Ne yapmalı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
20 Nisan 2005
Son günlerde gıdada olup bitenler herkesi korkuttu. Nasıl korkutmasın ki? Hileli gıdalar Tv’de gösterilinceye kadar ilgililer ortada yok! Kamuoyu endişelenmeye başlayınca, bir toplantı düzenleniyor. Bal sorunu, sorumluluk sahibi bir milletvekili tarafından ortaya çıkarılıyor. İzmit’te, yumurtadaki zehir konusunu Greenpeace, patatesi başkaları, tavukta hormon iddiasını bir eski hakem gündeme taşıyor.
Gıdadan sorumlu Tarım Bakanlığı’nın yaptığı tek şey; olayın inkarı mümkün olmayınca, toplantı düzenleyerek, konuyu gündeme getirenleri ‘ikna odası’na almak.
Gıdanın, insanımızın genetik geleceğini nasıl etkilediği biliniyor. Temel ödevinin ‘nesli korumak’ olduğu bilinenlerin, bu konudaki tutumunu anlamak kolay değil.
Sorunu ortadan kaldırmak yerine, sorunun konuşulmasını engellemek.
Bu anlayışın, Türkiye için zararlı olduğunu, en iyi bu iktidar bilir. AK Parti’nin çıkış nedeni, şimdiye kadar asprin tedavisi uygulanan sorunları, kökten tedbirlerle çözme iddiasıdır. Birçok konuda cesur davrandı, başarı kazandı. Tabu sayılan nice konuyu, olası sonuçlarından korkmadan masaya yatırdı, tartıştı ve çözdü.
Türkiye için en öncelikli sorun olduğu düşünülen, bu haliyle sürekli başka sorunlar üreten, gıdadan orman ve çevreye kadar geniş bir kapsama alanı olan tarımda, nedense, statüko korundu.
Tarım; yalnızca ormanlarımızın yok olması, gıdalarımızın zehire dönüşmesi, sürekli bozulan ve yeniden düzeltilemeyecek çevremiz, etten buğdaya kadar, kendi ülkemizdeki verimsizlik nedeniyle dışarıdan aldığımız stratejik ürünler demek değildi.
Büyük şehirlerdeki kapkaçtan, teröre kadar nice konunun, tarımdaki verimsizlikten kaynaklanan gizli veya açık işsizliğin şehre sürdüğü yoksul kitleler tarafından, ülkenin başına sarılan bir bela olduğu, kısa sürede görüldü.
Yani, tarım, ekonomik, sosyal, psikolojik ve siyasal sonuçlar doğurdu.
Bütün bir toplum tarafından böyle anlaşılan sorunun, ilgililer tarafından anlaşılamayacağını düşünmek, siyaset kavramının dışına taşar.
Çünkü, çözümün adı siyasettir.
Bugüne kadar neden yapılmadığının üzerinde durmaksızın, bundan sonra yapılması gerekenleri konuşalım.
Yapılması gereken nedir?
Mesela, Anadolu’nun toprak ve su hukuku, Bizans öncesinden, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerine kadar masaya yatırılmış mıdır? Arazi mülkiyet rejimi irdelenmiş midir?
Hayır!
Tarımı, günümüzde kendi koşullarına göre bilimsel olarak düzenlemiş, birimde verim konusunda doruğa ulaşmış ülkelerin, neyi nasıl yaptıkları, hangi sonuca ulaştıkları, nasıl bir değişim ve gelişim çizgisi içinde oldukları, netlikle biliniyor mu?
Hayır!
Mesela, Türkiye’nin sağlıklı bir tarım envanteri var mı?Toprağı; toprak sınıf ve alt sınıflarını, bunların miktarını, geçimini topraktan sağlayanların sayısını. Bu ve benzeri yüzlerce sorunun doğru yanıtını biliyor muyuz?
Hayır!
Bunları yapmak çok mu zor? Orman ve çevre çalışanlarını da katınca, tarımda, kamuda çalışan ve sayıları yüz binleri aşan, iyi yetişmiş, ama atıl durumdaki personeli sahaya sürmek yeterli oysa ki…
Tarımı, topraktan başlayarak planlamadıktan sonra, yanlış dikilen ağacın zehirli meyveleriyle baş etmek mümkün değil.
Bunları herkes bilebilir, ama uygulamak, sorun olmaktan çıkarmak önemlidir.
Tarımı çözmek için öncelikle toprağı çözmek gerek!
Kısaca ne yapmalı?
Zor olanı, yani…
Çok uzun bir vadede, bölgelere göre ileride bölünmeyecek şekilde çiftlikler biçiminde toprağın yeniden yapılandırılmasından başlayarak…
Zaten, ya Avrupa Birliği macerası bunu gerçekleştirecek, ya da tarım iyice dibe vurunca biz yapmak zorunda kalacağız.
Şimdi ve kendi kararımızla yapmak daha doğru değil mi?
Bizi meşgul eden başka sorunlarımız olacak, ama bugün uğraştığımız hiçbir şey, o gün sorunumuz olmayacak!
Popularity: 9% [?]

Son Yorumlar