Bugün sizlerle bir şairin şiire bakarken dünyaya ulaşmasını, oradan da gelecekle ilgili çıkardığı dersi paylaşmak istiyorum.

Şiirin insan yaşamındaki yerini irdeleyen Nobel Ebebiyat ödüllü yazar Octavio Paz, ‘yeni bir siyasal düşünce var olursa, yaratıcıları ‘öteki ses’i dinlemeye mecburdurlar.’ diyerek, başlangıçta aykırı gelen söylemlerin siyasal yaşama katkısına dikkat çekmektedir.

Devamında kendini bilen her bilge sanatçı gibi, kuşbakışı dünyamıza bakarak çığlığı basmaktadır, kendini bilmez tüketim toplumunun günümüzde, insanlığın geleceğiyle bu derecede oynamasına isyan ederek. Buna karşı çıkılması gerektiğini söyler, engellemek için çözümler üretilmesini öğütler.

Çarpıcı bir biçimde, insan soyunun dünyada oluşturduğu problemin büyüklüğünü ve önemini insanlığın hafızasına sokmaya çalışır.

‘Ne olursa olsun insan türü bu dünyada yaşamak istiyorsa doğal kaynakların, ucu bucağı olmayan, aptal ve intihar sayılacak boşu boşuna harcanmasının sona erdirilmesinin gereği açıktır’ sözü, Octavio Paz’ın vasiyeti gibidir.

Kabul etmek zorundayız ki, tüketim toplumunun kazandırdığı bir alışkanlık var. Bütün yan etkilerle desteklenen bu görüş, insanı, her şeyi talan eden bilinçsiz bir çekirge sürüsüne dönüştürmektedir. Çağımız, milyarlarca yıllık dünya hayatını, bütün ömründe gördüğünün birkaç misli yıpratarak, aynı zamanda olumsuz bir oluşuma da damgasını vurmaktadır.

Octavio Paz; ‘Piyasa çok etkilidir ama hedefi yoktur; tek amacı daha çok tüketmek için daha çok üretmektir. Latin Amerika, Asya ve Afrika’daki pek çok az gelişmiş ülke hükümetlerinin ahmakça ekonomik politikaları da göllerin, ırmakların, denizlerin, vadilerin, ormanların ve dağların evrensel yok oluşlarına ve kirlenmelerine katkıda bulunuyor. Geçmişteki hiçbir uygarlık böyle kör, mekanik, yıkıcı bir öldürücülükle yönetilmedi’ diyor 1989’da, Mexico City konuşmasında.

Bu ‘öteki ses’e, dünyanın bir üyesi, bir birey olarak dikkat etmek zorundayız. Hele de, günümüz Türkiye’sinde yeni bir siyasal düşünce oluşturmak isteyen her kişi ve grup, ‘öteki ses’in söylediklerini dikkate almalıdır.

Dünyanın düzeniyle bu denli oynama, onun yaptığı vurguda olduğu gibi ‘çağımızın uygarlığının’ bir sonucudur. Bu uygarlığın öncüleri de, günümüzde, Kuzey Amerika, Avrupa ve İsrail’in önderlik ettiği batı blokudur.

İçinden çıkılmaz bir hal alan teknoloji ile çevre arasındaki çelişkiden, çevreyi daha çok gözeterek kurtulmak mümkün. ‘Sürdürülebilir kalkınma’ modeli, geleceği düşünmeyi amaçlayan, muhafazakar bir yöntemdir. Çevre konusunda muhafazakar olmak, bir çırpıda her şeyi yok edebilecek kararlar alma devrimciliğinden daha akıllıcadır. Sonu çevreye dokunan, insanlığın geleceği ile ilgili olan her eylemde, kırk ölçüp bir biçmek gereklidir. Çünkü, geri dönüşü yoktur.

Türkiye’ye dönersek, alışılmışın dışına taşmaya çalışan siyasal yönetimin, ‘öteki ses’i doğru algılaması gerekir. Bu algılayış, sonunda çevreyi onaracak, doğal kaynakları ülkenin hayrına kullandıracak bir tarım, orman ve sanayi politikasını, tüm dengeleriyle kurmaya yönelmelidir. Bu düzeni kuracak irade, zaman geçirilmeden siyaset olarak tüm unsurlarıyla ortaya konulmalıdır.

Her geçen saniyenin, birikerek bir imkansızlığa dönüşeceği son, şimdiden akılcı bir yaklaşımla ve doğru yönetilerek bir imkan olarak hayattaki yerini bulabilir…

PROF. DR. MESUT PARLAK’ın İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne atandığı, bu yazının yazıldığı sıralarda bir son dakika haberi olarak açıklandı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, adaletin tecellisine öncelik veren bir yasa adamı olarak böyle bir tercihte bulunacağı yakıştırılıyordu, bekleniyordu. Her bakımdan çok örselenen İstanbul Üniversitesi’nin Prof. Parlak yönetiminde fiziki ve bilimsel açıdan çok önemli bir dünya üniversitesi olmasının, çeşitli çevrelerde bir umut olarak sunulduğunu belirtmek isterim. Hayırlı olsun!…

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar