Bir başbakanlık hikayesi

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 14 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

İnsanoğlu için en imkansız, en katlanılmaz şeylerden birisinin, belki de başta gelenin, ‘yalnızlık’ olduğu düşünülür. ‘Yalnızlık Allah’a mahsus’ biçimindeki ifadenin altında, insani olanla, ilahi olan arasında bir sınır sezilir.

Hepinizin çok iyi hatırlayacağı Fuzuli’nin sözleri, ne güzel vurgular insanoğlunun yalnızlığını: ‘Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı’

Bazı insanlar yalnızdır, bazıları da yalnız olmak zorundadır.

Huzurevinde kalan bir yaşlının yalnızlığı ile, her isteyenle veya her istediğiyle, istediği zaman görüşememek durumunda olan bir Başbakan’ın, bir Cumhurbaşkanı’nın yalnızlığı, aynı kapıya çıkmaz mı?

Bugünlerde, Başbakan’ın özel hayatından kesitler veren konuşmalar okuyoruz basında. Çoğu kadim dostları, ilişkilerini anlatırken, artık bundan sonra ‘çatkapı’ arayamadıklarını özenle vurguluyorlar.

Oysa ki, hiç ummadığınız bir anda, bir dostunuzun çıkıp ziyaretinize gelmesi, ne büyük bir mutluluktur; bilenler bilir…

Başbakan bundan mahrum. Remzi Gür’den Adnan Şenses’e kadar, kadim dostu olduğunu söyleyenlerin anlatımından, bu sonuç çıkıyor. Ne büyük eksiklik.

Rahmetli Yusuf Bozkurt ÖZAL’ın yaşadığı bir olayı, sizlerle paylaşmanın tam zamanı… Rahmetli Turgut ÖZAL’ın öznesi olduğu ‘Muazzam Bir Yalnızdı O’ adlı yazımda da aynı olayı naklettim.

Hadise şu…

Semra Hanım’ın Ankara dışında olduğu bir Ramazan akşamı, Turgut Bey, Yusuf Bey’i, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne iftara davet ediyor, ölümünden az önce… Koca köşkte iki kardeş yapayalnızdır; iftar ederler, namaz kılacakları zaman ev sahibi olması hasebiyle, Yusuf Bey imameti abisine teklif eder. Turgut Bey, sen bana vekalet et der. Sebebi, ancak masaya tutunarak ayağa kalkabilmektedir.

Gece...

Hasta ve yalnız bir adam…

Üstelik kalbi kırık bir adam.

Kurup, iktidar ettiği partisinin reddettiği; evinin bulunduğu sokakta bile çok az kişi tanıyorken bakan yaptığı adamların, bir kısmının ihanetini, yaşarken görmüş bir adam…

Tabii ki, Turgut Özal, hep böyle yalnız değildi. Bir zamanlar, arılar, karıncalar gibi kapısına yığılanlar vardı. Kendisiyle fotoğraf çektirenler, ya da elini öpenler, ayrıcalık hissiyle büyük onur duyarlardı.

İşte o günlerde, 80’li yılların ortalarında, Yusuf Özal’la konuşurken, şunu teklif ettim:

Ülkenin aydın ve farklı düşünen bazı yazar, şair ve sanatçılarıyla, Başbakan Turgut Özal, ayda bir, gündemsiz olarak toplansın, bir nevi beyin fırtınası… Çeşitli konular konuşulsun… Başbakan, o günü boş bıraksın, sadece bu işi yapsın, bunun sonunda yeni bir ufuk oluşsun, ya da oluşmasın… Akla gelmeyen nice konunun sansürsüz konuşulmasıdır önemli olan. Hem de, konuları sözün ve aklın sınırlarını zorlayarak harmanlayacaklardı… Yusuf Bey isimlendirmemi istedi… Sezai Karakoç, Ali Bulaç, İsmet Özel, Cengiz Çandar, Alev Alatlı, Fehmi Koru’nun adlarını saydığımı, bunlarda mutabık kaldığımızı hatırlıyorum.

Bu gerçekleşmedi, ama bazılarıyla birebir ve çok özel görüştü sonraları… Çok da yararlandı.

Gelelim bu güne…

Başbakan, yalnız mıdır, bilmiyorum. Kendi kendini yalnızlığa mahkum edip etmediği hakkında da hiç bir bilgim yok.

Ama bir şeyi çok iyi biliyorum…

İnsanoğlu için yalnızlık, adı konulmamış bir ceza… Bu biliniyor.

Son dakika

Başbakan’a suikast girişimi haberi…

Aynı uyduruk tabanca aynı sıyırmış kafa.

Özal’a suikast yapan Kartal Demirağ olayı aklıma geldi birdenbire…

Deniz Baykal için son çıkarılan yeme kampanyasındaki yaklaşımımı hatırladınız mı?

Başbakan’ın temsil ettiği demokratik yapının etrafında kenetlenelim…

Özal’ı yiyen canavar, bir daha kurban alamasın bizden!

Siyaset çok önemli…

Popularity: 10% [?]

Fuzuli yazmak, Fuzuli okumak…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 11 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Son günlerde köşe yazarlığının gereği ile ilgili oluşturulan gündeme girmeyeceğim. Meraklıların bildiği gibi, internet ortamında başlayıp, gazetelere doğru ilerleyen bir tartışma bu. Daha çok, gazeteciliği meslek edinmişlerin sorunu gibi görünüyor.

Benim söz edeceğim Fuzuli, başka…  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 100% [?]

Çevre nasıl bir şey?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 7 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Sizin de dikkatinizden kaçmamıştır, mutlaka… Gazetelerde, bazı yazarlar vardır, hiç gereği yokken, ortalık günlük güneşlikken, çevreden söz ederler pattadanak. Birçokları da bunu münasebetsiz Mehmet Efendi’lik olarak değerlendirir, haklı olarak. Öyle ya, kesilen filanca sazlıktaki kuş yumurtaları seni niye bu kadar ilgilendiriyor, diye sorası gelir insanın. Orman yangınları olur; 50 hektarlık, 100 hektarlık alan kül olmuştur, bunlarda bir feryat figan… Sanki babalarının çiftliği yanmış gibi… Yeri geldiğinde, yetkili ağızlarda bile 50, 100 gibi rakam olan şeyler, bunlar için yanan kaplumbağalar, yok olan ağaçlar, otlar; ölen solucanlar, kelebeklerdir…

Sanki çok lazım.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 18% [?]

Yakışanlar, yakışmayanlar, eğreti duranlar…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 4 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Adını, insanına bir giysi gibi yakıştıran şehirler vardır. Malatya da bunlardan biridir. Binlerce yıllık tarihsel geçmişinde belirleyici olmuştur hep…

Malatyalılarda, bu mensubiyetin herşeye başat olduğunu görürseniz, şaşırmayasınız diye yazıyorum. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 11% [?]

Tayyip Erdoğan başarabilir mi?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 31 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

On günden beri, operasyonun nekahetini geçirmek üzere, eve mahkum oldum. Bu sürenin büyük bir kısmını, tarımla ilgili arşivimi gözden geçirerek değerlendirdim. Bir de içe dönük bir nefs muhasebesi yaptım. Bir bakıma, kültürümüzdeki ‘itikaf’ı yaşadım.

Kızılderililer, bir işte çözüm yolu bulamazlarsa, bir sal yaparak ırmağın üzerinde günlerce aç susuz tefekküre dalarlar. Kendilerine bu yöntemle bir ışık, bir çıkış yolu gösterileceğine inanırlar. Meşhur ‘Oturan Boğa’nın lider oluşu da, böyle bir itikaf halinin sonucuna dayanır.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 10% [?]

Acıbadem kurabiyesi, Baykal ve hünsa sözler

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 28 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Şimdi size anlatacağım olay, benim için tatlı bir hatıradır. Sizin de hoşlanacağınızı umuyorum.

Bir acıbadem kurabiyesinin 40 yıl hatırı var mıdır? Bir fincan kahvenin olduğuna göre,olabilir…

‘80’li yılların sonu… Yusuf B. Özal, eşi Elisabeth Heidi Özal ve ben, İstanbul’dan dönüyoruz. Uçakta VIP’deyiz. Önde biz oturuyoruz, arka sırada da Deniz Baykal ve milletvekili arkadaşları var. O günlerde, Yusuf Bey’le Deniz Bey’in, resmi bir selamlaşmadan öte ilişkileri yok.

Bilirsiniz, yolculuklarda eften püften şeyler konuşulur, yolboyu.

Yusuf Bey, elindeki dosyaya daldı. Heidi Hanımefendi de, nezaket gösterdi, birkaç gün önce, onlara gönderdiğim acıbadem kurabiyesini övdü. Çok beğendiğini filan söyledi.

Çoğumuzda bu huy vardır, sevdiğimiz şeyleri, herkese sevdirmek isteriz. O günlerde, ara sokaklarda bir acıbadem kurabiyesi imalatçısı keşfettim, harika kurabiye yapıyor. Oradan alıp, eşe dosta gönderiyorum. Yusuf Bey’lere de göndermiştim, eşi, teşekkür ediyor. Olay bu…

Ankara’ya geldik. Uçaktan inmek üzere hareketlendik, Deniz Bey yanıma geldi, özür dileyerek, istemeden, hanımefendi ile konuşmamı duyduğunu, kendisinin de acıbadem kurabiyesi tutkunu olduğunu, ancak Ankara’da iyi kurabiye bulamadığını, adresi vermemi rica etti.

Ben de, kendilerine göndereceğimi, beğenirlerse, bundan sonra pakette yazan adresten temin edebileceklerini söyledim. Selamlaştık, ayrıldık.

Ankara’da hemen sipariş verdim. Bir gün sonra geldi. Cinnah’ta, Yusuf Bey’le çalışma ofisindeydik. Yusuf Bey’e, kurabiyeyi Deniz Bey’e kendi adıyla göndermesini teklif ettim. Uygun buldu. Aradık, eşiyle görüştü, Deniz Bey Ankara dışındaymış. Kurabiyenin de taze tüketilmesi gerekiyor, ne yapsak, derken, Yusuf Bey, kendi elyazısı ile bir not hazırladı. Ayrıntıları önemserdi. Derin dondurucuda kaç derecede saklanacağını, mikrodalgada hangi derecede, ne kadar işlem göreceğini yazdı, paketi gönderdik.

Deniz Bey dönünce paket için Yusuf Bey’e teşekkür etti. Ondan sonra daha sık görüştüler, dost oldular, Yusuf Bey’in hastalığı süresince de, Deniz Bey aradı, sordu, ziyaret etti, dostluk gösterdi.

O günden sonra, ben, Deniz Bey’le hiç karşılaşmadım. Bu olayı da bilmez.

Gelelim bu günlerde yaşadıklarına…

Ben, o zevatla aynı göğün altında bulunmaktan bile rahatsız olacağını düşünüyorum. Hiçbir şekilde olması mümkün değil ya, farzedelim ki olayın tamamı, hünsa sözcüklerin anlattığı gibi.

O zaman da, siyasetçisini, bu zavallı duruma mahkum eden Türkiye’nin Düzeni, esas suçludur. İkinin biri ihtilal yapıp, siyaseti köklerinden koparan antidemokrat yapıdan hesap sormak gerekir.

Ben, Deniz Baykal ile hünsa sözler’i yanyana yazmaya bile ar ederim, siyasete saygı gösterme gereğinden dolayı…

Siyaseti ve siyasetçiyi bir reklama kurban etmeyelim efendiler, yazıktır!

Hileli askerlik yapan

devletlu soruluyor…

Türkiye’de geçerli askerlik sistemini beğenebilirsiniz, ya da beğenmeyebilirsiniz. Doğrusu, 1975’te, kısa süreli yedeksubay olarak silah altına alınıncaya kadar, askerlik konusunu merak etmemiştim. Olumlu veya olumsuz bir düşüncem de yoktu.

Askerliğimi yaparken, konu üzerinde düşünme imkanım oldu.

Şimdilerde oğlum Burak asker, bu vesileyle yeniden askerlik konusunun içindeyim.

Yasanın bizi zorunlu tuttuğu askerliği, dürüstçe yapar, bu konuda karşı fikrimiz varsa, yeri gelince açıklar, çekinmeden de savunuruz.

Ancak, amiyane tabirle ‘askerlikten sıyırmak’ için bin bahane bulanlara da doğru bakmayız.

Hilekarlıktır da ondan.

21 Ağustos 2005 tarihli star’da yazdığım, hileli askerliği incelenmeyen, halen, çok hassas bir görevde bulunan devletlu soruluyor.

Yazacağım…

Popularity: 16% [?]

Yıkılanlar ve yükselenler

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 24 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Belli ki, kendisini statükoya mahkum etmiş Türkiye’ye, bu kadarlık bir fark bile fazla geldi.

Ne kadar çok yadırgandı Başbakan?

Birileri için umut olarak görmek istedi bazıları. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 14% [?]

Çanakkale’nin kulağımıza fısıldadığı

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 21 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bu, bir Pazar yazısı olarak asla yazılmayacak bir yazı. Çanakkale’yi anlatacak. Tüm dünya tarihi içinde, eşine az rastlanacak savaşlardan Çanakkale’yi…

Bir tarafta, yıkılmakta olan bir imparatorluk, diğer tarafta en diri devletlerin kurduğu koalisyon.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 11% [?]

Yaraya tuz basmak

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 17 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Siyaset yapanların, sorunu bütün yön ve boyutlarıyla anlatan konuşmaları, bende, hep tedirginlik uyandırmıştır.

Her zaman, Türkiye’deki siyasetçi, indiler gökten melekler saf saf söylemini kullanmayı tercih etti. Neden? Okumaya devam et >>> »

Popularity: 13% [?]

Güneydoğu için ne yapmalı?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 14 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Türkiye için ne yapmak gerekiyorsa, Güneydoğu için de onu yapmalı… Yıllar önce, Yeni Düşünce gazetesi, Doğu Sorunu adıyla bir toplantı düzenlemişti. Seçkin bilim adamları, Şark Meselesi’nden mülhem konu ile ilgili bildirilerini sundular, tartışmalar yapıldı. Ben, Doğu’nun Fetreti adını verdiğim bir bildiri sundum. Türkiye haritasını tam ortasından ikiye katlayalım, doğu ve batı şehirlerini çakıştıralım; doktora düşen hasta, öğretmene düşen öğrenci, yatak ve derslik bakımından sayısal bir kıyaslama yapalım, dedim ve yaptım. Dinleyiciler arasında bulunan Alpaslan Türkeş, yerinden kalkarak, konuşma yaptığım kürsüye doğru yürüyüp, iki elini havaya kaldırarak, itiraz etti.

Rahmetli Türkeş’i, ikna ettim.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 13% [?]


Copyright © 2008 Cumali Ünaldı. All rights reserved.
Kapat
E-posta ile paylaş