Ortak Aklın Çözümü
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
21 Kasım 2003
Asagıdaki makaleyi Powerpoint sunusu olarak görüntülemek için tıklayınız.
1. Türkiye’de tarım, verim gibi olumlu alanlarda düşük; erozyon, istihdam gibi olumsuz alanlarda yüksek rakamlar ile en önde gelen ekonomik sorun olma konumunu sürdürmektedir. Konya’dan küçük Belçika’da 160 bin kişi tarımla uğraşarak 100 milyar dolar gelir elde ederken, Türkiye’de 23 milyon kişinin tarımla uğraşarak 25 milyar dolar gelir elde etmesi en çarpıcı çarpıklıktır.
2. Toprağın, ormanın ve çevrenin geleceği aslında bu milletin geleceğidir. Bu boyutuyla da tarım en öncelikli bir Milli Güvenlik sorunudur.
3. Türkiye’de tarım sorununa (bitkisel, hayvansal üretim, orman, çevre) bakarken, sorunun aslında bir toprak meselesi olduğu gerçeğinden hareket etmek gerekir. Toprak sorunu çözüldükçe, tarımın sorunları da kendiliğinden çözülecektir.
4. Her yıl Avrupa kıtasının tamamının dört katı toprağı erozyonla yitirmekteyiz. Bu, dünyanın tüm toprak kaybının 1/50’sidir. Uğrunda savaşları, ambargoları göze aldığımız Kıbrıs adası kadar toprağı sadece bir yılda erozyonla yitirirken, milyarlarca dolarlık (87.5 milyon ton) bitki besin elementi de yıkanarak yok olmaktadır.
5. Aşırı erozyona maruz kalan V, VI ve VII. Sınıf arazileri sürekli ağaç örtüsü altında tutmak bir dünya standardıdır. Ancak bu şekilde Türkiye topraklarının selde-yelde bitişi önlenebilir.
Bu aynı zamanda tarım sorununun da anahtarıdır. Kuru tarımda 15 milyon hektar alanda eğim nedeniyle erozyona karşı önlem alınması mecburiyeti vardır. Önlem alınması gerekli 16 milyon hektar otlak ve fundalıkla 31 milyon hektar toplam alanda mutlaka önlem alınması gerekmektedir.
Ayrıca 5 milyon hektar susuz tarımda nadasa bırakılan alan ve şehrin rant cazibesi veya terör nedeniyle terk edilen tahminen 2.5 milyon hektar alan da, bu önlemlerin içine alınmalıdır.
6. Orman köylüsünün ekonomik konumu, yoksulluğun da altındadır ve orman üzerindeki en büyük baskıdır. Mutlaka ağaç örtüsü altına alınması gerekli bu alanların, meyvesiz ağaçlarla ormanlaştırılması, yeniden tahribe davetiyedir.
7. Dünyanın son yıllarda yaptığı gibi meyve ormanlarına yönelmek tarımı yeniden yapılandırma fırsatıyla birlikte, mevcut tarım alanları kadar yeni bir toprak rezervini kullanıma sunacaktır.
8. Yeni oluşan bu alanlarda gerekli sulama ve toprak muhafaza tedbirleri ile birlikte badem, fıstık, kestane, bağ, ceviz, zeytin, kayısı, kiraz, vişne, elma, narenciye … meyveleri çok büyük alanlara tek ürün olarak yetiştirilecektir. Çiftçi eğitilip örgütlenecek ve bölgelere göre tesbit edilecek miktarda çiftliğin sahibi kılınacaktır.
Kırsal sanayi tesisleri ile elde edilen ürünler dünyanın arzu ettiği mamul maddelere dönüştürülüp satılacaktır.
Bu uygulama, erozyon sorununu çözer, orman sorununa mantıklı, uygulanabilir ve köklü bir çözüm getirir, sonuç olarak da dünya standardında bir çevre sağlar ülkemize.
9. Bunun sonucunda tarım sahaları ile mer’a ve orman üzerindeki baskı kalkacaktır. Her şey bilimsel ölçülere göre yeniden yapılandırılacaktır. Hayvancılık ideal şartlarını bulacak ve bitkisel üretim/hayvansal üretim dengesi kurulacaktır. En önemlisi yakılmayan-kesilmeyen meyve ormanları, insanca yaşama imkanı sunan bir kaynağa dönüşecektir. Kırsal sanayi projesi bu ürünü işlemenin yanında, büyük bir istihdam alanı oluşturacaktır. Tarımdaki istihdam, uygarca ve akılılca %10′lara çekilecektir.
Bu proje havza bazında yeni bir yapılanmayı da beraberinde getirecektir. Bu projeyle amaçlanan; toprak gibi milyonlarca senede oluşup birkaç yılda yok olabilen, bu milletin en önemli varlığını koruyup verime dönüştürmektir. Bilindiği gibi Avrupa Birliği’ne girişte de önemli engellerin başında tarım sorunu gelmektedir.
10. Ekler bölümünde tarım politikası ile ilgili ana fikirlerini verdiğimiz; ATATÜRK’ten Süleyman DEMİREL’e, Bahri DAĞDAŞ’tan Deniz BAYKAL’a siyasetçiler ve devlet adamları bu görüşleri savunmuşlardır. Bilim de bunu gerektirmektedir. Ancak, siyasi iradenin kararlılığı bu büyük projeyi hayata geçirebilir. Bunu uygulayan siyasi irade, aslında yüzlerce yıllık bir rüyayı, binlerce yıllık bir geleceğe dönüştürmüş olacaktır.
Türkiye tarım gerçeğine nasıl bakmalı?
Elbette, tarıma da dünya standart ve normlarıyla, evrensel ölçülerle bakmak doğrudur. Ayrıca, çok yakın bir geçmişte bizim gibi tarımı sorunlu olup da, sağlıklı olarak sorunu teşhis eden, tedbirler alan ve kararlılıkla uygulayan ülkelerin deneyiminden de yararlanmak gerekir. Tarımda çok ileri ülkelerin (ABD, AB, İsrail gibi) nasıl ve hangi yöntemlerle ‘birimden üstün verim’ aldıklarını iyi anlamak zorundayız. Bunların dışında, tarihe bakmak da doğru bir yaklaşımdır. Naima’ya göre, ‘tarih, bilginlerin bilgisini arttırır, akıllı insanları da uyararak basiret gözlerini açar’. O halde, Anadolu coğrafyasında yaşamış olan özellikle Bizans, Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerinin uyguladığı tarım politikalarının doğrularını ve yanlışlarını da iyi değerlendirmek zorundayız. Daha da önemlisi, insanımızın sosyolojik ve psikolojik özellikleri doğru saptanırsa toprağımızın realitesiyle kendi içinde tutarlı, sağlıklı, bilimsel, dünyaya entegre, ama yine de ‘çok özel’ bir tarım sistemi çıkacaktır ortaya. Ve bu sistem, uzun ömürlü, kalıcı olmak, akılcı uygulamalarla, zamana karşı yarışarak olumlu sonuçlar almak zorundadır. Çünkü tarımın, diğer sektörler gibi, kısa sürede sonuç veren, yanlışları hemen durdurabilecek bir yapısı yoktur. Canlı bir organizmadır. Her canlıda olduğu gibi tarımda da zaman ve süreç önem taşır.
Tarım nedir?
Önce tarımdan ne anlamak gerekir? Dünyada ve Türkiye’de bilimsel metinlerin büyük bir kısmı bitkisel ve hayvansal üretimi, orman ve su ürünleriyle ilişkilendirerek, av hayvancılığı ve doğayı buna ekleyerek, çevreye ulaşmayı doğru bulmaktadır. Bu görüşün Türkiye gibi tarım, orman ve çevre sorunlarını ayrı ayrı ele almaktan dolayı, hatalı yapılmış bir makine gibi çarkların birbirini döndürmesini sağlayamamış ülkelerde daha da önem kazanması doğaldır.
Türkiye tarımının dünyaya göre yeri nedir?
Tarımın verimsiz oluşu ülkemizde tarımla uğraşan büyük kitleyi fukaralaştırmış; bu verim düşüklüğü de akıldışı, çok yanlış ve çaresiz bir yönlenmeyle daha büyük alanlara, daha az kullanılmış bakir alanlara tarımı taşıyarak telafi edilmeye çalışılmıştır. Orman alanlarını yakarak, meralara taşarak tarım yapmaya başlamıştır. Tarımın zayıf bünyesine yüklenen ağır nüfus yükü, orman ve mera alanlarına sürekli bir baskı oluşturmuştur. Zaman zaman yine bilimdışı kararlara bu barajın kapağı ölçüsüz bir biçimde açılmış, oluşan sel de tüm alanları, değerli yerleri yoketmiştir. Yani köylü şehre sürgün edilmiş; aşsız, işsiz, yersiz-yurtsuz bir biçimde şehirler için bir Vandal sürüsü, bir çılgın sel halinde yerinden oynatılmıştır.
Dünya böyle yapmamıştır. Bilgide, hizmette, sanayide olduğu gibi tarımda da çok ileri olan dünya ülkeleri böyle yapmamıştır’ Tarımda birimden verimi artırmış: ıslahla, tohumla, bilgiyle bunu sağlamış; tarıma dayalı sanayiyi yaygınlaştırarak işlemiş ve elde ettiği mamul maddeyi dünyaya pazarlayarak kendi insanının yaşam standardını yükseltmiştir.
Tüm Dünyada şu ölçüler geçerlidir: Birincisi tarımsal işletme optimal büyüklükte olmalı ve tarımda istihdam yüksek olmamalı, ikincisi her tarımsal üründe birimden verim yüksek olmalı. Üçüncüsü bitkisel üretim tüm tarımın %30′unu, hayvansal üretim ise % 70′ini oluşturmalı; dördüncüsü, tarım ile sanayi entegrasyonu kurulmalı ve üretilen her tarım ürününe artı değer eklendikten sonra satılmalı; beşincisi, kendi tüketiminden artanı değil de özel olarak pazar için (ve pazar taleplerine uygun olarak) ürettiği malı dünyaya sunmalı, altıncısı dünya ile rekabet edebilmeli; yani sonuç olarak ayaklarını yere çok sağlam basmalıdır tarım.
Tarımımız neden verimsizdir?
Tarımda istihdam edilen nüfus çok yüksektir. 12 yaşın üstündeki çalışan nüfusun %47′ye kadar (bunun 6 milyonunun gizli işsiz olduğu düşünülmelidir) bir büyük bölümünün tarımda istihdam edildiği belirtilmektedir. Bu oran tarımı ileri ülkelerde %2-5 arasındadır.
İleri ülkelerde sanayi, hizmet ve bilgi sektörleri işgücünün dağılımında en çok bilgiye ağırlık vererek, hizmet ve sanayide istihdam oluştururken, Türkiye tam tersine bir yapılanma ile en yüksek istihdamı tarımda gerçekleştirmektedir. ABD’nin 1910 yılı rakamlarına bile 100 yıl geçmesine rağmen ulaşamamış olmamız düşündürücüdür.
Bunun sonucu olarak Türkiye’de tarım işletmeleri hem çok parçalıdır (ortalama 8 parça), hem de küçüktür (ortalama 54 dekar). Oysa ki ABD, İsrail ve AB ülkelerinde tarımsal yapılanma çiftlikler şeklindedir. AB’de 15 ülkenin ortalamasına göre bir tarımsal işletme büyüklüğü 263 dekardır. Üstelik Türkiye’de yürürlükteki miras hukuku sürekli parçalanmayı teşvik etmektedir. (1950′deki 2. 5 milyon tarımsal işletme 50 yılda 4 milyona ulaşırken, işletme büyüklüğü 77 dk. dan 54 dk. a düşmüştür.) Küçük ve parçalı işletmeler, verimliliği çok düşürmektedir. Optimal olmayan arazi büyüklüğü içinde katma değeri yüksek olmayan ürünleri üreten ülkeler sürekli fakirleşir. AB ülkelerinde de geçmişte küçük ve parçalı işletmeler çoğunluktaydı, verim düşüktü, birçok tarımsal üründe dışalımcı idi. AB kurulduktan sonra 1960′lı yıllarda bütçesinin, bürokrasisinin ve mevzuatının %80′inini tarıma ayırarak kısa sürede optimal işletme büyüklüğüne ulaştı, verimliliği yakaladı, dışalımcı yerine dışsatımcı oldu. 2000′li yıllarda, üreticisine üretim yapmaması için teşvik verir hale geldi. Buna rağmen de 81 milyar Euro olan bütçesinin 50 milyar Euro’sunu tarıma halen ayırmaktan çekinmedi.
Tarımsal nüfus başına yıllık tarımsal gelir Yozgat’ta ve Ordu’da 312 dolar, Mersin’de 651, Manisa’da 605, Van’da ise 189 dolardır. Bu düşük gelir, tarımsal nüfusu gün geçtikçe fukaralaştırırken, devletin yönetme ve yönlendirme sorumluluğunu da ağırlaştırmaktadır.
Bütün bunlar tarımsal üretimde dünya ölçeğine göre yarı yarıya hatta üç, dört misli verim düşüklüğüne neden olmaktadır.
Türkiye tarımının ana sorunu köylülüktür. Köylülük, bir yerleşim biçimidir, ekonomik faaliyet değildir. En kısa sürede ikamet biçimi olan köylülük terk edilerek, ekonomik bir faaliyet olan çiftçiliğe geçmek mecburiyeti vardır. Köylü, ürettiğini yıllık ev ihtiyacı için ayırır, ihtiyacından fazlasını satar, oysa ki çiftçi tamamen pazar için üretir. Rekabetin kendisini zorladığı kaliteyi, verimi ve miktarı tutturmak;elde ettiğini satmak için üretir. Çiftçilik yapmak için de öncelikle çiftlik gereklidir.
Tarımda bitkisel üretim %30, hayvansal üretim %70 denkleminin şu yararı vardır: yem bitkileri ete dönüşerek daha çok gelir getirirler. Arpayı örnek alırsak (2001 yılı fiyatlarıyla) değeri 728. 000 TL olan 5 kg arpadan, değeri 2. 850. 000TL olan 1kg et oluşmaktadır. (Değeri 4 misli artmaktadır). Batı’da bu denklem aynen uygulandığı halde Türkiye’de tam tersidir: %30 olması gereken bitkisel üretim %71; %70 olması gereken hayvan üretim %22′dir. Başka bir bakış açısıyla da dünya fiyatları ile bitkisel üretimin tonu 150-200 dolar iken, bitkisel üretim hayvansal üretime dönüşünce tonu 1500-3000 dolara kadar yükselir. Bu oranın tersliği bizde et fiyatlarının ABD ve AB’ye göre üç misli yüksek olması sonucunu doğurmuştur. (ABD’de 2.5 dolar olan 1 kg et bizde 7.5 dolara kadar yükselmektedir.)
Tarımda düzgün ve güvenilir bir envanter yoktur. Belki de Türkiye tarımının ilk sorunu budur. Fatih Sultan Mehmet Bosna’yı fethettiğinde 2 yılda bugün bile başvurulan Bosna-Hersek Tahrir Defteri’ni hazırlatmış ve her şeyi kayıt altına aldırmıştır. 1463′ten bu güne kadar 540 yıl geçti ve biz bugün 1000 yıldan beri bize yurt olan bu Anadolu toprağını kayıt altına alamamışız. Örnek olarak;
Verilen değerler arasında ihmal edilemez farklar vardır. İki misline yakın farklar, devletin 4 kurumu arasında, en somut bir meselede bile büyük ayrılıklar olageldiğini gösteriyor. Yapılacak iş orman, mera, tarım arazisi, hayvan varlığı, tarımda istihdam, hatta ağaç sayısına ve cinsine varıncaya kadar’ tarıma ait her şeyi kayıt altına almak;ayrıca toprakta her bir km’de bir numune alarak bitki besin maddeleri açısından tahlilini yapmak ve Türkiye Toprak Haritası’nı güncellemektedir. Bütün bu işlemler uydu ve bilgisayar da kullanılarak kısa sürede sonuçlandırılabilir. [Dijital fotogrametri tekniğiyle ve color-infrared (renkli kızılötesi) tekniğiyle doğal kaynakların konusal haritalarının çıkarılmasıyla etüd ve envanterini sağlamak mümkündür.]
Tarımın en önemli sorunu: Toprak
Tarımla ilgili her olayın ilk ve tek platformu topraktır. Bu nedenle toprak her bakımdan tarımdaki tüm sorunların hem kaynağı, hem de çözümüdür. Toprakla ilgili sorunlarını halleden ülkelerde tarım, ekonomi için bir engel olmaktan çıkmış, bir lokomotife dönüşmüştür. İstihdamın ancak %2-3′ünü GSYİH’nın %2’sini tarımda gerçekleştiren ülkelerde bile toprak konusu üzerinde titrenen, fanuslarda korunan bir konuysa;bizim gibi istihdamın %47’sini tarımda gerçekleştiren bir ülke için gündemin en öncelikli ilk maddesi toprak olmalıdır. Toprağı iki açıdan sorun olmaktan çıkarmalıyız: Kalite ve kantite olarak‘.
Toprağın kalitesi tarımsal sistemin bir sonucu mudur?
Türkiye hem engebeli hem de yükseltisi büyük olan bir ülkedir. Ülkenin ortalama yükseltisi (1132 m. ) bütün kıtaların ortalama yükseltisinden büyüktür. %40′tan daha eğimli alanlar, ülkenin %46’sını oluşturur.
Bu yüksek meyille birlikte sahil kesimleri dışında kurak ve yarı-kurak iklim, doğal, bitki örtüsünün tutunmasında ve gelişmesinde kısıtlayıcı bir unsur olarak su açığı şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bütün bunlar topoğrafyanın yüklediği olumsuzluklardır.
Ancak asıl olumsuzluk, tarım sisteminin toprağın verimli olarak ve tahrip etmeden kullanılması üzerine bina edilmesi yerine, sadece bir kez kullanılıp, ondan sonra başka bir vatana göçülecekmiş gibi hoyratça kullanımı üzerinde kurulmasından kaynaklanmaktadır. Yıllar, yüzyıllar boyu en değerli varlığımız olan toprağı düşünmeden kullandığımızdan; bugün tüm Avrupa kıtasında yılda 320 milyon ton toprak erozyonla yokolduğu için Avrupa panik içerisinde çözüm ararken, Türkiye bir yılda bu değerin 4 misli toprağı (1. 2 milyar ton) erozyonla yitirdiği halde, bunu sorun olarak algılama gereğini bile duymamaktadır. Kıbrıs adasının 1/3′lük bölümü için savaşı, ambargoyu, yoksulluğu göze alan Türkiye’nin her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprağını yelde-selde yitirirken kılının kıpırdamaması, yıllardır akıllara durgunluk veren bir uyuşukluktur. Türkiye bu toprağını yitirirken milyarlarca dolarlık bitki besin elementini;binlerce yılda bir cm. toprağın oluştuğunu düşünerek geleceğini yitirmekte ve bunun için tedbir almamaktadır.
Halbuki, Türkiye’nin ana meselesi topraktır. Toprak konusunda Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı açmaz, ancak tüm imkanların seferber edildiği bir meydan muharebesi anlayışıyla aşılabilir. O nedenle Türkiye’nin tarım meselesi bir Milli Güvenlik meselesidir. Çünkü, Milli Güvenlik, siyaset biliminde bir ulusun refahı ve kendi mutluluğunu arama özgürlüğünün zedelenmeksizin korunması anlamını taşımaktadır ve sadece savunmaya inhisar ettirmek, Milli Güvenliğin sınırlarını daraltmaktır. Esasen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ölçütleri de ‘Ekonomik yönden kaynakları geliştirip kendi kendine yeterli hale gelmek bir ülke için milli hedeftir’ diyerek , bu konudaki yaklaşımını desteklemektedir.
Türkiye’nin toprak kalitesi topoğrafyanın getirdiği olumsuzluklara, uyguladığı yanlış tarım (bitki, hayvan, orman, sanayileşme, yerleşim..) politikaları da eklenerek çok düşmüştür. Tarım siyaseti acilen düzeltilerek, makul bir sürede olumlu bir sonuca ulaşmak mümkündür.
Toprağın kantitesi tarımsal sistemin bir sonucu mudur?
Türkiye’nin tüm alanı yaklaşık 78 milyon hertardır. Bu alanın yaklaşık 1/3′ü tarıma elverişlidir(25 M. Ha). Tarıma elverişli alanın ancak 1/3′i ekonomik olarak sulanabilir niteliktedir (8. 5 M. Ha), bunun da yarısı DSİ, Köy Hizmetleri ve halk sulamasıyla sulanmaktadır(4. 6 M. Ha), sulamaya açılacak diğer yarısı 4 M. Ha’dır. (Türkiye’nin yıllık sulama programı yılda 100 bin Ha. alanın sulamaya açılması biçiminde olduğundan bu 4 milyon hektarlık alan en iyi ihtimalle ancak 40 yılda sulamaya açılabilir. )
GAP’ta 1. 7 milyon Ha. alanın sulamaya açılması planlamış, ancak 120 bin Ha. sulanabilmiş , birdenbire vahşi sulamaya geçildiği ve tedbir alınmadığı için 20 bin Ha. alanda drenaj problemleri oluşmuştur.
Türkiye’de meyil bakımından toprak işlemeye uygun I-II-III ve IV. sınıf araziler işlenmektedir. 1.5 M. Hektara yakın arazi, işlemeli tarım açısından risk grubuna girdiği halde, burada da işlemeli tarım yapılmaktadır. En ucuz denetim ve geliştirme yöntemi doğal kaynağın korunması gerçeği gözardı edilerek vandalist bir toprak kullanımı yapıldığından AB ülkelerinin tümünde toplam 25 M. Ha alan erozyona maruzken, Türkiye’de 63 M. Ha alan çok şiddetli erozyona maruzdur.
Türkiye, toprak rezervi olmayan 19 dünya ülkesinden birisidir.
Dünya ve Türkiye, meyilli arazilerdeki toprak kaybının önlenmesi ile ilgili çözümler üretme çabası içindedir. Türkiye’de 1987 yılında yayınlanan Toprak Koruma Ana Planı‘na göre , ülkemizde toplam önlem alınması gerekli alan 31 milyon Hektardır. Yılda 30 bin Ha. arazide koruma tedbirleri alınması tüm imkanları zorlayarak ancak mümkün olabildiğinden [31. 000. 000/30. 000=1000] bu hızla sorunu ancak 1000 yılda çözebilmemizin mümkün olduğu, yani hiçbir zaman bu şartlarda çözemeyeceğimiz anlaşılmaktadır. Çünkü, erozyonun hızı bu hızdan çok çok fazladır.
Öte yandan tüm dünyada tarımın bir alt sektörü olarak değerlendirilen ormancılık, 20 M. Ha. alandadır ve bunun %44′ü normal koru ve normal baltalık iken %56’sı bozuk koru ve bozuk baltalıktır. (8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ormancılık Özel İhtisas Komisyonu raporu). Aynı rapor en önemli çözüm önerisi olarak ‘Toplum-Orman ilişkileri iyileştirilerek orman kaynakları üzerindeki sosyo-ekonomik baskıların azaltılması amacıyla kırsal yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar ve düzenlemeler yapılmalıdır’ fikrini ileri sürmektedir.
Ülkemizde 35 bin köy (ve bir o kadar da köyaltı yerleşim) de toplam 14 milyon kişi yaşamakta, bunun 19 bini orman köyüdür ve bu köylerde 7 milyon insan yaşamaktadır. 3.6 milyonu faal nüfustur. Bunun da 2 milyonu gizli işsizdir. (5. 8 milyon aile veya 2 milyon gizli işsizdir orman köylerinde) Tüm köylerdeki gizli işsiz sayısının 6 milyon olduğu tahmin edilmektedir.
1757 sayılı toprak tarım reformu yasasına göre sulu şartlarda 300 Da., susuz şartlarda 475 Da. optimal aile arazisi sayılmaktadır. Bölgelere göre değişiklik gösteren bu rakamı baz alırsak; Türkiye’nin tarım/veya toprak sistemini yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. I. -IV. sınıf araziler Türkiye topraklarının %34′ünü teşkil etmektedir. Topraklarımızın %60′ı ise otlak ve ormana elverişli V. -VI. ve VII. sınıf arazilerdir. %4. 4′ü ise tarımsal kullanışa elverişsiz VIII. sınıf arazidir.
Tüm bilimsel veriler V. -VII. sınıf arazilerin sürekli bitki örtüsü altında tutulması gerektiğini zorunlu bir koşul olarak işaret etmektedirler ve dünya, meyve ormanları ile (agroforestry) hem ormanları en alttan bir koruma kuşağına almakta, tahribini önlemekte; hem de başta orman köylüsü olmak üzere ekonomik önemi olmayan köylüyü ekonomik bir değer oluşturucu olan çiftçi haline dönüştürerek ona üst düzeyde standarda sahip yeni bir yaşama biçimi sunmaktadır.
Yaklaşık 20 milyon Hektar toprak rezervi bu şekilde sunulursa; 2. 5 milyon Hektar tarım toprağının da geçim zorluğu, tarımın cazip olmaması, terör ve şehrin rant cazibesi yüzünden boş bırakıldığı düşünülürse, nadasa bırakılan yaklaşık 5 milyon Hektar arazinin de en azından karunga ve fiğ gibi kaliteli yem bitkisi ekilerek değerlendirilmesi koşuluyla büyük bir toprak rezervi oluşturulmuş olur.
V. -VII. sınıf araziler teraslanarak, uygun yerler riperlenerek, terasa uygun olmayan yerler cep sekilerle veya karık yöntemiyle ağaçlandırılarak; çok az olan küçük su kaynakları değerlendirilerek veya son yıllarda Orta Anadolu’da susuz şartlarda ceviz, Malatya’da kaysı yetiştiriciliği örneğinde olduğu gibi meyve bahçeleri bu en az 20 milyon Hektarlık alana tesis edilmelidir. Ceviz, badem, kaysı, kiraz, vişne, elma, narenciye, kestane, bağ, zeytin’ gibi meyveler çok büyük alanlara büyük çiftlikler biçiminde yetiştirilerek; işlemeli tarımın son sınırındaki I. -IV. sınıf arasındaki araziye nefes aldırılır, yeni ve büyük bir toprak rezervi ortaya konur, en önemlisi sürekli bitki örtüsü altında hem toprağın kalitesi artar, hem de erozyon önlenir. Aynı zamanda orman üzerindeki tüm baskıyı kaldırır.
Kasaba modelinden hareketle merkez köyler oluşturularak eğitim, sağlık, tesisleri ile sosyal yaşamı zenginleştiren tesisler bu merkezlere kurularak, şartlara göre belli sayıdaki guruptan oluşan köylere kurulan tesisler tek köye kurularak devletin altyapı yatırımları azaltılır; ayrıca elde edilecek tarımsal ürünü mamul maddeye dönüştürecek kırsal sanayi tesisleri de bu merkez köylerde planlanarak; verime ve üretime dayalı çiftlik sistemine geçmek mümkün olur. Çiftçi Birlikleri, Kooperatifler, Ziraat Odaları fonksiyonel kılınarak üretim planından pazarlamanın son noktasına kadar devletin yükünü yüklenerek dünya standardında ve rekabet ortamında ekonomik bir faaliyet olarak yeni bir tarım sistemi oluşturulur.
Bu yapıldığında, Türkiye’nin en temel meselesi olan tarımın can damarı toprak, bir sorun olmaktan çıkar. Ülkeyi, birçok yönden besleyen zengin bir kaynağa dönüşür.
Dünya’nın yürüdüğü yerde biz durursak…
Badem, ceviz. . derken klasik ihraç ürünlerimiz tütün, incir, üzüm. . dünya piyasasında %70 üzeri üretimle söz sahibi olduğumuz ancak artık ihraç sorunları yaşamaya başladığımız fındık ve kaysı’ Kendi kendine yeten 9 ülkeden birisi olma masalı’ çöken hayvancılığımız’ Bir yılda et ithalatına harcayacağımız parayla ayağa kaldırabileceğimiz hayvancılık’ Erzincan, Erzurum, Bayburt, Kars ve Ağrı’da yok olan hayvancılık sektörü’ 1997 yılında Bayburt pazarı: Makarnadan yumurtaya, yoğurttan bakliyata pazarda satılan hiçbir şey Bayburt’ta üretilmiyor’ Ve ekmeğini şehirden almazsa aç kalacak köylü’
Sanki seferberlik sonrası gibi terkedilmiş köyler, bomboş meralar, ekilip biçilmeyen tarlalar’
Toplam çalışan nüfus içinde tarım sektöründe çalışanların oranı %47, ama bunlar milli gelirin ancak %16’sını üretiyorlar’ Aynı oran AB’de %4 ancak oradaki tarımsal üretim bizimle kıyaslanmayacak kadar yüksek. . Toprakları Konya‘dan küçük Hollanda‘nın tarımsal ihracatı, bizim toplam ihracatımızdan fazla. . Yunanistan‘ın tüm tarım arazisi bizim arpa ektiğimiz alan kadar 3.9 Milyon Ha. 160 bin kişinin çiftçilik yaptığı Belçika‘nın tarımsal geliri 100 milyar dolar, 23 milyon insanın tarımda ihtihdam edildiği Türkiye’nin tarımsal geliri 25 milyar dolar. (1993)
Hiç kimse ‘efendim, Türkiye’nin şartları” demesin’ Bilimin doğruları her yerde doğrudur. 47 bin ton badem üretip 145 bin ton badem satın alıyorsak, bunun için de birkaç yüz milyon dolar para harcıyorsak ve bademin anavatanı Türkiye ise’ Bütün susuz alanlarımıza badem eksek, su bile istemeyen bu meyve Türkiye’yi ihya eder. Ya ceviz? Kerestesi için kese kese bitirdiğimiz ceviz’ Şimdi ancak tükettiğimiz cevizin%10′unu üretebildiğimiz’ Tükettiğimizin %90′ını kilosu 5 dolardan Bulgaristan, Moldovya, Ukrayna, Kırgızistan, Özbekistan ve İran’dan aldığımız ceviz’ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Salih Büyükuğur feryat ediyor: ‘Tarım Bakanlığı ceviz üretimini teşvik etmeli, Bulgaristan’da otoyol kenarlarına ceviz dikiliyor, hem meyvesi hem kerestesi değerli” (Akşam, 3 Kasım 2002)
Örnekleri uzatmak mümkün’ Ektiğimiz buğdayın sadece tohumunu değiştirerek dekara verimin 200 kg. ‘dan 300 kg. ‘a çıkması halinde, (yaklaşık 5 milyon Ha. yeni ekin alanı kazanımına eşittir) tüm buğday üretiminin %50 artırılabileceğini iddia ediyor tarımcılar, bu da birçok ülkenin buğday üretimini aşar’
Ne yapmalı?
Öncelikle tarımın bir toprak meselesi olduğunu kavramalı ve tarım toprağı, orman toprağı, mera toprağı, demeden tümünü çevrenin asli unsuru olarak, ülkemizin ve milletimizin geleceğinin teminatı olarak;dünyanın özellikle erozyonda en sorunlu bölgelerinden başta geleni (dünya toprak kaybının 1/50′i Türkiye’den) olarak ele almak’
1957′ye kadar tarımı en az bizim kadar sorunlu olan Avrupa, Roma Anlaşması ile AET’nu kurunca;bürokrasisinin, mevzuatının, bütçesinin %80′ni bu en sorunlu alana, tarıma tahsis etti. Öncelikle de tarımı tarif etti: Bitkisel ürünler(orman dahil), hayvansal ürünler, su ürünleri ile bunların ilksel dönüşümünden elde edilen ürünler olarak algıladı. Roma Anlaşması’nın 39. maddesine göre OTP (Ortak Tarım Politikası)’nın amaçlarını belirledi. Ortak piyasa düzenleri, ortak tarımsal fiyatlar, tarımın ortak finansmanı ve en önemlisi yapısal reformlarla bugünkü zirveye ulaştı. Hastalıktan sağlığa kavuşturduğu tarımsal yapı ile tarımın tüm alanlarında (avcılık, balıkçılık, ormancılık dahil) milyonlarca kişiye iş imkanı sağladı. OTP’nin en can alıcı yönü: Ancak tarımsal yapı yönünden güçlü işletmeler ve bölgeler teknik ve biyolojik yöndeki gelişmelerden tam anlamıyla yararlanabilirler’
AB ve Türkiye arasında ekonomik sorunlar ve tarım ekonomisi:
| Türkiye | AB (15 ülke için) | |
| Nüfus | 370 milyon | 70 milyon |
| Yüzölçümü | 313 milyon Ha. | 78 milyon Ha. |
| Toplam Tarım İşletmesi(Milyon) | 7 | 4 |
| Tarımda Çalışanların Payı | %5 | %47 |
| Toplam Tarım Alanı (Milyon Ha. ) | 149 | 25 |
| Tarımın GSYİH içindeki payı | %2 | %14 |
| Ortalama İşletme Büyüklüğü(Dekar) |
263 | 54 |
AB, Türkiye’nin sorunlu tarımından ürkmektedir. Daha önce İspanya, Portekiz ve Yunanistan tarımı AB’yi çok yormuştur. Bu durumu, yani Türkiye’nin tarım sorununu çözmeden AB’ye üyeliğin mümkün olmadığını doğrudan veya dolaylı yoldan söylemektedirler. AB Tarım Komisyonu Başkanı Dr. Franz Fisher, tarımda 21. yy hedefini şöyle ortaya koyuyor: İhracata yönelik, tamamen rekabete dayanan, çok amaçlı (çevre, sağlık, sosyal koşulları gözeten), verimliliği ön plana alan ve sürdürülebilir politikalar’
Türkiye’nin önünde iyi değerlendirildiğinde makul bir süre var. Bu sürede yapısal sorunlarını tamamlar Türkiye. Bugün sorun olan tarımı, yarın kalkınmasının ve yaşam standardının yükselmesinin temel dinamiği yapabilir. Bugün sorun olan genç nüfusunu, işsiz ve mesleksiz insanını, eğitip yönlendirerek üretimin direği biçimine dönüştürebilir. Tarımın yeniden yapılanmasının doğuracağı verimlilik artışı ve oluşacak toprak rezerviyle canlanacak endüstriyle tarım dışında 6 milyon yeni iş imkanının oluşması sonucu, tarımdaki istihdamın %10′a gerilemesi mümkün görülmektedir. Toprağını, ormanını korumaya alır, köylülükten çiftçiliğe geçerek; elde ettiği ürünleri kırsal sanayi tesislerinde işleyip mamul haline getirerek ve dünya ölçeğinde pazarlayarak sıçrama yapabilir Türkiye’ Hem kendi insanını dünya standardında besler, hem tarıma dayalı sanayiye yeterli hammaddeyi temin eder. Kuracağı meyve ormanları bu işin başlama noktası olur. Ormanın ve işlemeli tarım yapılan I. -IV. sınıf arazinin üzerindeki yok edici baskıyı kaldırır. Dünya standartlarına göre sürekli ağaç örtüsü altında bulunması gereken V. -VII. sınıf arazileri teraslayarak, meyve ormanlarına ve bağa dönüştürerek hem erozyonu önleyip, en değerli varlığı toprağın bir yılda 1. 2 milyar ton ve 87. 5 milyon tonluk (bir yılda Amunyum Sülfat etkili maddesi ölçeğinde Türkiye’de 8.9 milyon ton gübre tüketilmektedir. Erozyonla yok olan bitki besin maddesi gübre ile verilenin 9.8 katıdır.) bitki besin maddesi ile yok olmasını önler, geleceğini garantiye alır, hem de insanını işe kavuşturur.
Agrindus (Agro + Industries) yardımıyla köy ile kenti, tarım ile sanayiyi buluşturarak ürettiği hiçbir şeyi ham satmayacak, mutlaka dünya pazarlarının arzu ettiği mamul maddeye dönüştürerek pazarlayacaktır.
Nasıl Yapmalı?
Tarım, Orman ve Çevre Bakanlıkları tek bakanlık olarak düşünülmelidir. Yapılacak uygulama her üç Bakanlığın da görev alınını kuşatıcıdır.
- Bu bakanlıkların ilgi alanındaki her şey kayda alınmalı, envanteri çıkarılmalıdır. Toprak haritası ve mevcut durum ortaya çıkarılmalıdır.
- Toprak rezervi ile birlikte tüm Türkiye toprağı yeniden ele alınıp, kişisel mülkler ayrı yöntemle toplu çiftliklere dönüştürülerek; hazine arazileri ve özellikle meyilli alanlardaki V. -VI. sınıf araziler, gerekli toprak muhafaza tedbirleri alınarak, geniş alanlarda ve tek tip meyve çiftlikleri kurularak, konularında eğitilmiş genç çiftçilere mülk olarak sahiplendirilmelidir. Bölgelere göre çiftlik miktarı belirlenmeli, miras hukukundaki düzenleme ile bölünmemesi sağlanmalıdır.
- Yapılacak tüm yatırım Türkiye’deki 26 yağış havzasına göre planlanmalıdır. Böylece, bütün beş yıllık planların tarım, orman, ve çevre özel ihtisas komisyonlarının ortak talebi, uygulama konulmuş olacaktır.
- Can çekişen hayvancılık, 5 milyon hektarlık nadas alanının da yem bitkileri teşvikinden yararlanarak, toplu ve büyük hayvancılık işletmelerine yönlendirilerek ayağa kaldırılmalıdır.
- Toprak, insan ve imkan buluşturulmalıdır.
- Kırsal sanayi uygulaması, hem ürünün işlenerek pazarlanmasını sağlayacak hem de kırsal alanın yaşanabilir, iş imkanlı alanlara dönüşümünü gerçekleştirecektir.
- Su, aynı yere damlayarak mermeri deler. İstikrarlı bir tarım siyaseti, uygulamayı başarılı kılar.
- Çok zor gibi görünen tarım sorununun bir de kolay yanı vardır. Masaldaki gibi basit ve kolay: Atın önündeki eti ite, itin önündeki otu ata verip ikisini de ölümden kurtaran masal kahramanı gibi tarımın sorununu basitleştirerek çözmek gereklidir.
- Yüzlerce yıldan beri devlet adamları tarafından sorunun doğru algılanmasına rağmen, kararlı uygulama olmadığı için çözülemeyişi, İskender’in kılıcıyla kördüğümü kesmesi gibi çözülerek, istenilen sonuca ulaşmak mümkün olacaktır.
Türkiye’nin tarım politikası üzerine görüşler
REİSİCUMHUR KEMAL ATATÜRK’ÜN
TBMM’NİN V. DEVRE 3. TOPLANTI YILINI AÇIŞ KONUŞMASI’ndan (01/11/1937)
(….) Şimdi arkadaşlar, ekonomik hayatımızı gözden geçireceğim. Derhal bildirmeliyim ki, ben ekonomik hayat denince, ziraat, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün nafia işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir kül sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatmalıyım ki, bir millete müstakil hüviyet ve kıymet veren siyasi varlık makinasında, devlet, fikir ve ekonomi hayat mekanizmaları, birbirlerine bağlı ve birbirlerine tâbidirler; o kadar ki bu cihazlar birbirine uyarak aynı âhenkte çalıştırılamazsa, Hükümet makinasının motris kuvveti israf edilmiş olur, ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir milletin kültür seviyesi, üç sahada: devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve başarıları neticelerinin hâsılasile ölçülür.
Sayın Millet Vekilleri,
Milli ekonominin temeli ziraattır. Bunun içindir ki, ziraatta kalkınmaya önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.
Fakat, bu hayati işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce, ciddi etüdlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lâzımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar başlıca şunlar olabilir :
Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lâzımdır. Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirilmeden alınmalıdır. (….)
Memleketi iklim, su ve toprak verimi bakımından ziraat bölgelerine ayırmak icab eder. Bu bölgelerin her birinde; köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern, pratik ziraat merkezleri kurulmak gerektir. (….)
Bir de, başta buğday olmak üzere, bütün gıda ihtiyaçlarımızla endüstrimizin dayandığı türlü iptidai maddeleri temin ve harici ticaretimizin esasını teşkil eden çeşitli mahsûllerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarını arttırmak, kalitesini yükseltmek, istihsal masraflarını azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak, için gereken teknik ve kanuni her tedbir ve vakit geçirilmeden alınmalıdır.
PROF. DR. MÜMTAZ TURHAN
TOPRAK REFORMU VE KÖY KALKINMASI
(Bedir Yayınları, 1964)
Türkiye’nin her geri kalmış memleket gibi mütehassıslara yeter derecede sahip olamaması, onun iki asırdan beri boş, neticesiz fikirler, sözde tedbirler, yeni seraplar peşinde koşmasına sebep olmuştur.
Türkiye’nin kırkbin köyüne mukabil, İngiltere’nin sathına yayılmış üçyüzbin çiftlik bulunmaktadır.
Köy toplumunun kalkınması sadece, köye su, okul, yol gibi bazı amme hizmetlerinin götürülmesinden mi ibarettir, yoksa köyün kalkınması esas itibariyle arazinin mahiyetine, toprağın vasıflarına göre belirecek en iyi, en uygun tohum vesair nebatların, gübre ve ziraat aletlerinin tayin edilmesine ve en az sayıda insanın çalışıp en büyük sayıda insanı beslemesini temin edecek bilgi, maharet, tekniğin köye götürülmesine mi dayanacaktır?
1850′de Amerika’da ziraat sahasında çalışan 7 kişi ancak 8 kişinin yiyeceğini temin edebilirken, ilim ve tekniğin ziraata tatbiki neticesinde 1950′de yapılan bir istatistiğe göre yine Amerika’da ziraatle meşgul bir kişi 9-10 kişiyi besleyebilmektedir. Bu demektir ki, köyde çalışan nüfusun takriben yüzde sekseni başka iş sahalarına geçmiştir.
‘Nitekim Ege Bölgesi’nin en büyük pamuk istihsal sahası olan Söke ovasında bu yıl düzenli işletmelerin topraktan aldığı pamuk miktarı 11 milyon kilodur, işledikleri toprak sahası ile 60 bin dönümdür [183.3 kg/dönüm]. Buna mukabil 22 milyon kilo pamuk alan küçük müstahsilin ekim sahası 220 bin dönümdür [100 kg/dönüm]. Demek ki büyük ve düzenli işletmeler, dağınık ve küçük işletmelere nisbetle aynı topraktan yüzde yüz fazla mahsül almaktadır.’ Fahri TANMAN, Milliyet, 21 Ocak 1964.
(….) geri kalmış bir memleketin kalkınabilmesi, mahsullerine hariçte
Pazar bulmak suretiyle istihsali artırmasına ve elde edebileceği dövizle sanayi sahasında yatırımlarda bulunmasına bağlıdır. Şu halde ilk iş zirai istihsalin artırılması olmalıdır. Ne gariptir ki Türkiye’de en çok ihmâl edilen husus da bu olmuştur.
ESKİ TARIM BAKANLARINDAN BAHRİ DAĞDAŞ’IN
‘TÜRKİYE’DE TOPRAK MESELESİ’ ADLI KİTABI’NDAN (1972)
- Tarım, memleketimizde milli ekonominin temelini teşkil etmekte ve nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu bu sektörden geçimini sağlamaktadır. Milli gelirin önemli kısmı tarıma dayanmakta ve ihracatımızda tarım ürünleri başta gelmektedir. Arazi varlığı, iklim şartları ve su kaynakları bakımından da tarımımız şimdiki üretimin çok üstünde bir potansiyele sahiptir. Fakat, bu potansiyel tam olarak harekete geçirilememiş, milli ekonomiye katkısı yeteri kadar gerçekleştirilememiş ve çiftçilerin daha yüksek bir hayat seviyesine ulaşması sağlanamamıştır.
- Memleketimizde şimdiye kadar tarımsal üretimde görülen artışlar, genellikle ekiliş sahasının genişlemesi suretiyle olmuş ve bu genişleme marjinal alanları dahi aşmıştır.
- Tarımsal üretim artışı süratle büyüyen nüfusumuzun besin ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak ve çoğalan miktarda ihracata imkân verecek hızda değildir.
- Tarımda verimin düşüklüğü, işletmenin küçüklüğü, nüfusun fazlalığı sebebiyle fert başına düşen gelir, diğer sektörlerdekinden çok aşağıdadır.
- Nüfus çokluğu, orman, mer’a ve tarım arazisine baskıyı artırmakta ve bu kaynakların tahribine sebep olmaktadır.
- Yurdumuzda çiftçinin muhtaç olduğu üretim maddeleri sistematik bir şekilde çiftçiye ulaştırılmadıkça çiftçi bunları zamanında ve yeteri kadar temin edemedikçe, üretimin ilkel usul, araç ve gereçlerle artırılması mümkün olmayacağı gibi onun yetiştirdiği ürünlerin toplanması, standardize edilmesi, işlenmesi ve pazarlanması organize edilmedikçe de tarımda kalkınma beklenemez.
- Bütün işletmelerin %96’sını bulan 200 dönümden küçük tarım işletmeleri satın alma ve yatırma gücünü yitirmiş ve arazileri parçalanarak üretim tekniği ile toprak ve su muhafaza tedbirlerinin yerine getirilmesine uygun olmayan bir şekil almıştır.
- Tapu ve kadastro işlerinin süratle ikmâli, mülk sınırlarının gereği şekilde belirtilmesi, her türlü kullanıma, faydalanma ve işletme haklarının düzenlenmesi şartıdır.
- Kiracı ve ortakçılar ile mülk sahiplerinin karşılıklı haklarını emniyete alacak, verimi artıracak, ortakçılarla kiracıların huzur içinde, insan haysiyetine yaraşır bir hayata kavuşmalarını imkân dahiline koyacak bir ortakçılık ve kiracılık esası getirilmesi lazımdır. (….) Yekûnu bir milyona yaklaşan ortakçıların diğer sektörlerde iş bulma imkanı yaratılmadan bu işletme şekline son vermek mümkün değildir.
- Yurt topraklarının verimli olarak işletilmesi ve birim alandan en çok ürünün elde edilmesi; mülke dayalı, teşebbüs hürriyetine sahip, ekonomik büyüklükte, düzenli ve yeter gelirli işletmeler kurulmasıyla kabildir. (AB) üye ülkelerin tarım politikalarının başında işletme tabanı ve tavan genişliklerinin büyütülmesi ve üretimin artırılması suretiyle çiftçinin gelir ve hayat seviyesinin yükseltilmesi ve bunların diğer sektörlerin sahip olduğu imkanlara kavuşturulması gelmektedir.
- Tarım işletmeleri ve arazilerin ekonomik olmayan üretim tekniğine uymayan parçalara bölünmesi önlenmeli, bu maksatla Medeni Kanunun ilgili hükümleri çalıştırılarak miras hukukuna buna göre yön verilmelidir.
- Tarımda sulardan faydalanma hakları sağlam esaslara bağlanarak sosyal ve hukuki huzursuzluğa yol açan ihtilaflar ortadan kaldırılmalıdır.
- Bugüne kadar çiftçiye verilen kredilerin büyük bir kısmı tarım faaliyetlerini etkileyecek şekilde kullanılamamış, lüzumlu miktarda kredi temin edilemediği için geniş ölçüde üretimin artırılmasını sağlayamamış olduğundan, kredi politikasında esaslı bir değişiklik yapılmasına lüzum vardır.
- Memleketimizde hayvancılık çok perişan bir haldedir. Çiftçinin beslediği sığırların süt verimi ortalaması yılda 500-600 kg arasındadır ki, bu verim yabani hayvan veriminden pek farklı değildir. Bu durum, hayvanın ıslahından önemli bir şekilde ileri gidemediğimizin bir acı örneğidir. Yurt çapında bir ıslah programının hazırlanması ve bunun kuvvetli bir organizasyonla disiplinli bir şekilde gerçekleştirilmesi şarttır.
- Mevcut ormanlarımızın korunması, geliştirilmesi, yenilerinin yetiştirilmesi, halk-orman münasebetlerinin memleket şartlarına uygun bir şekilde düzenlenmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
- Tarım araştırma, yayın, eğitim ve öğretim işleri yerine getirilmeli ve bunları yapan kamu kuruluşları ile özel sektör arasında sıkı bir işbirliği tesis edilmelidir.
- Çiftçilerin, iradeye dayalı kooperatif ve birlikler halinde teşkilatlanmaları üzerinde önemle durulmalıdır.
- Çiftçilerin üretimi artırıcı girdilere kavuşturulması, ürettikleri ürünlerin değerlendirme, pazarlama ve kredi ihtiyaçlarının en uygun şartlarla tedarik ve tevzi edilmesi bir sisteme bağlanmalıdır.
- Her su toplama havzasında ilmi ve ekonomik araştırmalara dayalı geliştirme planları ve üretim projeleri hazırlanması suretiyle yukarıda söz konusu edilen konuların bir sisteme bağlanması mümkün olacaktır.
- Tarım sektöründe bünyenin ekonomik, sosyal ve kültürel konuların böylece bir bütün halinde ele alınacak bir ‘Tarım ve Toprak Reformu’na ihtiyacı son derecede büyüktür.
23/09/1971
Bahri DAĞDAŞ
Konya Milletvekili
BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL’İN
‘TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI / SORUNLAR / ÇÖZÜMLER
SEMPOZYUMU’NDA YAPTIĞI KONUŞMA’dan (1993)
(…..) Bence Türk tarımının sorunlarına bakarken keşke bir ekonomik soruna bakabilsek. Ekonomik sorun değildir Türkiye’de tarım sorunu. Aslında tarım sorunu diye tartışmak kolaydır, ama tartışma tarım sorunu değildir; tartışma, köy ve köylü sorunudur. Tartışma çiftçi sorunu bile değildir. Çünkü henüz tarımını bir ekonomi meselesi haline getirememiş bir ülkedir Türkiye. Ekonominin kaideleri var, onlar uygulanır, ne netice çıkarsa ona gidilir; ama burada öyle değil. Zaten aslında Türkiye sorunu dediğimiz olayın kökünde yatan Türkiye’deki nüfusun %50’sinin toprağa bağlı olmasıdır. Bugün nüfusun yüzde ellisinin toprağa bağlı olmasıdır.
İşte üyesi olmak için uğraştığımız AT, 330 milyon nüfusuyla toprağa bağlı, topraktan maişetini çıkaran bu nüfusun nispeti yüzde 10, hatta onun altındadır. Eğer 330 milyon AT nüfusunun toprağa bağlı kısmı yüzde 8-10 ise bu 24-25 milyon eder. 24-25 milyon çiftçisi bulunan yahut da maişetini tarımdan çıkaran nüfusu, bütün AT’nun tarımda çalışan nüfusuna denk bir Türkiye’deyiz. 330 milyon nüfusun içinde tarımda çalışan 30 milyon, 60 milyon nüfusun içinde tarımda çalışan 30 milyon. Sorun budur.
(…..) Türkiye, bugün Avrupa’dan et alma, süt tozu alma, tereyağı alma diye bir duruma girmiştir. Yani, nüfusun yüzde 7′yle tarım yapan Avrupa, nüfusunun yüzde 50’siyle tarım yapan Türkiye’ye bu ürünleri satma durumunda. İşte bence önemli olay budur ve bu olay aslında Türkiye kalkınmasının çare bulmaya çalıştığı olaydır. Yani, Türkiye çiftçi, köylü kalarak, toprak üzerinde bu kadar nüfusunu muhafaza ederek ne kadar gayret sarfederseniz, bu alandaki sorunlarına çözüm bulamaz. Çözümsüz müdür olay? Böyle muhafaza ederseniz olay bir yerde çözümsüzdür. Madem ki çözümsüzdür, gayret sarfetmeyelim, hayır, gayret sarfedeceksiniz ve mümkün olduğu kadar tarımdaki nüfusunuzu sanayiye ve hizmetlere aktarmaya devam edeceksiniz. Bunu yapmak kolay değil. Bir kişiyi tarım, köylü nüfusu olmaktan sanayi nüfusu haline getirmek dünyanın parası, akla hayale sığmayacak kadar yüksek rakamlar. Bu da yatırımdır.
Türkiye’nin bir iki tane daha başka zorluğu var: Artan nüfus. Toprak aynı, nüfus artıyor. Her 30 senede bir toprak parçalanıyor; bir aile 30 senede 4 aile oluyor. Fragmantasyon denilen bu olay, aslında tarımın verimsizliğe gitmesindeki en önemli işlerden birisidir. Nüfusu topraktan çekemediğiniz sürece de başka yapacak bir şey yoktur. Bu olay, artan nüfusun bu topraklarda kalma mecburiyeti yahut büyük miktarda kalma mecburiyeti ise bu kaynağı tahrip ediyor. Yalnız verimsizliğe sebep oluyor değil, çevreyi, ormanı ve tabii varlıkları, doğayı tahrip ediyor, havayı ve suyu tahrip ediyor.
(…..) Bütün bu gayretler bizim köylümüzün, çiftçimizin; çünkü ben bugün köylüye hâlâ çiftçi diyemiyorum, çiftçinin normları var, köylü çiftçilik yapıyor ama henüz çiftçi değil. Çiftçi dediğiniz ekonomik normlara tabi adamdır. Girdisi-çıktısı olur, bunu dengeler ve böyle barınma sınırında değildir, hayatını koruma bakımından. Bir miktar ilerlemiştir, kendi refahını hiçbir şeye ihtiyacı olmadan kendisi tedarik etme yoluna gitmiştir. Bu kalkınmış topluma entegre olmuştur, dünyaya entegre olmaya çalışan Türkiye, kendi köylüsünü bir kalkınmış topluma entegre edebildiği zaman o köylü olmaktan çıkmıştır. O nüfus bu toplumun çiftçi üyesi olmuştur. Bu ayırımları yaparken ülkemizi kötülemeye çalışıyorum sanmayın, hayır. Gerçeği ortaya koymaya çalışıyorum; çünkü alacağınız tedbirlerin hepsi bu gerçeği düzeltmeye yönelmiş olacaktır ve başka şeyler var, verim. Henüz biz 220 kilo buğday verimindeyiz. Avrupa 500-600 kilo buğday veriminde. Yani, bir kişi Avrupa’da Türkiye’deki bir kişiden üç defa daha üretkense, biz Avrupa’nın bir kişiyle gördüğü işi 3-4 kişiyle görmeye çalışıyorsak, refah çıkaramayız. Bütün bunlar derlenir toplanır gelir dünya şartlarına. Dünya şartlarını unutarak bir şey yapamayız. Uygar dünya bugün, tarımı sanayi haline getirmiştir. (…..)
Piyasa ekonomisinin içindesiniz, piyasa ekonomisinde rekabet gücü olmayan ekonomik sektörleri ayakta tutmaya bugün kimse muktedir değildir. Yani, rekabet gücü olmayan sektör demek, kaynak tüketen sektör demektir.
CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN
‘TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI / SORUNLAR / ÇÖZÜMLER
SEMPOZYUMU’ YAPTIĞI KONUŞMASI’ndan (1993)
(…..) Tarım, Türkiye ekonomisinin doğru değerlendirilebilmesi için mutlaka bütün ayrıntılarıyla göz önünde bulundurulması gereken ana sektörü. Nüfus açısından olaya baktığımızda, tarımda yaşayan nüfusumuzun, genel nüfusumuzun çok önemli bir kısmını, yarıya yakınını oluşturduğunu görüyoruz. Demek ki tarım konuşurken Türkiye nüfusunun yarısının sorununu, refahını, yarısının geleceğini konuşuyoruz. Sosyal açıdan böylesine önemli bir konu. Ekonomik açıdan doğrudan ve dolaylı olarak çok büyük önemi var. İhracat içindeki yeri, GSMH içindeki yeri, diğer sektörlerle bağlantıları bir arada düşünüldüğünde tarımın gerçekten olağanüstü bir önemi bulunduğu görülüyor.
( …… )
Türkiye’de tarımın sorunlarının bir kısmı bizim denetimimiz dışında coğrafyadan geliyor, doğadan geliyor. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın kaçınılmaz bir biçimde bir veri olarak önümüze koyduğu bazı temel faktörler var ki, bugün tarımımızın içinde b ulunduğu durumu çok büyük ölçüde etkiliyor. Yeryüzünün belli bir boylamında, enleminde bulunuyoruz. Anadolu yarımadası üzerindeyiz. Kendisine göre bir morfolojisi, yapısı, coğrafyası var. (…..) Ortalama 1000 m. Denizden yüksekliğe ulaşan bir plato üzerinde tarım yapma durumunda olan bir ülke olmanın beraberinde getirdiği sorunlar var.
Çok yorgun bir coğrafya üzerinde yaşıyoruz; arazimizin organik madde bakımından; azot, fosfat bakımından dünyanın tarıma elverişli yöreleriyle karşılaştırıldığında avantajlı olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir görüntüsü var. (…..) Tarım açısından çok ideal bir coğrafyada, çok ideal koşullarda konuşlandırılmış bir coğrafya üzerinde olmadığımızı görerek, bilerek olaya bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
(…..) Çok kalabalık bir ülkeyiz. Nüfusumuzun büyük bir kısmı tarımda yaşıyor. Daha rasyonel bir ekonomik tercih olduğu için değil; daha verimli, ekonomik yaşam biçimleri ortaya çıkmadığı için (…..) Nüfusumuzun yarıya yakın kısmı topraktan geçirmek zorunda. Çünkü, başka bir geçim olanağı ortada gözükmüyor.
Türkiye’de tarım, sermayesizliğin, alternatifsizliğin, bir başka ekonomik uğraş şansı olmayışının doğal zorunluluğu olarak bir yaşam biçimi şeklinde kendisini gösteriyor ve Türkiye’de sermayeye dayalı katma değeri daha yüksek ekonomik faaliyet biçimleri ortaya çıktıkça, kentleşme gelişmeye başladıkça tarımdan geçimini sağlayan nüfus oranının giderek azalmakta olduğunu görüyoruz. (…..)
Türkiye’de tarımdan geçimini sağlayan 23 milyon insan var, bu insanlar 158.5 milyar dolar olan GSMH’mızın %16’sını üretebiliyorlar. Belçika’da 160 bin kişi 100 milyar Dolar üretiyor. Bu, sorunun özüdür, değiştirilmesi gereken tablo da işte budur. O 24 milyonu indirmek ve 25 milyar doları da artırmak durumundayız ve ikisini de bir arada gerçekleştirmek durumundayız. Türkiye daha az tarım nüfusuyla daha çok tarımsal değer üretebilir hale dönüşmelidir. İşin özü, aslı budur. Türkiye’nin kalkınma sorunu da bunun gerçekleşmesine bağlıdır. Nüfusun yarıya yakınını tarımda tutan Türkiye’nin kalkınma açısından çok iddialı bir hedefe sıçrayacağını ummak gerçekçi değildir, mümkün değildir. Çünkü, tarımın katma değeri başka ekonomik faaliyet türleriyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır.
(…..)
Türkiye artık iç pazara dönük tarımsal üretim aşamasından dışa dönük, ihracata dönük bir tarımsal üretim politikasına doğru tarım politikalarını değiştirmek durumundadır. (…..) Dış talebin duyarlıklarına, istemlerine, önceliklerine uygun bir üretim sorunu Türkiye’nin önümüzdeki dönemde göz önünde bulundurmak zorunda olduğu bir tarım üretim hedefidir diye düşünüyorum.
Türkiye’de tarım sermayesiz yapılıyor. Halbuki hiçbir ekonomik faaliyetin sermayesiz, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Türkiye bir anlamda tarımını sermaye girdisiyle destekleyerek daha verimli bir uğraş haline dönüştürme arayışına geçmelidir. Bir yokluk ekonomisi faaliyeti, bir zorunluluk, mecburiyet nedeniyle yapılan ekonomik faaliyet olmaktan çıkıp, tarımı bir ekonomik üretim türü haline, bir işletmecilik haline dönüştürmek gerektiğine inanıyorum.
(…..)
Türkiye’de optimum tarımsal üretime elverişli işletme büyüklüğünü üretmeye yardımcı olacak politikaların bilinçli olarak izlenmesi, bu amaçla medeni yasamızda değişiklikten tutunuz da çeşitli devlet politikalarına kadar önemli yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmek istiyoruz. Türkiye, en kısa zamanda daha makul, daha optimum büyüklükte tarımsal işletmelere sahip bir ülke haline dönüşebilmelidir, dönüşmenin yolu bulunabilmelidir.
Bütün bunları; doğa koşullarından kaynaklanan sorunları, Türkiye’deki işletme büyüklüklerinin parçalı bir yapı gösterişinden kaynaklanan sorunları ve Türkiye’de tarım kesiminin doğru, etkin bir örgütlenmeye kavuşturulamamış olmasından kaynaklanan sorunları; tarım sorununu konuşurken göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuza inanıyorum.
(….) Artık TSK TSK : Tarım Satış Kooperatifleri, Türkiye’de tarımın doğru bir örgütlenmesini sağlayacak yaklaşım olmaktan kesinlikle çıkmıştır. Bir an önce Türkiye’de tarımı, üretime dayalı olarak yeniden örgütleyecek bir yaklaşımı geliştirmeye ihtiyaç vardır. Bu Birlikler ve Kooperatifler, ne devedir, ne kuştur, devekuşu da değildir; her ikisinden gelen kusurların karmaşası ve ikisinin olumsuzluklarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış, artık tasfiye edilmesi gereken, yeni bir yapıya dönüştürülmesi gereken bir tarihi kalıntıdır. Çağdaş bir tarım düzenine yönelirken, Türkiye’nin ilk yapması gereken iş; ciddi, etkin, üretime dayalı bir ekonomik örgütlenmeyi ön plana almaktır ve bu konuda da cesaretle davranmaktır. Buna ihtiyaç olduğu kanısındayım.
(…..) Çağdaş tarım işletmeciliğinin ilginç bir yöntemi olarak sözleşmeli çiftçilik olayı hızla yaygınlaşıyor. Bunun daha hukuku yok Türkiye’de. (…..) Sözleşmeli çiftçilik olayını bir an önce yasalaştırmak, desteklemek, özendirmek, gerekli güvenceye kavuşturmak ve onu çiftçiliğimizin önemli bir yeni yöntemi halinde geliştirebilmek gerektiğine inanıyorum. (…..)
(…..)
Türkiye’nin tarımda yaşayan, kırsal kesimde yaşayan, tarımdan geçimini sağlayan nüfusunu asgari geçim koşulları içinde tutabilmek için maliyetlerinin, masraflarının ötesinde ekonomik uğraşına devam etmesini haklı gösterebilecek bir refah payıyla birlikte tarımsal üretimini pazarlama şansını onaylaması lazımdır. Bu, toplumun genel sorumluluğudur. Çünkü, tarımsal üretimin sıradan bir mal olmanın ötesinde bir anlamı vardır. Ülkenin bir anlamda stratejik bir girdisidir. (…..)
Ayrıca, tarımda yaşayan insanların kırsal kesimden kente göçüş tablosunu makul, kabul edilebilir ölçüde tutmakta büyük toplumsal yarar vardır. Burada temel nokta, tarımdan, kırsal kesimden kentlere, sanayi ve hizmet alanlarına bir göçün Türkiye için zorunlu, gerekli, yararlı olduğudur. Bunu tartışma konusu bile yapmamak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de 24 milyon insan tarımsal üretimde tutulmamalıdır. Kalkınma, onun önemli bir kısmının kentlere, sanayiye, hizmete aktarılması demektir. Dünyada nüfusun %3, 4, 5, 6 ve 8′i tarım kesiminde yaşıyor. Türkiye’de şu anda nüfusun %40′ı tarım kesiminde.
(…..)
Tarımın zaten zamana karşı bir boyun eğikliği var. (…..) Öyle bir ekonomik faaliyet ki, sonucunu, verimini, hasılasını, ürününü ancak bir yıl sonra alıyorsunuz.
(…..) Destekleme üreticiye yapılmalıdır. (….) ve destekleme politikası da genel tarım politikası hedeflerine uygun olarak yapılmalıdır. Yani, ürün desenini Türkiye’de tercih edilen desene doğru dönüştürecek, ihracata dönük bir üretim yapısını hızlandıracak şekilde işletilmelidir. Ayrıca, üretim maliyetini düşürmeye dönük ileri teknolojilerin uygulanmasına, birim başına daha çok verimin alınmasını sağlayacak yöntemlerin uygulanmasına, böylece üretim maliyetinin ve fiyatının zaman içerisinde düşürülmesine yardımcı olacak biçimde bir destekleme politikası düşünülmelidir, hazırlanmalıdır.
Bir başka temel nokta, bu destekleme politikasının olabildiğince geniş bir kabule dayalı olarak tarım kesimiyle doğrudan ilgili sektörün bir geniş oydaşmasına, kabulüne dayalı olarak şekillendirilmesi ve günlük siyasal tartışmaların etkisi dışında bunun idame ettirilmesine imkan verecek bir düzenlemenin yapılması da herhalde destekleme politikası arayışlarında büyük önem taşıyor.
AK PARTİ SEÇİM BEYANNAMESİ
‘TARIM VE HAYVANCILIK’ (2002)
Türkiye’de tarım sektörü yıllarca ihmal edilmiş, özellikle son yıllarda yaşanan derin ekonomik krizden çiftçilerimiz, köylülerimiz çok olumsuz etkilenmiştir. Uygulanmakta olan ekonomik program da tarım sektörünün problemlerine çözüm getirememiş, çiftçilerimiz daha da zor duruma düşmüştür.
Son yıllarda mazot, gübre, ilaç, tohumluk, makine gibi tarım girdilerinin fiyatlarında büyük artışlar meydana gelirken, tarım ürünlerinin fiyatlarındaki artış sınırlı kalmıştır. Örneğin, 1998 yılında 2 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilen köylümüz, bugün ancak 6 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilmektedir.
Tarım işletmelerinin verimli çalışmasında, ölçek ekonomisi çok önemlidir. Türkiye’de tarım arazilerinin nesilden nesle bölünerek intikal etmesi, ortalama tarım işletme alanının gittikçe küçülmesine ve tarımda verimin düşmesine sebep olmuştur.
Türkiye’de tarım sektörünün GSMH içindeki payı yüzde 14′e gerilemiştir. Öte yandan toplam sivil istihdamın yaklaşık yüzde 40′ı tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu nedenle, tarım sektörü sadece ekonomik politikalar kapsamında değil, öncelikli olarak sosyal politikalar kapsamında ele alınmalıdır.
Avrupa Birliği’ne üye ülkelere bakıldığında, tarım sektöründe çalışanların, toplam çalışanlara oranının sadece yüzde 4 civarında olduğu görülmektedir. Buna rağmen 2001 yılında AB’nin tarım sektörüne verdiği destek 104 milyar Euro olmuştur. AB çiftçilerinin gelirinin yüzde 35′ini devlet destekleri oluşturmaktadır. Bu oran, serbest piyasa ekonomisinin önderliğini yapan ABD’de çiftçiler için bile yüzde 21′dir.
Tüm bu verilere bakıldığında, Türkiye’de devletin tarım sektörüne destek vermek zorunda olduğu apaçık ortadadır. Önemli olan, bu desteğin ne tür projelerle ve nasıl verileceğinin iyi planlanmasıdır.
PARTİMİZİN tarım politikalarının hedefleri; ülkemizin temel gıda ürünleri açısından kendi kendine yeterli olması, verimli tarım arazilerinin sürekli işlenir halde tutulması, tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasıdır.
Bu temel hedeflere ulaşmak için aşağıdaki politikalar uygulanacaktır :
- Devletin fiyatlara müdahalesi yerine, fiyatların serbest piyasada oluşması esas alınarak, üretimin piyasa koşullarındaki talebe göre yönlenmesi sağlanacaktır. Devlet, tarım ürünlerinin ticaretini yapmayı bırakacaktır.
- Ürün borsalarının gelişmesi desteklenecek, bu borsalarda vadeli işlemlerin başlatılması için gerekli önlemler alınacaktır.
- Tarımda devlet desteği, her bölge ve her ürün için ayrı ayrı projeler kapsamında ele alınacak, programlar uygulanırken ülkemizin gerçekleri göz önünde bulundurulacaktır.
- Mülkiyete dayalı olarak uygulanan Doğrudan Gelir Desteği sistemindeki aksaklıklar giderilecek; dar gelirli çiftçileri hedefleyen bir yapı oluşturulacaktır. Arz açığı olan yağlık bitkiler, pamuk, zeytin, buğday, mısır gibi ürünlere doğrudan gelir desteği ve prim sistemi uygulanacaktır.
- Çiftçilerimizin istikrarlı ve yüksek gelir elde etmesini sağlamak amacıyla gübre, mazot,tohumluk ve tarım ilaçları gibi üretim maliyetlerini azaltıcı ve teknolojik gelişimi hızlandırıcı tedbirler uygulamaya konulacaktır.
- Arazi ve çiftçi Kayıt Sistemi oluşturmaya yönelik çalışmalar tamamlanacak, Coğrafi Bilgi Sistemi, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı ve Tarım Bilgi Sistemi geliştirilecektir.
- Tarım arazilerinin tapu kadastro işleri kısa sürede tamamlanarak, toprak ihtilafları kesin çözüme bağlanacaktır.
- Tarımsal faaliyet gösteren KİT’ler gerekli önlemler alındıktan sonra özelleştirilecek, TMO stratejik stok yönetimi çerçevesinde faaliyetini sürdürecektir.
- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yeni şartlar ve ihtiyaçlar dikkate alınarak yeniden yapılandırılacaktır. Üretici Birlikleri, kooperatifler, dernekler, vakıflar ve şirketler desteklenerek, kamunun sivil toplumla olan işbirliği geliştirilecektir.
- Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri ile Tarım Kredi Kooperatifleri özerkleştirilerek rasyonel şekilde çalışmaları hususunda gerekli önlemler alınacaktır.
- Çiftçimizi ve mahsulü risklere karşı korumak amacıyla, Risk Yönetimi araçları geliştirilecek; tarımsal sigorta sistemi, vadeli işlemler borsası, sözleşmeli tarım ve stok yönetimi araçları uygulamaya konacaktır.
- Tüketici tercihleri ve kaliteli üretime yönelik tohumluk sanayi özendirilecektir.
- Ekolojik (organik) tarıma önem verilecek ve desteklenecektir.
- Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerin üretiminde insan sağlığı ve çevrenin korunması konusunda Dünyadaki gelişmeler yakından takip edilecektir.
- Tarımsal araştırma önceliklerinin belirlenmesinde, piyasa ihtiyaçları göz önünde bulundurularak çiftçilerin talepleri dikkate alınacak; projelerin geliştirilmesinde ve uygulanmasında çiftçilerin katılımı ve katkısı sağlanacaktır.
- Ağır erozyon problemi yaşanan ülkemizde, çevreyi ve sosyo-ekonomik koşulları göz önüne alan tedbirler devreye sokulacaktır. Erozyon tehdidi altında bulunan arazilerin kalıcı bitki örtülerine tahsisi sağlanacaktır.
Hayvancılık
Ülkemizde hayvancılık sektörü yıllarca ihmal edilmiştir. Ekonomik krizlerin de etkisiyle, Türkiye et ihraç ederken, et ithal eder hale gelmiştir.
1980 yılında Türkiye’de 16 milyon sığır varken, 1999′da bu rakam 11 milyona inmiştir. Yine 1979 yılında Türkiye’de 46 milyon koyun varken, 2000 yılında bu sayı 28 milyona düşmüştür. Sığır sayısında yüzde 30, koyun sayısında yüzde 38 düşüş vardır. Bu dönemde ülkemizin nüfusunun ve milli gelirinin arttığı dikkate alındığında, hayvancılık sektöründeki gerilemenin ne kadar büyük boyutlarda olduğu daha iyi anlaşılır. Sorun, sadece hayvan sayısının düşmesi değildir. Verimlilik de düşmüştür.
Ülkemiz, hayvancılık söktürende büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak tesislerin ilk yatırım bedellerinin yüksek oluşu, nitelikli insan gücü ve ihtisas gereksinimi, ülkemizde modern tesisler kurulmasını zorlaştırmaktadır.
PARTİMİZİN hayvancılık politikaları şöyledir :
- Üretici örgütlenmeleri teşvik edilecek, daha büyük ölçekteki işletmelerin oluşması sağlanacak, böylece ölçekten doğan ekonomi elde edilecektir.
- Entegre hayvancılık işletmelerinin kurulması desteklenecektir.
- Krizden olumsuz etkilenen entegre beyaz et sektörünün kriz öncesi duruma gelmesi için gerekli önlemler alınacaktır.
- Damızlık hayvan yetiştirilen özel sektör kuruluşları desteklenecek, yerli ırklar ıslah edilecektir.
- Devlet arazilerinin uygun koşullarla özel sektör işletmelerine kullandırılması sağlanacaktır.
- Mera ıslahı yapılacak, Mera Kanunu’nun uygulanmasına işlerlik kazandırılacaktır.
- Yem bitkileri ekimi teşvik edilecektir.
- Tarla balıkçılığı özendirilecek, deniz balıkçılığına yönelik hukuki, kurumsal ve teknik çalışmalar hızlandırılacaktır. AB Balıkçılık politikası esas alınarak üretim ve pazar koşulları geliştirilecektir.
Popularity: 16% [?]

Son Yorumlar