CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN
‘TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI / SORUNLAR / ÇÖZÜMLER
SEMPOZYUMU’ YAPTIĞI KONUŞMASI’ndan  (1993)

(…..)
Tarım, Türkiye ekonomisinin doğru değerlendirilebilmesi için mutlaka
bütün ayrıntılarıyla göz önünde bulundurulması gereken ana
sektörü.  Nüfus açısından olaya baktığımızda, tarımda yaşayan
nüfusumuzun, genel nüfusumuzun çok önemli bir kısmını, yarıya yakınını
oluşturduğunu görüyoruz. Demek ki tarım konuşurken Türkiye nüfusunun yarısının sorununu, refahını, yarısının geleceğini konuşuyoruz. Sosyal açıdan böylesine önemli bir konu. Ekonomik açıdan doğrudan ve dolaylı olarak çok büyük önemi var. İhracat
içindeki yeri, GSMH içindeki yeri, diğer sektörlerle bağlantıları bir
arada düşünüldüğünde tarımın gerçekten olağanüstü bir önemi bulunduğu
görülüyor.

( …… )

Türkiye’de tarımın sorunlarının bir kısmı bizim denetimimiz dışında coğrafyadan geliyor, doğadan geliyor. Üzerinde
yaşadığımız coğrafyanın kaçınılmaz bir biçimde bir veri olarak önümüze
koyduğu bazı temel faktörler var ki, bugün tarımımızın içinde b
ulunduğu durumu çok büyük ölçüde etkiliyor. Yeryüzünün belli bir
boylamında, enleminde bulunuyoruz. Anadolu yarımadası üzerindeyiz. Kendisine göre bir morfolojisi, yapısı, coğrafyası var. (…..)
Ortalama 1000 m. Denizden yüksekliğe ulaşan bir plato üzerinde tarım
yapma durumunda olan bir ülke olmanın beraberinde getirdiği sorunlar
var.

Çok yorgun bir coğrafya üzerinde
yaşıyoruz; arazimizin organik madde bakımından; azot, fosfat bakımından
dünyanın tarıma elverişli yöreleriyle karşılaştırıldığında avantajlı
olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir görüntüsü var. (…..) Tarım açısından
çok ideal bir coğrafyada, çok ideal koşullarda konuşlandırılmış bir
coğrafya üzerinde olmadığımızı görerek, bilerek olaya bakmamız
gerektiğini düşünüyorum.

(…..)  Çok kalabalık bir
ülkeyiz. Nüfusumuzun büyük bir kısmı tarımda yaşıyor. Daha rasyonel bir
ekonomik tercih olduğu için değil; daha verimli, ekonomik yaşam
biçimleri ortaya çıkmadığı için  (…..)  Nüfusumuzun yarıya
yakın kısmı topraktan geçirmek zorunda. Çünkü, başka bir geçim olanağı
ortada gözükmüyor.

Türkiye’de tarım, sermayesizliğin,
alternatifsizliğin, bir başka ekonomik uğraş şansı olmayışının doğal
zorunluluğu olarak bir yaşam biçimi şeklinde kendisini gösteriyor ve
Türkiye’de sermayeye dayalı katma değeri daha yüksek ekonomik faaliyet
biçimleri ortaya çıktıkça, kentleşme gelişmeye başladıkça tarımdan
geçimini sağlayan nüfus oranının giderek azalmakta olduğunu
görüyoruz.  (…..)
Türkiye’de tarımdan
geçimini sağlayan 23 milyon insan var, bu insanlar 158.5 milyar dolar
olan GSMH’mızın %16’sını üretebiliyorlar. Belçika’da 160 bin kişi 100 milyar Dolar üretiyor. Bu, sorunun özüdür, değiştirilmesi gereken tablo da işte budur. O 24 milyonu indirmek ve 25 milyar doları da artırmak durumundayız ve ikisini de bir arada gerçekleştirmek durumundayız. Türkiye daha az tarım nüfusuyla daha çok tarımsal değer üretebilir hale dönüşmelidir. İşin özü, aslı budur. Türkiye’nin kalkınma sorunu da bunun gerçekleşmesine bağlıdır. Nüfusun
yarıya yakınını tarımda tutan Türkiye’nin kalkınma açısından çok
iddialı bir hedefe sıçrayacağını ummak gerçekçi değildir, mümkün
değildir.
Çünkü, tarımın katma değeri başka ekonomik faaliyet türleriyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır.
(…..)

Türkiye
artık iç pazara dönük tarımsal üretim aşamasından dışa dönük, ihracata
dönük bir tarımsal üretim politikasına doğru tarım politikalarını
değiştirmek durumundadır.
(…..) Dış talebin duyarlıklarına,
istemlerine, önceliklerine uygun bir üretim sorunu Türkiye’nin
önümüzdeki dönemde göz önünde bulundurmak zorunda olduğu bir tarım
üretim hedefidir diye düşünüyorum.

Türkiye’de tarım sermayesiz yapılıyor. Halbuki
hiçbir ekonomik faaliyetin sermayesiz, etkin ve verimli bir biçimde
gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Türkiye bir anlamda tarımını
sermaye girdisiyle destekleyerek daha verimli bir uğraş haline
dönüştürme arayışına geçmelidir. Bir yokluk ekonomisi
faaliyeti, bir zorunluluk, mecburiyet nedeniyle yapılan ekonomik
faaliyet olmaktan çıkıp, tarımı bir ekonomik üretim türü haline, bir
işletmecilik haline dönüştürmek gerektiğine inanıyorum.

(…..)

Türkiye’de optimum tarımsal üretime elverişli işletme büyüklüğünü üretmeye
yardımcı olacak politikaların bilinçli olarak izlenmesi, bu amaçla
medeni yasamızda değişiklikten tutunuz da çeşitli devlet politikalarına
kadar önemli yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmek
istiyoruz. Türkiye, en kısa zamanda daha makul, daha optimum
büyüklükte tarımsal işletmelere sahip bir ülke haline dönüşebilmelidir,
dönüşmenin yolu bulunabilmelidir.

Bütün bunları; doğa koşullarından kaynaklanan sorunları, Türkiye’deki işletme büyüklüklerinin parçalı bir yapı gösterişinden kaynaklanan sorunları ve Türkiye’de tarım kesiminin doğru, etkin bir örgütlenmeye kavuşturulamamış
olmasından kaynaklanan sorunları; tarım sorununu konuşurken göz önünde
bulundurmak zorunda olduğumuza inanıyorum.

(….) Artık
TSK  TSK :  Tarım Satış Kooperatifleri, Türkiye’de tarımın
doğru bir örgütlenmesini sağlayacak yaklaşım olmaktan kesinlikle
çıkmıştır. Bir an önce Türkiye’de tarımı, üretime dayalı olarak yeniden örgütleyecek bir yaklaşımı geliştirmeye ihtiyaç vardır. Bu Birlikler ve Kooperatifler, ne
devedir, ne kuştur, devekuşu da değildir; her ikisinden gelen
kusurların karmaşası ve ikisinin olumsuzluklarının bir araya gelmesiyle
ortaya çıkmış, artık tasfiye edilmesi gereken, yeni bir yapıya dönüştürülmesi gereken bir tarihi kalıntıdır. Çağdaş
bir tarım düzenine yönelirken, Türkiye’nin ilk yapması gereken iş;
ciddi, etkin, üretime dayalı bir ekonomik örgütlenmeyi ön plana
almaktır ve bu konuda da cesaretle davranmaktır. Buna ihtiyaç olduğu
kanısındayım.

(…..) Çağdaş tarım işletmeciliğinin ilginç bir yöntemi olarak sözleşmeli çiftçilik olayı
hızla yaygınlaşıyor. Bunun daha hukuku yok Türkiye’de. (…..)
Sözleşmeli çiftçilik olayını bir an önce yasalaştırmak, desteklemek,
özendirmek, gerekli güvenceye kavuşturmak ve onu çiftçiliğimizin önemli
bir yeni yöntemi halinde geliştirebilmek gerektiğine inanıyorum. (…..)
(…..)

Türkiye’nin
tarımda yaşayan, kırsal kesimde yaşayan, tarımdan geçimini sağlayan
nüfusunu asgari geçim koşulları içinde tutabilmek için maliyetlerinin,
masraflarının ötesinde ekonomik uğraşına devam etmesini haklı gösterebilecek bir refah payıyla birlikte
tarımsal üretimini pazarlama şansını onaylaması lazımdır. Bu, toplumun
genel sorumluluğudur. Çünkü, tarımsal üretimin sıradan bir mal olmanın
ötesinde bir anlamı vardır. Ülkenin bir anlamda stratejik bir
girdisidir. (…..)

Ayrıca, tarımda yaşayan insanların
kırsal kesimden kente göçüş tablosunu makul, kabul edilebilir ölçüde
tutmakta büyük toplumsal yarar vardır. Burada temel nokta, tarımdan,
kırsal kesimden kentlere, sanayi ve hizmet alanlarına bir göçün Türkiye
için zorunlu, gerekli, yararlı olduğudur. Bunu tartışma konusu bile
yapmamak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de 24 milyon insan tarımsal
üretimde tutulmamalıdır. Kalkınma, onun önemli bir kısmının kentlere,
sanayiye, hizmete aktarılması demektir. Dünyada nüfusun %3, 4, 5, 6 ve
8′i tarım kesiminde yaşıyor. Türkiye’de şu anda nüfusun %40′ı tarım
kesiminde.
(…..)

Tarımın zaten zamana karşı bir boyun eğikliği var. (…..) Öyle bir ekonomik faaliyet ki, sonucunu, verimini, hasılasını, ürününü ancak bir yıl sonra alıyorsunuz.

(…..) Destekleme üreticiye yapılmalıdır. (….) ve destekleme politikası da genel tarım politikası hedeflerine uygun olarak yapılmalıdır. Yani, ürün
desenini Türkiye’de tercih edilen desene doğru dönüştürecek, ihracata
dönük bir üretim yapısını hızlandıracak şekilde işletilmelidir.
Ayrıca, üretim maliyetini düşürmeye dönük ileri teknolojilerin uygulanmasına, birim başına daha çok verimin alınmasını sağlayacak yöntemlerin uygulanmasına, böylece
üretim maliyetinin ve fiyatının zaman içerisinde düşürülmesine yardımcı
olacak biçimde bir destekleme politikası düşünülmelidir,
hazırlanmalıdır.

Bir başka temel nokta, bu destekleme politikasının olabildiğince geniş bir kabule dayalı olarak tarım kesimiyle doğrudan ilgili sektörün bir geniş oydaşmasına, kabulüne dayalı olarak şekillendirilmesi ve günlük siyasal tartışmaların etkisi dışında bunun idame ettirilmesine imkan verecek bir düzenlemenin yapılması da herhalde destekleme politikası arayışlarında büyük önem taşıyor.

AK PARTİ SEÇİM BEYANNAMESİ
‘TARIM VE HAYVANCILIK’  (2002)

Türkiye’de
tarım sektörü yıllarca ihmal edilmiş, özellikle son yıllarda yaşanan
derin ekonomik krizden çiftçilerimiz, köylülerimiz çok olumsuz
etkilenmiştir. Uygulanmakta olan ekonomik program da tarım sektörünün
problemlerine çözüm getirememiş, çiftçilerimiz daha da zor duruma
düşmüştür.
Son yıllarda mazot, gübre, ilaç, tohumluk, makine gibi
tarım girdilerinin fiyatlarında büyük artışlar meydana gelirken, tarım
ürünlerinin fiyatlarındaki artış sınırlı kalmıştır. Örneğin, 1998
yılında 2 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilen köylümüz, bugün
ancak 6 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilmektedir.

Tarım
işletmelerinin verimli çalışmasında, ölçek ekonomisi çok önemlidir.
Türkiye’de tarım arazilerinin nesilden nesle bölünerek intikal etmesi,
ortalama tarım işletme alanının gittikçe küçülmesine ve tarımda verimin
düşmesine sebep olmuştur.

Türkiye’de tarım sektörünün
GSMH içindeki payı yüzde 14′e gerilemiştir. Öte yandan toplam sivil
istihdamın yaklaşık yüzde 40′ı tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu
nedenle, tarım sektörü sadece ekonomik politikalar kapsamında değil,
öncelikli olarak sosyal politikalar kapsamında ele alınmalıdır.
Avrupa Birliği’ne üye ülkelere bakıldığında, tarım sektöründe
çalışanların, toplam çalışanlara oranının sadece yüzde 4 civarında
olduğu görülmektedir. Buna rağmen 2001
yılında AB’nin tarım sektörüne verdiği destek 104 milyar Euro olmuştur.
AB çiftçilerinin gelirinin yüzde 35′ini devlet destekleri
oluşturmaktadır.
Bu oran, serbest piyasa ekonomisinin önderliğini yapan ABD’de çiftçiler için bile yüzde 21′dir.

Tüm bu verilere bakıldığında, Türkiye’de devletin tarım sektörüne destek vermek zorunda olduğu apaçık ortadadır. Önemli olan, bu desteğin ne tür projelerle ve nasıl verileceğinin iyi planlanmasıdır.
PARTİMİZİN tarım
politikalarının hedefleri; ülkemizin temel gıda ürünleri açısından
kendi kendine yeterli olması, verimli tarım arazilerinin sürekli
işlenir halde tutulması, tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasıdır.

Bu temel hedeflere ulaşmak için aşağıdaki politikalar uygulanacaktır :

  • Devletin fiyatlara müdahalesi yerine, fiyatların serbest piyasada oluşması esas alınarak, üretimin piyasa koşullarındaki talebe göre yönlenmesi sağlanacaktır. Devlet, tarım ürünlerinin ticaretini yapmayı bırakacaktır.
  • Ürün borsalarının gelişmesi desteklenecek, bu borsalarda vadeli işlemlerin başlatılması için gerekli önlemler alınacaktır.
  • Tarımda devlet desteği, her bölge ve her ürün için ayrı ayrı projeler kapsamında ele alınacak, programlar uygulanırken ülkemizin gerçekleri göz önünde bulundurulacaktır.
  • Mülkiyete dayalı olarak uygulanan Doğrudan Gelir Desteği sistemindeki aksaklıklar giderilecek; dar gelirli çiftçileri hedefleyen bir yapı oluşturulacaktır. Arz açığı olan yağlık bitkiler, pamuk, zeytin, buğday, mısır gibi ürünlere doğrudan gelir desteği ve prim sistemi uygulanacaktır.
  • Çiftçilerimizin
    istikrarlı ve yüksek gelir elde etmesini sağlamak amacıyla gübre,
    mazot,tohumluk ve tarım ilaçları gibi üretim maliyetlerini azaltıcı ve
    teknolojik gelişimi hızlandırıcı tedbirler uygulamaya konulacaktır.
  • Arazi ve çiftçi Kayıt Sistemi oluşturmaya yönelik çalışmalar tamamlanacak, Coğrafi Bilgi Sistemi, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı ve Tarım Bilgi Sistemi geliştirilecektir.
  • Tarım arazilerinin tapu kadastro işleri kısa sürede tamamlanarak, toprak ihtilafları kesin çözüme bağlanacaktır.
  • Tarımsal faaliyet gösteren KİT’ler gerekli önlemler alındıktan sonra özelleştirilecek, TMO stratejik stok yönetimi çerçevesinde faaliyetini sürdürecektir.
  • Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yeni şartlar ve ihtiyaçlar dikkate alınarak yeniden yapılandırılacaktır. Üretici
    Birlikleri, kooperatifler, dernekler, vakıflar ve şirketler
    desteklenerek, kamunun sivil toplumla olan işbirliği geliştirilecektir.
  • Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri ile Tarım Kredi Kooperatifleri özerkleştirilerek rasyonel şekilde çalışmaları hususunda gerekli önlemler alınacaktır.
  • Çiftçimizi ve mahsulü risklere karşı korumak amacıyla, Risk Yönetimi araçları geliştirilecek; tarımsal sigorta sistemi, vadeli işlemler borsası, sözleşmeli tarım ve stok yönetimi araçları uygulamaya konacaktır.
  • Tüketici tercihleri ve kaliteli üretime yönelik tohumluk sanayi özendirilecektir.
  • Ekolojik (organik) tarıma önem verilecek ve desteklenecektir.
  • Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerin üretiminde insan
    sağlığı ve çevrenin korunması konusunda Dünyadaki gelişmeler yakından
    takip edilecektir.
  • Tarımsal araştırma önceliklerinin
    belirlenmesinde, piyasa ihtiyaçları göz önünde bulundurularak
    çiftçilerin talepleri dikkate alınacak; projelerin geliştirilmesinde ve
    uygulanmasında çiftçilerin katılımı ve katkısı sağlanacaktır.
  • Ağır
    erozyon problemi yaşanan ülkemizde, çevreyi ve sosyo-ekonomik koşulları
    göz önüne alan tedbirler devreye sokulacaktır. Erozyon tehdidi altında
    bulunan arazilerin kalıcı bitki örtülerine tahsisi sağlanacaktır.

Hayvancılık

Ülkemizde hayvancılık sektörü yıllarca ihmal edilmiştir. Ekonomik
krizlerin de etkisiyle, Türkiye et ihraç ederken, et ithal eder hale
gelmiştir.
1980 yılında Türkiye’de 16 milyon sığır varken, 1999′da bu rakam 11
milyona inmiştir. Yine 1979 yılında Türkiye’de 46 milyon koyun varken,
2000 yılında bu sayı 28 milyona düşmüştür. Sığır sayısında yüzde 30,
koyun sayısında yüzde 38 düşüş vardır. Bu dönemde ülkemizin nüfusunun
ve milli gelirinin arttığı dikkate alındığında, hayvancılık
sektöründeki gerilemenin ne kadar büyük boyutlarda olduğu daha iyi
anlaşılır. Sorun, sadece hayvan sayısının düşmesi değildir. Verimlilik
de düşmüştür.
Ülkemiz, hayvancılık söktürende büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak
tesislerin ilk yatırım bedellerinin yüksek oluşu, nitelikli insan gücü
ve ihtisas gereksinimi, ülkemizde modern tesisler kurulmasını
zorlaştırmaktadır.

PARTİMİZİN hayvancılık politikaları şöyledir :

  • Üretici örgütlenmeleri teşvik edilecek, daha büyük ölçekteki işletmelerin oluşması sağlanacak, böylece ölçekten doğan ekonomi elde edilecektir.
  • Entegre hayvancılık işletmelerinin kurulması desteklenecektir.
  • Krizden olumsuz etkilenen entegre beyaz et sektörünün kriz öncesi duruma gelmesi için gerekli önlemler alınacaktır.
  • Damızlık hayvan yetiştirilen özel sektör kuruluşları desteklenecek, yerli ırklar ıslah edilecektir.
  • Devlet arazilerinin uygun koşullarla özel sektör işletmelerine kullandırılması sağlanacaktır.
  • Mera ıslahı yapılacak, Mera Kanunu’nun uygulanmasına işlerlik kazandırılacaktır.
  • Yem bitkileri ekimi teşvik edilecektir.
  • Tarla
    balıkçılığı özendirilecek, deniz balıkçılığına yönelik hukuki, kurumsal
    ve teknik çalışmalar hızlandırılacaktır. AB Balıkçılık politikası esas
    alınarak üretim ve pazar koşulları geliştirilecektir.

Popularity: 13% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar