Halkımızın engin zekasının dilimize armağan ettiği, sırrını içinde barındıran, son günlerin modası bir söz.

Her şeyden önce, geleneksel yapımız içerisinde, erkek eğemen toplumumuzun bir özeti: Çünkü, sözkonusu olan bir erkek!

İkinci olarak, bu erkek, hayatının en güzel çağını yaşıyor. 20 yaşlarında. Herkesin, o yaşı geçtikten sonra hayıflandığı, o yaştakilere de gıptayla baktığı bir dönemin tadını çıkarıyor.

En önemlisi, 20 yaşlarındaki bu genç erkek, şu anda çok farklı bir statüde, ayrıcalıklı, çok özel bir konumda. Onun kendine özgü giysileri, herkesten farklı yaşantısı ve olağanın dışında bir havası var.

‘Bir tek düğmesinin koparılması’ bile altı aydan başlıyor…

O’nun herşeyi özel, cezası bile…

Çünkü, O şimdi asker!

Bu düşünce, günümüze dek varlığını sürdürdü. Analar, çocuklarını askere gönderirken, yetiştirdiğiyle övünen gizli bir gurur taşıdılar. Hatta benim rahmetli anacığım gibi, 1975’deki kısa dönem yedek subaylıkta, toplam üç ay askerlik yapmamıza rağmen, askere gittim diye kurban kesip dağıtma boyutlarında abartılı coşkunluklar yaşayanlar, her zaman olacaktır.

Değişen zaman, düşüncede de değişiklikler gerektirir. Düşünce değişmeden kalırsa, yeni durumlara göre yeni açılımlar gelmezse, gerilik başlar.

Bütün gazetelere gelen bedelli askerlikle ilgili e-postalar düşündürücü. Bunlara askerlikten korkan üç beş haytanın paniklemesi olarak bakmak yanlış olur.

Genelkurmay’ın da bunları dikkate aldığını, çağdaş bir çözüm üreteceğini zannediyorum. Genelkurmay Başkanı’nın akademi konuşmasında, milli güç tarifinde ekonomiyi öne çıkarmasını, milli ekonominin ulusal strateji tayinindeki önceliğine vurgu olarak anlamak mümkün.

Bedelliyi ya da başka bir çözümü, ekonomiye katacağı söylenen üç beş kuruşa tamah ederek düşünmemek gerek. Eğer, elde, yetişmiş, işini kurmuş, ekonomiye katkıda bulunan, istihdam oluşturan bir ekonomik güç varsa; askerlik de bunları daha ekonomik bir değerlendirme biçimiyse sorun yok. Türkiye, bunları askere alarak, ekonomiye daha çok katkıda bulunduracaksa ne iyi.

Bunların ekonomiden alıkonması, tam tersine, bazı köşe taşlarını yerinden oynatıyorsa, onu da değerlendirmek gerekir.

Bu işe, hükümet ile ordu arasında bir güç gösterisi gibi bakmak da yakışıksız.

Böyle bir sorun varsa, bilimsel ölçütlerle çözmeye çalışmak, en doğru olanı.

O kadar çok e-posta alıyorum ki, konuyu, bana aktarıldığı gibi aktarmak zorunluluk oldu. Emaneti üstümüzden attık.

Bundan sonrası, bu işe karar vereceklere ait.

Siz bu satırları okurken, ben, ailemle birlikte, oğlum Ali Burak Ünaldı’nın, kısa dönem er olarak yaptığı askerlikte, yemin törenini izlemek için İzmir’de olacağım.

Karışık duygular… Bir yanda mantık, öbür yanda genetik duygusallık…

Bir dedem, yedi yıl Yemen’de savaşmış Hasannebizade Hacı Cumali Ağa. Onun tapu kütüklerindeki adı bu. Diğer dedem, Balkanlar’da dört yıl savaşmış Nakşi-Kadiri şeyhi Boranlı Mustafa Baba..

Ben, asker arkadaşım Şakir Süter’in de tüm ayrıntısına şahit olduğu, fiilen üç ay kısa dönem askerlik yaptım. Oğlum altı ay yapacak. Babam, süvari onbaşısı Ali Ünaldı, dört yıl askerlik yapmış oysa 1944’lerde.

Zaman değişirken, yeni durumlar, kendi koşullarını oluşturuyor.

Bu gün, dünya, ekonomik orduya doğru gidiyor. Her yaptığını, oluşturulacak ekonomik değere göre tartan bir ülke olmak zorunda kalabiliriz. Değer yargılarımız da değişebilir.

Yemen Türküsü, Osmanlı’nın yıkılışını, uzun süren savaşların ekonomi üzerindeki olumsuz etkisine bağlayan S.Yerasimos gibi tarihçileri doğrulayacak mı?

Gurbet ellerde işçi olarak çalışmayı, esaret olarak mı göreceğiz?

Bakalım…

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar