Önce insan! Ama çevresiyle…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
12 Kasım 2004
‘İnsanlık, doğanın bir parçası olarak vardır. Doğa ve doğal kaynaklar korunmadığı zaman insanlığın da bir geleceği yoktur.’
Bu yargı sizce doğru mu?
World Conservation Strategy (Dünya Koruma Stratejisi), 80’li yılarda yayınlandığında, bu konuya öncelik vererek vurgu yaptı. ‘Sürdürülebilir kalkınma’ motifi de, ‘kalkınma ile koruma’ arasındaki bağımlılığa dikkat çekerken; ‘bugünkü kalkınma için yarın yaşayacak olanların mutluluğunu çalmama’ olarak özetlenen bir kavramı hafızalara kaydetti.
Kaydetti de ne oldu?
Gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelerin kaynaklarına doğrudan ya da dolaylı el koydu, sömürdü, kendi insanının refah ve mutluluğu için, başka ülkelerin onlarca yıllık geleceğini kararttı. Daha da kötüsü, zehirli atıkların da onların denizine, dağına gömdü. Böyle bir vandalizmle harap olmaya yüz tutan; okyanusları kirlenen, ırmakları sanayi çamuru akan, ozan tabakası delinen, buz dağları eriyen dünyanın yasını da aynı zenginler kulübü tutmaya başladı.
Aslında sürdürülebilir kalkınma doğru bir model. Özellikle Türkiye için önceliği var. Türkiye, kör-topal sanayileşirken çevreyi feda etti. Çok da önemli bir katkısı olmayan üçüncül sınıf ‘kaba’ sanayi çevreyi mahvetti. Önce Haliç’in, Marmara’nın başına gelenler, Ege’nin, Karadeniz’in ve Akdeniz’in de başına geldi. Irmaklarımız toprak ve zehirle karışık bir çamur olarak akmaya başladı. Toprağımızın kreması erozyonla aktı gitti. Geriye verimsiz bir bozkır kaldı. Bulduğumuz her temiz şeyi kirlettik hasılı.
Bizim kendi ülkemize özensizliğimizi görenler de vatanımızı çöplük olarak kullanmaya başladı.
Bizim yaşadıklarımızın bir kısmı, belki biraz daha alçak dozda, sanayileşmiş Avrupa ülkeleri de yaşadı. 1984’te toplanan OECD Çevre Komitesi’nin tercih değiştirmesi bu yüzdendir. AB üyesi ülkelerle birlikte birçok dünya ülkesi, ‘sonradan iyileştiren ve düzelten’ çevre politikaları yerine, ‘önceden tahmin eden ve önleyen’ politikaları tercih etmeye karar verdi.
Bütün bunları niye yazdım?
Çevre, ormanla birlikte bir bakanlığın sorumluluğunda. Türkiye gibi, çevre problemlerinin büyük oranda yanlış tarım düzeninden kaynaklandığı ülkelerde, çevreyi ıslah etmenin yolu, doğru tarım (ve orman) politikalarından geçer. Tarım politikası ile orman politikası senkronize olmadığı zaman, asıl sorun çevrede başgösterir.
Türkiye’de bu uyum yok. Uyum olmadığı gibi, bu günlerde tartışılan ‘toprak muhafaza ve zirai sulamayı’ da uhdesinde bulunduran köy hizmetleri’nin yetkilerini illere bırakmak, havza bütünlüğünü bozma sonucunu doğurabileceğinden, ileride telafisi mümkün olmayacak vahim sorunlara yol açabilir diyorum. Geçmişte Köy Hizmetleri ile yürütülmeye çalışılan hizmetlerin de yeterli olmadığını eklemeliyim. Asıl yapılması gereken, 26 yağış havzasının, 26 büyük vilayet gibi düşünülmesiyle yeniden düzenlenecek idari yapılanma olmalıydı. Ne yazık ki, hükümet, henüz böyle düşünmüyor ve zaman kaybediyor.
Çevre (ve Orman) Bakanı, Türkiye’deki çevre harabiyetinin Çernobil’den daha kötü olduğunu belirtirken doğru söylüyor. Yanlışı ise, Çevre (Orman) ve Tarım Bakanlığı başta olmak üzere Sanayi Bakanlığı, TOBB; T20B, ilgili mühendislik odaları, belediyeler, çevre STÖ’leri, TEMA gibi birçok kurumun da katılmasıyla bir seferberliğin başlatılmamış oluşu.. Yazılı ve sözlü basın, bu ortak paydayı oluşturana kadar konuyu tartışmalı, derinleştirmeli, gündemde tutmalı.
Hiç kimse yaklaşan kıyametin farkında değil!
Türkiye, kendisi için özel bir çevre stratejisi benimsemeli. Toplumun her kesimi özenle buna uymalı. Çok yakın bir zamanda geleceği tahmin edilen çevre felaketini, akıllı bir öngörüyle çevre mutluluğuna dönüştürebilmeliyiz.
İnsanın kutsallığına, yaratılan çevre bütünü içerisinde inanan herkes bu konunun fanatiği, militanı, misyoneri, takipçisi olmalı. Hergün bıkmadan, usanmadan konunun bir yönünü konuşabilmeliyiz.
Ki; kültürümüzün bilinçaltında ‘biraz sonra kıyamet kapacağını bilsen, elindeki ağacı dik!’ biçiminde müthiş bir yönlendirme var.
Sorun sadece bizlerde galiba… İnsanımızda, yönetimimizde, kafa yapımızda… Kopacak çevre kıyametini ciddiye almamamızda!..
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar