,bundan daha fazlasını biraz ilerinizde,denizde yaptığını gördünüz mü?

Ben gördüm. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 10% [?]

Zengin bir ülkede yoksul yaşamak

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 11 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bir koşuşturma içinde geçip gidiyor.. Bu, benim olduğu kadar senin, onun; hepimizin hayatı.. Trende, hızla giderken yanımızdan akıp giden görüntüler gibi, unutulmaması gereken birçok şeyi, görmüyoruz bile.

En yaşamsal şeyleri…

Doğal kaynaklarımızı mesela, yeteri kadar biliyor muyuz? Zenginliklerimizi? Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

O şimdi asker!

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 8 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Halkımızın engin zekasının dilimize armağan ettiği, sırrını içinde barındıran, son günlerin modası bir söz.

Her şeyden önce, geleneksel yapımız içerisinde, erkek eğemen toplumumuzun bir özeti: Çünkü, sözkonusu olan bir erkek!

İkinci olarak, bu erkek, hayatının en güzel çağını yaşıyor. 20 yaşlarında. Herkesin, o yaşı geçtikten sonra hayıflandığı, o yaştakilere de gıptayla baktığı bir dönemin tadını çıkarıyor. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 10% [?]

Birdenbire bilgi toplumu olmak…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 4 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Türkiye’nin telefon macerasını hatırlayalım. ABD ve Avrupa’nın birçok ülkesi, elli yıl önceki telefonlarla cebelleşirken, geciken teknolojiyi transfer eden Türkiye’nin en ücra köyleri bile, en son icat dijital telefonlarla tanıştı.

Geciken teknolojinin, bir avantaja dönüştüğü, ülkelerin hayatında çok rastlanan durumlardan. Paranız da varsa, sadece geciktiğiniz için, yeniliklere kavuşabiliyorsunuz. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Kaç toplantı bir avuç toprak eder?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 1 Mayıs 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Türkiye, bazen enerjisini boşa harcıyor gibi geliyor bana. İşe ve oluşa harcayacağı parayı, zamanı, birikimi, cilalı laf devrinden başka bir şey sayılmaycak toplantılara ayırıyor, yazık ediyor.

Bir örnekle konuyu somutlaştıralım. Bir ay kadar önce Tarım Bakanlığı, bir şura düzenledi. Komisyonlar kuruldu, aylarca çalışıldı. Konunun uzmanı olan nice insan emek harcadı. Ortaya II. Tarım Şurası’nın görüş ve düşünceleri çıktı. Şimdi yapılan ikincisi olduğuna göre birinci şura da yapıldı. Birinci şurada alınan kararlar uygulanmış, ya da birdenbire Türkiye’de bazı şeyler öylesine hızlı değişmiş olmalı ki, uygulama olanağı kalmamalı. Zorunlu olarak ikinci şura toplanıp yeni kararlar alınmalı değil mi? Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

MGK; kime ne dedi ?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 27 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

İsterseniz, biraz geriye gidelim… 3 Haziran 2004 tarihli yazımda; ‘Dönüp sormalıyız kendimize, milli güvenlik nedir? Bir ülke her yıl Kıbrıs adası kadar toprağı erozyonla yitiriyorsa. Kırsalda yaşayanları %40 kabul edersek, bu da 30 milyon insan ediyorsa, mesela %10’a çekmek için 23 milyon insanı tarım dışına çekme mecburiyeti varsa… Bir ülkenin bundan daha önemli milli güvenlik sorunu olabilir mi?’ diye yazmışım. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Sordum sarı çiçeğe ‘Ayların en zalimi’ni

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 24 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Şiir sever yazarların bu ayda hiç sektirmediği bir giriş vardır. Nobel ödüllü şair T.S. Eliot’ın Çorak Ülke şiiri ile yazıya başlamak. ‘Ayların en zalimidir nisan’ sözü, ilaç gibidir. Biraz daha meraklılar, ikinci dizeyi de kondurur. Nisanın niye zalim olduğunu açıklar: ‘leylaklar açtırır ölü topraktan’.

Oysa ki, Çorak Ülke, ortalama şiir okurunu zorlayarak sürer.

Çünkü, T.S. Eliot’ın kendisi farklı ve zor bir insandır.

İlginçtir, ABD’de doğduğu halde İngiltere’yi tercih etmiştir. T.E. Hulme ve Ezra Pound ile birlikte, doruktaki Victoria Devri romantik şiir geleneğini, devrimci bir tavırla sarsmıştır.

Katolik Hıristiyan geleneğine bağlıdır.

‘Gelenek ve Bireysel Yeti’ adlı eleştirisi, yepyeni bir bakış açısı getirir.

Şu söz onundur: ‘Hiçbir şairin, hiçbir sanatçının tek başına bir anlamı yoktur. Onun anlamı, değerlendirilmesi, ölmüş şair ve sanatçılarla olan bağının değerlendirilmesidir.’

Tarih konusundaki görüşleri, bizim Naima ile benzerlikler gösterir. Naima’nın tarihi anlatan sözleri ile Eliot’ın şu sözü çakışır: ‘Tarih duygusu da, geçmişin geçmişliğinden başka, şimdiliğinin de kavranmasını gerektirir.’

Bana en ilginç geleni, geleneğe bir miras gibi sahip olunamayacağı, ancak, büyük bir çabayla elde edilmesi gerektiğine dair sözüdür. Bizim gibi, büyük bir tarih mirası üzerinde oturan, onu anlamak için çaba göstermeyenler açısından önemlidir.

Ben bunları düşünürken, Atilla Koç’un şiir ile romanı karşılaştıran, dengeyi de roman yönünde değiştiren konuşması yayınlandı. Atilla Koç’un kim olduğunu biliyorsunuz. Yanında turizmi de taşımak zorunda olan yeni Kültür Bakanımız.

Atilla Koç’u ne zaman tanıdım?

1972’de. Çok sıcak bir gündü. Nabi Avcı, Ahmet Kot ve Ben, Başbakanlık ile İçişleri Bakanlığı arasındaki taşlığı, yanarak geçtik. İçişleri Bakanlığı’nda, Atilla Koç’un danışman odasında, çok samimi bir sohbetle kendimize geldik.

Yeni milletvekili seçildiğinde de, tanıştığımız gündeki isimlere yeni dostların eklenmesiyle, çok tad aldığım uzun bir sohbette, idaredeki deneyiminin, yürütmeye yansıması gerektiği temennimi söyledim.

Atilla Koç bakan oldu nice sonra.

Gazetelerin topluma sunduğu resim, tanıdığımız birisi değildi.

Atilla Koç’u niye böyle algıladıklarına, o imajla topluma tanıttıklarına şaşıyorum doğrusu. Çünkü o öyle birisi değil. Yani, hayata karşı uyuklayan bir geçmişten gelmiyor.

Aksine, hayata karşı diri duran, sorgulayan, anlamaya çalışan bir geleneğin sürdürücüsü.

Bizde roman neden gecikti?

Kemal Tahir’e bakarsanız, geleceği biçimlendirmeyi uygun görmediğimizden. Ancak, klasik şiirimizde mesnevi biçimini romanla ilişkilendirenler de var. Bakanlık müsteşarı Prof.Dr. Mustafa İsen’in alanına giren konudur.

Bizim, her dem taze, yaşayan, insanı anlamaya çalışan, onun belki de milyar yıllık macerasını, acısını, sevincini bize hissettiren; olağanüstü güzellikte, yaramızın ilacı, yüzyılların mirası bir şiirimiz var.

Şaman şiiri de, divan şiiri de, halk şiiri de… Manilerden türkülere, ninnilerden ağıtlara, bozlaklara kadar insanın yüreğini köze süren bir güzellikler deryası…

Onun için, Eliot’ın ‘en zalim ayı, nisan’ı, unutuyorum.

Defterimi açıyorum, bir güzel Yunus gülümsüyor, bilgece. Anadolu’nun, bu mevsimde hayranı olduğumuz, her rengin en güzeli çiçeklerinin, rüzgarda dalgalandığı dağında taşında sarı çiçeklerle söyleşmede…

O soruyor, çiçek cevaplıyor.

Dünyayı ve insanları unutuyorum.

Kendimle baş başa..

Kalbim, ey divane! diyerek.

Size de öneririm: Lütfen, şiir okuyun!

Hemen şimdi!

Hem dostlarınıza, hem de bana yazın okuduklarınızı; paylaşalım söz uygarlığımızı…

Popularity: 12% [?]

Sorunu, siyasetle çözmek!

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 23 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bir su arkının, kuru yaprak ve çer çöple tıkanıp, suyun yönünün değiştiğini hiç gördünüz mü? Ben gördüm.

İnsanoğlunun kan damarları da öyle değil mi? Önce plakalar belli bir yerde birikiyor, zamanla orası tıkanıyor ve olmadık hasarlar veriyor.

Diyelim ki bir otobandasınız. Trafik su gibi akıyor. Yavaş yavaş hızınız azalıyor ve insanı çıldırtan, bir saatte bir metre gitmeye başlıyorsunuz. Bütün trafiği durma noktasına getiren neden anlaşılıyor bir süre sonra, bir kaza olmuş ve trafik polisi bekleniyor.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 9% [?]


Copyright © 2008 Cumali Ünaldı. All rights reserved.
Kapat
E-posta ile paylaş