Ormanlar yanmaya devam edecek
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
9 Ocak 2004
Temenni değil, tesbit! Siz hiç orman yangını gördünüz mü? Ben gördüm. Otuz yıl kadar önce Manisa - İzmir karayolunda. Alevler göğe yükseliyor, kozalaklar alev topu gibi fırlayıp başka yerleri de yakıyor; çatırtılar, milyonlarca canlının çığlığı gibi kulakları tırmalıyordu. O günden beri televizyonda orman yangını görüntülerini izleyemem. Tırtılların, böceklerin, hayvanların ve ağaçların feryadını duyarım. Hele de insanların…
Bizim ülkemizde yakanı boldur ormanların her nedense…
Tarla açmak isteyen yakar, piknikçi yakar, çoban yakar, yanlış yere atılan sigara yakar, anız belası yakar… En son 6 kişinin öldüğü Antalya yangını için bölge müdürü ne diyor?
Aynen şöyle: ‘Yangın bu kesimde yaşayan insanların cehaletinden, küçük menfaat ilişkisinden çıkarılmış olabilir. Bu kesime yol yapma isteği vardı. Nasıl olsa yol yapılacak deyip yangın çıkarılmış olabilir. Ya da çobanlar arasında otlak kavgası nedeniyle yangın çıkarılmış olabilir.’
Tek kelimeyle ‘korkunç’, değil mi?
İnsan kalitesinin bu düzeyde olduğu her ülkede orman yangınlarının sürmesinden doğal ne olabilir ki?
Yöneticilerin de bu durumu kanıksaması… Söylenecek hiçbir şey yok. Söz, fazla gelir.
İnsanın kanı donuyor.
Sebebe bakar mısınız? Nasıl olsa yol yapılacak, haydi ormanı yakalım! Ya da, başka çobanlarla otlak kavgamız var, gelsin orman yangını.
Yöneticide ve yönetilende bu insan kalitesi, bu anlayış sürdükçe, ormanlar yanmasın da ne yapsın?
Çok önemli sorunlarla uğraştığını zannederken esası kaybediyor Türkiye. Günlerdir gündemi dolduran olaylara bir bakın. Aslında hepsinin sebebi aynı ve tek kelime: Ciddiyetsizlik!
Daha önce de yazdım orman konusunu. Çok önemli buluyorum. Sorunun esasını ve kökten tedbirleri tekrar sunuyorum.
Ormanın GSMH içindeki yeri %0.8 (yazıyla binde sekiz). Yani yüzde bir bile değil. O da ‘yakacak odun ve yapacak odun’ olarak.
Orman içinde ve kenarında yaşayan köylü, en alt gelir grubundan. Yarısı da gizli işsiz zaten. Fukaralığın boyutunun tarife gelir yanı yok. Bu insanlara arıcılık, halıcılık vs. ile ekmek temini mümkün değil. Kendimizi aldatmayalım boşuna.
Diğer yandan, meyilli ve çıplak, IV. ve VII. Sınıf arasındaki 18 milyon hektar toprak şiddetli erozyona maruz. Sekilenerek, daimi örtü (ağaç) altında bulundurulması zorunlu.
Orman teşkilatının ağaçlandırır gibi yaptığı ve bu hızla ancak bin yılda bitireceği faaliyet, zaten yapıldığı anda yakılıyor. Orman köylüsü, kendi geçiminin düşmanı olarak görüyor bunu.
Çare ne?
Çare, yakılmayacak ve kesilmeyecek orman kurmak. Badem, ceviz, fındık, fıstık, kestane, narenciye, bağ, zeytin, kiraz, vişne, elma, armut, kaysıÖormanları kurmak.
Malatya’da 2 milyon kök kaysı dikerek, dağı taşı ağaçlandırarak, uygulamasını yaptık. Şimdi %11 devlet ormanına karşılık %13 kaysı ormanı var. Bunun üçte biri, Başmühendisi olduğum proje ile beş yılda gerçekleşti. Kaysının Malatya için 200 milyon dolar/yıl değeri olduğu, bunu işleyerek bir milyar dolara çıkarma çabasının önemi düşünülürse, işin boyutlarını doğru anlamak mümkün olabilir.
Bütün Türkiye için niye yapılmasın?
Bu yapılmadığı sürece ormanlar yanmaya devam edecek!
İçinde binlerce, milyonlarca canlı da yanacak…
Ancak insanlar yandığı zaman biraz düşüneceğiz. Sonra da ‘boşver’ deyip eski hamam, eski tas devam edeceğiz öyle mi?
Eğer bilim diye bir şey varsa öyle değil!..
Popularity: 9% [?]

Son Yorumlar