Türkçesi, mazereti olmayan yönetim demek. Daha doğrusu Prof. Dr. Ömer Dinçer öyle çevirmiş. Kitap, Bill Gates’ten Michael Dell’e kadar bilişim dünyasının 16 devinin macerasını anlatıyor. Adı da içeriğini yansıtıyor: Devlerin Arasında.

Kitap okurken; işaretler, notlar alır, başka kitaplara ya da yazarlara göndermeler yaparım, ilk okuduğum kitaptan beri.. Bu nedenle kütüphanemdeki kitapların hepsi, ikinci bir kitap yazılmış gibi, üzerinde emek çekilmiş, düşünceler ortaya konulmuş, belge niteliğine dönüşmüştür.

Kitaplarım, o kadar bana ait oldu ki, çocuklarıma vasiyet bile ettim. Ölürsem, ‘bütün kitaplarımı yakın’ diye.

Ömer Dinçer’in yıllar önce okuması için Atıf Ünaldı’ya verdiği kitabın konusu hoşuma gitti, arattım, kitabın baskısı bitmiş, bulamadım. Öyle olunca, yıllar önce, sahibinin izniyle bir fotokopisini çektirdim. Okuyunca, benden önce okuyan iki kişinin notlarına da bakmaktan gözlerimi alamadım doğrusu.

Bir kitabı çizmek, bir bakıma o kitabın vurguları ile, kendi kültürel bilincini ve birikimini dengelemek demek. Bir bakıma da kendini, o sözlerin, o yargıların karşısında, olumlu ya da olumsuz olarak ortaya koymak demek.

Kitap, genel anlamda bu bilişim devlerinin şirket yönetme anlayışlarını ortaya koyuyor. Önemi de, bu insanların sıfırdan başlayıp bir dünya devine dönüştürdükleri şirketleri, kritik zamanlarda nasıl yönettiklerini açıkça anlatmalarından kaynaklanıyor.

Birdenbire, şirket yönetmekle ülke yönetmek arasındaki benzerlikleri ve farkları düşündüm. Uluslararası bir entegre devre-yani çip- firması olan Cypress Semiconductor’ın kurucusu ve sahibi olan T. J. Rodgers’ın şu sorusu gözümü açtı: ‘İnsanlar neden kendi şirketlerini kurmak isterler?’ Ben bunu biraz politize ederek, insanlar neden başka bir parti kurmak isterler, biçimine soktum. Cevabı, soruyu soran veriyor: ‘İyi yönetilmeyen bir şirket görürsünüz ve aslında onun bütünüyle daha iyi çalışabileceğini hayal edersiniz.’

Ömer Dinçer, şimdi Türkiye Cumhuriyeti bürokrasisinin en tepe noktasında; Başbakanlık Müsteşarı. Bürokrasideki yapılanmanın yanlış olduğunu düşündüğü için, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma adıyla, çok temel değişiklikleri amaçlayan, devrim nitelikli bir hazırlık içinde(ydi).

Yani, devlet adlı şirketin daha iyi yönetilebileceğini düşünüyor(du).

Muhakkak ki, yönetim konusunda uzun süren bir çalışma sonucu, ciddi hazırlıklardan sonra bir kanaat oluşturmuştur.Yine de, Devlerin Arasında adlı kitaptaki vurguları, bence çok önemli.

Sorum şu: Türkiye’de kötü giden işler, üç yılda ne kadar düzeltildi?

Biraz daha somutlaştırayım.

Bana göre, insanımızın neredeyse % 60’na yakını, doğrudan ya da dolaylı olarak geçimini tarımdan sağlamaktadır. Yani tarım,bu ülkenin en temel sorunudur. Tarımın sorunlarını çözmeden ekonominin, ekonominin sorunlarını çözmeden Türkiye’nin sorunlarını çözmek mümkün değildir.

Bu da inanç, yürek ve akıl işidir.

Çok açık söylüyorum. Tarımda bir adım ileri gidilemedi, hatta geriye düşüldü. Bu statükoyu bile koruyamayan anlayışla ve bu kadroyla, her gün biraz daha geriye düşülmesi kaçınılmazdır. On tane bakan değişse, yine hiç bir şey değişmez.

Bir şeyin farkında olmalı:

Bütün iktidarlar, tarımda üretimi artırıcı radikal önlemleri almaya cesaret edemedikleri, statükoyu sürdürmeyi yeğledikleri için yıkıldılar. Türkiye tarımı üretici değil, sömürücü bir yapısal bozuklukta çünkü.

Türkiye’nin en öncelikli meselesi de bu.

Bu şirketin daha iyi çalışacağını hayal edelim.

Not: Bilgisayarımda bir arıza sonucu, bütün adresler ve son 20 günlük e-mailler silindi. Önemli bulduklarınızı yeniden göndermeniz ricasıyla..

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar

  • No related posts