Nesli korumak
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
23 Ekim 2004
Devletin varoluş sebeplerinden belki de en önemlisi bu. Üstelik de, Doğu devletlerinde bu konuya, tüm siyasetname’lerde öncelikli olarak değinilmiştir. Çağdaş batı normlarında ne derecede önemsendiği, anlatılagelen olaylarla kanıtlanmıştır. Siz bir gıda ihraç ediyorsanız ve gönderdiğiniz gıdada insan sağlığına aykırı bir durum tesbit edilmişse, birçok ülke o ürünün tamamını imha ediyor. Bir daha başka insanlara yedirilmesin diye…
Böyle bir yapının, yani ülkenizdeki insanlara zararlı gıdalar yedirmemenin ilk şartı, yurt içinde üretilen gıdaları titizlikle denetleyecek bir laboratuvar zincirinin var olmasıdır. Ayrıca, her gıdanın, her üretim yerinde, her tüketim bölgesinde sıkı bir biçimde bu güvenilir laboratuvarlarca denetlenmesi gerekir.
Bu laboratuvarların, insana zarar verecek tüm ayrıntıları inceleyecek gelişmişlikte ve uluslararası akreditasyona sahip olması, daha da önemlisi, çapraz denetimlerle hiçbir şekilde denetim bandından çıkmamasının sağlanması gerekir.
Yani önce insan. Bu insanı yönlendirecek çağdaş ve etkili bir mekanizmanın kurulmuş olması ilk koşul.
Bir de yurtdışından gelen gıdalar var. Nasıl, sağlıklı mı? İlaç kalıntısı taşıyor mu? Hormon kullanılmış mı? Daha da önemlisi genleriyle oynanmış hammadde kullanılmış mı? Bütün bunlar büyük sorun ve kontrol görevi verilen bakanlıkların, bu denetimi sağlayacak ne yetişmiş teknik elemanı var, ne de donanımlı laboratuvara sahip.
Yani devlet, nesli koruma sorumluluğunu yerine getiremiyor.
Bilindiği gibi bizde gıda denetimi deyince, bir türlü doğrusunu başaramadığımız, lokanta ve fırınların mutfak temizliği ile çalışanların tırnaklarının kontrolü anlaşılır. Zabıta denetimlerinde bu sahne televizyonlarca tesbit edilirdi. Şimdilerde Tarım Bakanlığı da bu furyaya katıldı.
Bir gıda işletmesinde mutfağın ve çalışanların temizliği çok önemli kuşkusuz. Ama ondan daha önemlisi hormon kullanımı ve genetik yapıyla oynanması… Ama ondan daha önemli bir şey var ve biz bunu hiç önemsemiyoruz. O gıdadaki ilaç kalıntısı. Hormon kullanımı ve genetik yapıyla oynanması. Hangi boyutta? İnsanın yapısını değiştirecek oranda hormon kullanılmış mı? O gıdanın genleriyle oynanmış mı?
Türkiye’de elmadan domatese kadar tarladan gelen gıdalarda, ilaç ve hormon ya hiç denecek kadar az,ya da insan sağlığına zarar verecek kadar çok kullanılmaktadır. Adana’dan Mersin’e, İzmir’e kadar seracılığın yaygın olduğu bölgede, tevatür olarak, yüksek miktarlarda hormon kullanıldığı yıllardır söylenmektedir. Devletin yetkili birimlerinin de ne yazık ki bu söylentiyi doğrulayacak veya yalanlayacak ciddi bir yapılanması yoktur. Zaten her sağlık sorununa, Cahit Aral’ca bakma geleneğimiz, bizim bilimdışı ve çağdışı konumumuzu en iyi biçimde örneklemektedir.
Sebze ve meyvede durum vahim. Sorun, kullanılan tohumda başlıyor. Tohum intihar ediyor. Tohumdan, tohum almak imkansız. İkinci olarak bu gıda Frankeştayn özellikler taşıyabiliyor.
İthal gıdalarda durum daha da kötü. Soyadan mısır mamüllerine kadar, artık çokça kullandığımız, özellikle çocuklarımızın her gün tükettiği mısır gevreği vs. transgenik mi? Bilinmiyor. Yani genetik yapısı değiştirilmiş gıdalarla karşı karşıyayız ve denetleyemiyoruz iddiası var.
İçtiğimiz zehirleniyor mu? Gelecek kuşaklar, genetik olarak, hormonal olarak risk altında mı? Bilmiyoruz.
Bunları denetlemek zor mu?
Çok kolay. Birkaç milyon doların başında. Bu laboratuvarlar, devlete de kurdurulmayabilir. Uluslararası denetim şirketleri, denetim masraflarını bu işten para kazananlardan alarak, uluslararası normlara göre denetim yapabilir. Devlete kırk paralık yük getirmeden…
Tekrar başa dönelim: Nesli korumak, geleceği korumaktır. Bu da devletin en büyük sorumluluğudur.
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar