Önce dostluklar ölür sonra dostlar…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
31 Temmuz 2004
Bir roman adı: Dostlukların Son Günü. Selim İleri’nin. Geriye dönüp bakalım, o son güne, son günden bir öncesine ve sonrasına..
Özenle yürüttüğünüz nice arkadaşlıkların, birçok sınavdan geçmiş dostluklarınızın eski yoğunluğunu taşımadığını hissedersiniz bir anda. Yüreğiniz burkulur, kederlenirsiniz. Geleceğini az-çok tahmin edebiliyorsanız daha da artar üzüntünüz.
Sudaki tahta parçası gibi, taş attıkça uzaklaşır sizden. Yokolup gidecektir. Geride, bir yara gibi iz bile bırakmadan. Hiç olmamışcasına. Her hatırladığınızda hayıflanacaksınız, bir alev yakacak boğazınızı. Kimyanız değişecek…
Ama hayat sürecek.
Aslında, dostlukların ‘fırtınayla borayla denenmiş arkadaşlıkların’ günbegün erimesindeki en kötü taraf; elini tutarak çektiğiniz insanın, sizden güç alan insanın, artık size ihtiyacının kalmadığını sanması.. En üzücü yanı bu..
Sadece dostluklar mı? Akrabalıklar da böyle, ilişkiler de. Kan bağı olan yakınlar da bile geçerli bir kural bu.. Bir gün bakıyorsunuz, bir şeyler eskisi gibi değil. Can çekişiyor uğruna nice bedeller ödediğiniz bir sıcaklık, yok oluyor. Soluğu tükeniyor. Siz de bunu, her anını yüreğinizde duyarak yaşıyorsunuz.
Resim siliniyor zihninizde, çizgilerini yitiriyor, bulanıklaşıyor.
O canlı ‘merhaba’, o sıcak ‘selam’ yok oluyor.
Sizin de hayatınızda vardır böyle sahneler. Dostluk üzerine yazdığım yazılara gönderdiğiniz e-mailler, aldığım telefonlar, mesajlar; nasıl bir kırılgan fay tabakası üzerinde oturduğumuzu çok iyi gösteriyor.
Bizde, hepimizde ham kalan, kamilleşmeyen bir yan mı var? Dünyanın bize verdiklerini, yanlış mı algılıyoruz? ‘Erk’ başta olmak üzere, sağlık, güzellik ve olanaklar… bize verilenler bizim mi acaba? Bizim olan ne var hayatımızda?
İpini çektiğinizde dökülen yığınla yama…
Ve insan çırılçıplak…
Ne yazık ki, kızgın sac üzerinde yürüyen ayı gibi kimse olanın bitenin farkında değil. Tüm duygu ve duyargaları, ayağını yakan ateşte, ‘erk’te yani. İşin tuhafı yandığının da bilincinde değil. Hele seyredenler.Bütün bunlar oyun kavramı içinde sanki. Yanan da, izleyen de oyun sanıyor. Bir tek yakan biliyor yaktığını.
Ölümle ilgili ne çok olay yaşadık son günlerde.. Depremler başta olmak üzere, yanlış ve bilimdışı yapılanmamızın, hepimizi üzen sonuçları. Acılar,acılar… Doğal olaylarla olsun, onun dışında olsun,ölüm ve yıkımla sonuçlanan her şey, bizim, olmayan bilim anlayışımıza vurulan bir darbe değil mi?
Silbaştan her şeyi değiştirmemizi ikaz ediyor olup bitenler; en başta da düşünce yapımızı… Olaylara bakış biçimimizi.. İçsel ve dışsal ermişliğe, bilgeliğe çağırıyor sanki bizi ‘sur’.
Herkesin sevdikleri gidiyor birer birer.
Bana öyle geliyor ki dostlarımızdan önce dostluklarımız ölüyor. Eğer dostluk baki olsa, ölüm nedir ki.. Neyi değiştirir ölüm? Hepimiz biliyoruz ki sinemadaki film, aynadaki görüntü gibiyiz. Ayna kırılıyor; görüntü yerde, toprakta…
Ama dostluklar yürekte.. Eğer ‘dostluk’sa..
Ne diyor Bizim Yunus?
‘Manada götürmüşler kardaştan yar yeğrektir
Oğuldan dahi tatlı eğer doğru yar ise
Gördün yarin doğrudur başın koy ayağına
Çıkar ciğerin yedir eğer çaren var ise.’
Aydın Bolak’ın ölümü bana başka bir insanı; dostluk dervişi, dostluk yorumcusu, yaşamanın ve ölümün ustası Fethi Ağabey’i, tam ve tekmil adıyla Gemuhluoğlu Fethi Beg’i hatırlattı.
Ne diyordu Fethi Ağabey?
‘İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak…’
Türkiye’nin asıl meselesi bunlar değil mi? Bu dostluk olmasaydı Aydın Bolak’la Fethi Ağabey bunca insanın yetişmesine ‘vesile’ olabilir miydi?
Gerisi.. Bir temenni ve teselli Hacı Bayram Veli’nin sözleriyle: ‘Bayramım imdi, bayramım imdi- Bayram ederler yar ile şimdi’
Öyle değil mi?…
Arada ‘dost’luk varsa öyle!…
Teşekkür: Dr.Tanju Tütüncü.. Hekimlik ve insanlık örneği… En içten,en candan teşekkürler Ankara Numune Hastanesi’den Dr. Tütüncü’ye.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar