Kim? Turgut Özal’dan sözetmek istiyorum. Yavuz Sultan Selim için tarihçilerin söylediği söz nasıl da örtüşüyor Turgut Özal’la.. ‘Onu ne uleması -bilginleri,sivil bürokratları- ,ne umerası -asker bürokratları-,ne de oğlu anladı…’ sözü.

Burada oğlu,öldükten sonra iktidarı devralan kişi olarak algılanacağı için Turgut Özal’ın kurduğu partiyi yönetenleri ‘oğlu’ olarak anlamak doğru olur.

Beklenmedik biçimde iktidar yolu açılınca,hazır olmayan nice insan,bilmediği alanda sorumluluklar aldı.. Bu ülkenin kaderini etkileyecek kararlara imza attı. Turgut Özal’a yakın görünerek,kendi adlarını parlatmaya çalıştı. Toplum da onların arkasındaki gücü gizlendiği için- göremedi ve marifeti onlardan menkul sandı.. 

Turgut Özal öldü…

Çevresindeki o dolu dolu görünen adamların,sadece bir görüntüden ibaret olduğu anlaşıldı. Kurduğu parti çöktü…

Siyaset yapanlar için ibret alınacak dersler bıraktı…

Bir siyaset adamının,birlikte sırlarını paylaşacağı adamların seçiminde özen göstermesinin ne derece hayati olduğunu gösterdi. Ölümünden sonra yakın çevresinin söyledikleri,sır sayılacak sözler,onu yargılamaya yönelikti ve o bunları yanıtlayamayacak durumdaydı.

O bir ölüydü… Ölüler de cevap veremezdi..

Ne söylerseniz söyleyin yanınıza kar kalırdı.. Öyle mi?

Ööyle değil… Başkalarının da bildiği sırlar olabilir. Açıklayamadığınız olaylar yaşamış olabilirsiniz,siz unutmak istersiniz ama,onları bilenler unutmayabilirler. Günü gelince yazarlar ya da konuşurlar,mahçup olursunuz en azından…

Yine Turgut Özal’a dönelim.

Bir yalnızdı o, hem de muazzam bir yalnız..

Onu çok az kimse anladı. Anlamış görünen büyük çoğunluk,anlamak bir yana,o rüzgarı kullanmak amacıyla yanında ve yakınında oldu… Birlikte çalıştığı bakanların ve bürokratların çoğu,partide birlikte siyaset yaptığı arkadaşları..

Hatta çok yakın akrabalarının bile,et ve kemikten ibaret Turgut Özal’ın ‘öte’sini, ‘iç’ini göremediği söylenebilir.

O yalnız ve garib yaşadı,yalnız ve garib öldü.

Tıpkı Yavuz Sultan Selim gibi…

Etrafındaki ses ve ışık,bir yanılgıdan ibaretti belki de… Bir illüzyondu her şey.. Öldü ve gösteri bitti.

Artık her şeyi söyleyebilirsiniz kötülemek için… Toplumun neye karşı çıkacağını düşünüyorsanız onunla suçlayabilirsiniz.. Etkili yerlerin nelerden hoşlanmayacağını öngörüyorsanız onunla yaftalayın… ‘Tarikatçi’ deyin, ‘üniter devlet düşmanıydı’ deyin… Farketmez.

İşte bunlardan dolayı muazzam bir yalnızdı Turgut Özal.. Yaşadığı sürece gücü de gördü,güçsüzlüğü de,yükselmeyi ve düşüşü yaşadı.. En önemlisi, ihaneti gördü…

Yusuf Bozkurt Özal anlatmıştı..Bir ramazandı.. Eşi yurtdışı gezisinde olduğu için Turgut Özal köşkte yalnızdı. Kardeşini iftara çağırmıştı. Koca köşkte iki kardeş iftar ediyorlar. Yalnız, yapayalnız ve masaya dayanıp namaz kılacak kadar hasta..

Ne büyük bir azaptır bazı yalnızlıklar, ne acıdır kalabalıklar içinde yapayalnız olmak..

En iyi Yavuz Sultan Selim anlatıyor bir gazelinde..

‘Gözlerimden aktı deryalar gibi yaşım benim/Dostlar çok nesne gördü onmadık başım benim’ beyitiyle başlayan o harika şiirinde ne güzel söylüyor o hünkari yalnızlığını..

‘Her gece altun benekli asmaniler giyip/İşbu çarh-ı pirezen olmuştur oynaşım benim’.. Bu mısralar,kendini kurallarla sınırlamak zorunda olan yönetici kişilerin,özellikle geceleri, geceye ait her şeyle başbaşa,ama herkesten uzakta yaşadıklarını hikaye ediyor.. Acıyı daha da derinleştiren şu söylemle besleyerek:

‘Ben geda gurbet diyarında kalırdım yalınız/Mihnet ü derd ü bela olmasa yoldaşım benim’..

Hasılı zor iş adam olmak..

İnsan kalabilmek nice müşkil..

Olaylardan ders çıkarmadığımız zaman,yaşanılan hayat boşa akan anlamsız bir su gibi oluyor. Hiçbir şey ifade etmiyor.

Keşki vakti zamanında Turgut Özal’a yakın olanlar,ona tutunup bir yere gelenler hiç konuşmasalar.

‘Bir İstanbul Masalı’ olarak kalmayı bilseler..

Susmak,konuşmaktan daha hayırlı gibi geliyor bana…

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar